YAĞMUR TANYILDIZ'ın röportajı için tıklayınız...
ADRB vaizi MEHMET SAVAN ile hayatından ve mesleğinden konuştuk. Ayrıca tüm merak ettiklerimizi de kendisine sorduk. Savan; “Vaiz olarak bazen bir gencin kalbine ulaşmaya, bazen yaşlı birinin yıllardır taşıdığı bir yaraya merhem olmaya çalışıyoruz” dedi…

Hoş geldiniz. Aslında akrabayız ve ailede sizi tanıyan herkesin “Mehmet konuşunca herkes dinler” dediğini de buradan söylemek isterim. Okurlarımıza da sizi tanıtmak istiyorum. Kimdir Mehmet Savan?
Bismillah... Öncelikle teşekkür ederim, bu güzel sözlerin için. Biraz iddialı bir söz ama inşallah layık oluruz. Ben Mehmet Savan. Eğitimimi Denizli İmam Hatip Lisesi ve Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladıktan sonra Diyanet İşleri Başkanlığında göreve başladım. Şuan vaiz olarak görev yapıyorum. İnsanlara dini ve manevi değerleri doğru ve samimi şekilde ulaştırmak, onları hayatlarında güzel değişikliklere teşvik etmek için çalışıyorum. Ailemizde dinî ve kültürel değerler her zaman önemliydi; bu yüzden çocukluktan itibaren böyle bir yol seçmek doğal bir gelişmeydi benim için. İnsanlarla iletişim kurmayı, onların hayatına dokunmayı seviyorum. Vaizlik benim için sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimi ve sorumluluk. Rabbim samimiyetle hizmet etmeyi nasip etsin, yeter ki niyet halis olsun.
İlahiyat okumak ve bu konuma gelmek kendi tercihiniz miydi? Ailenizde yönlendiren birileri olmuş muydu?
İlahiyat okumak tamamen kendi tercihimdi. Küçük yaşlardan itibaren dinî konulara ilgim vardı, insanlara faydalı olma arzusu da vardı içimde. İnsanın içi bir şeye yatkınsa, Allah da o yolu kolaylaştırıyor. Biz buna inanırız. Ailem bu konuda beni destekledi. Bu alanda ilerlemek ve vaiz olmak ise zamanla gelişen bir süreçti. Eğitim sürecinde ve görev aldığım dönemlerde gördüm ki, insanlara dini bilgiyi aktarmak ve onlara rehberlik etmek benim için büyük bir sorumluluk ve mutluluk kaynağı oldu. Yani hem tercihim hem de kutsal bir vazife olarak gördüğüm bir yol.
Peki, ADRB vaizi ne iş yapar? Sizce mesleğiniz toplumda yeterince tanınıyor mu?
ADRB vaizi, kısaca ADRB olarak adlandırılan Aile ve Dini Rehberlik Bürosu'nda görev yapan, dini bilgi ve rehberlik hizmetini özellikle aile, kadın, gençlik ve sosyal konular odağında yürüten bir din görevlisidir. Görevleri arasında; kadınlara, aile bireylerine, gençlere yönelik vaaz ve irşat faaliyetleri düzenlemek, seminerler, sohbetler yapmak, manevi danışmanlık ve rehberlik sunmak yer alır. Ayrıca toplumsal sorunlara karşı farkındalık oluşturmak, dini değerleri doğru bir şekilde anlatmak ve özellikle aile içi huzurun güçlendirilmesine katkı sağlamak gibi önemli bir görevi vardır. Bana göre ADRB vaizliği toplumda hâlâ yeterince tanınmıyor. Çoğu kişi "vaiz" deyince sadece camilerde vaaz veren bir kişiyi hayal ediyor. Oysa ADRB vaizi çok daha kapsayıcı ve yönlendirici bir rol üstleniyor. İnsanların manevî dünyalarına dokunmak, onların yaşam yolculuklarına rehberlik etmek çok kıymetli ama çoğu zaman görünmeyen bir hizmet olarak kalıyor. Bu alandaki hizmetlerin daha fazla tanıtılması ve kamuoyunda bilinç oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Ama farkındalık her geçen gün artıyor. Biz de bunu geliştirmek için elimizden geleni yapıyoruz.
İyi bir vaazı ne oluşturur?
İyi bir vaazın ilk şartı iyi bir hazırlık sürecidir. İyi bir vaaz hem içeriğiyle hem de sunumuyla kalplere dokunmalı ve bir iz bırakmalıdır. İyi bir vaiz hem gönle hem akla hitap edebilmelidir. Öncelikle samimiyet çok önemlidir. Dinleyiciler, konuşmacının kalpten konuşup konuşmadığını hemen hisseder. Bu konuda Nahl suresi 125. Ayet ölçüdür. “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel güzel öğütle davet et” Vaiz, anlattığını önce kendi yaşamalı; samimi olan söz gönüllere ulaşır. Vaazın temel kaynağı mutlaka Kur’an ayetleri ve Peygamberimizin (s.a.v.) hadisleri olmalı. Bunlar, konuyu hem ilahi temele dayandırır hem de derinlik katar. Özlü, sade ama etkili bir Türkçeyle anlatmak gerekir. Yaş grubu, eğitim seviyesi, sosyal yapı göz önünde bulundurularak anlatım yapılmalı. Kısacası iyi bir vaaz; bilgi, hikmet, samimiyet ve örneklikten doğar. Bununla birlikte muhatabı tanıma, ön hazırlık, sunum esnasında konsantre ve süreyi iyi yönetmeyle zirveye ulaşır.
Verilecek eğitimleri yaşlı, genç, kültürlü, kültürsüz, kadın, erkek gibi sınıflandırmadan organize etmek çok kıymetli diye düşünüyorum. Bence Peygamberimizin eğitimi de böyleydi. Peygamberimiz toplumu aynı anda eğitmişti ve herkes kendi kabı kadar eğitimden faydalanmıştı. Peki, vaiz olmanın zorlukları var mı?
Bu düşünceleriniz çok kıymetli. Söylediklerin hem eğitimin insana yaklaşım boyutunu hem de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) metodunu çok güzel özetliyor. Evet, vaizlik kutsal bir görev olmakla birlikte çeşitli zorlukları da beraberinde getirir. Bunlardan bazıları şunlardır: Her bireyin yaş, kültür, bilgi seviyesi, yaşam tarzı ve beklentileri farklıdır. Herkese hitap edecek bir dil ve anlatım yolu bulmak bazen oldukça zordur. Peygamberimizin (s.a.v.) yaptığı gibi, herkesin kabına göre konuşabilmek büyük bir maharet ister. Vaiz, sadece söz söyleyen değil, yaşantısıyla örnek olandır. Bu, büyük bir sorumluluk yükler. Söyledikleriyle yaşantısı çelişmemeli, bu da bazen kişisel olarak içsel muhasebeye ve çabaya sebep olur. Günümüz insanı çok farklı etkiler altında yaşıyor. Sürekli kendini güncel tutmayı ve derin tefekkür gerektirir. Herkes vaizin söylediklerine aynı şekilde yaklaşmaz. Kimi yetersiz bulabilir, kimi fazla bulabilir. Sabırlı olmak, eleştirileri olgunlukla karşılamak gerekir. İnsani ilişkiler yıpratıcıdır. Herkesle muhatap olmak, bazen dert dinlemek, bazen kırgınlıkla uğraşmak yorucu olabilir. Manevi olarak güçlü kalmak ve sürekli yenilenmek gerekir. Bütün bu zorluklara rağmen, bir gönle dokunabilmek, bir kalpte Allah sevgisi uyandırabilmek, bir hayatın yönünü hayra çevirebilmek paha biçilmez bir nimettir. Bu yüzden vaizlik, sabır, bilgi ve gönül işidir. Her mesleğin kendine göre zorluğu var elbette. Aslında bu mesleğin en güzel tarafı aynı zamanda en zor tarafıdır. Ama bizim işin yükü biraz daha farklı. Çünkü insanlara hitap etmek, sorumluluk gerektiriyor. Sözünüz sadece laf değildir; bazen umut olur, bazen yön verir. Davranışlarınız da hep göz önündedir. O yüzden kendinizi sürekli kontrol etmek durumundasınız. Ama bütün bu yük, bir gönüle dokunduğunuzda hafifliyor. Farklı yaş, eğitim, anlayış ve hayat tecrübesine sahip insanlara aynı anda hitap etmek. Herkesin gönlüne dokunmak kolay değil ama çok kıymetli. Az önce ifade ettiğiniz gibi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de aynı topluluğa konuşur ama herkes kendi seviyesinde istifade ederdi. Bizler de bu yolda O'nun izinden gitmeye çalışıyoruz. Vaiz olarak bazen bir gencin kalbine ulaşmaya, bazen yaşlı birinin yıllardır taşıdığı bir yaraya merhem olmaya çalışıyoruz. İnsanlara umut, teselli ve yön vermek sorumluluk isteyen bir iştir. Aynı zamanda günümüz insanının dikkat süresi kısa, bilgiye kolay ulaşıyor ama hakikate ulaşmakta zorlanıyor. Dolayısıyla vaazın dili, üslubu, yöntemi sürekli yenilenmeli. Bu da bizden hem ilmi hem de insani yönden sürekli gelişmeyi, diri kalmayı gerektiriyor. Bir diğer zorluk da; anlattıklarımızı önce kendimizin yaşaması gerektiği gerçeği. Bu meslek sadece konuşmak değil, yaşamakla anlam kazanır. Sözümüzü etkili kılan da işte bu samimiyet ve örnekliktir.
Aile içinde baba, anne ve çocuk ilişkisi hakkında neler söylemek istersiniz? Çok geniş bir konu aslında tabii ama kısaca da olsa değinelim isterim.
Aile; insanın ilk o kulu, ilk sığınağı ve karakterinin temelinin atıldığı yerdir. Bu yapının sağlıklı işlemesi; baba, anne ve çocukların birbirini anlaması, sevmesi ve sorumluluklarını yerine getirmesiyle mümkündür. Baba; ailenin güven duvarıdır; sadece rızık getiren değil, aynı zamanda rehberlik eden, varlığıyla huzur veren kişidir. Anne ise merhametin, şefkatin ve sabrın canlı halidir. Çocuk ise bu iki temelin üzerinde büyüyen bir fidandır. Sevgi, ilgi ve iyi örneklikle büyütülürse meyvesi de güzel olur. Ailede herkesin ayrı bir yeri ve değeri vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hem en iyi eş hem en iyi baba hem de en güzel eğitimciydi. Onun ailedeki denge, anlayış ve sevgi temelli yaklaşımı bizim için her zaman en doğru modeldir. Kısacası aile, bir sevgi zinciridir. Bu zincirin kopmaması için iletişim, saygı, dua ve birlikte zaman çok önemlidir. Ailede herkesin hakkı var ve herkesin görevi var. Erkek de kadın da birbirini anlayacak, birbirine destek olacak. Kur’an-ı Kerim’de “eşlerinizle güzel geçinin” buyuruluyor (Nisâ, 19). Peygamber Efendimiz de eşlerine hep nezaketle davranmıştır. Biz de evlerimizde sevgi kadar saygıyı da eksik etmemeliyiz. Huzur buradan başlıyor.
İslam’da kadının değeri ile ilgili onlarca soruya cevap vermişsinizdir eminim. Üzerine kitaplar yazılmasına, söyleşiler, sempozyumlar yapılmasına rağmen hala bilgi kirlilikleri var diye düşünüyorum. Sizden de dinlemek isterim, İslam’da kadının değeri nedir?
İslam, kadını insan olarak yücelten, ona hak ettiği değeri veren bir dindir. Kur’an-ı Kerim’de kadın ve erkek, yaratılışta eşit görülmüş; takvada üstünlük esas alınmıştır. Kadın sadece bir anne, eş ya da kız evlat olarak değil, birey olarak da değerlidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatına baktığımızda, kadınların toplumda aktif yer aldığını, görüşlerinin alındığını, ilim sahibi olduklarını, ticaret yaptıklarını ve gerektiğinde savaşlarda bile görev aldıklarını görürüz. Efendimiz’in “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadisi, aslında İslam’ın kadına bakışını en güzel özetleyen sözlerden biridir. Ne yazık ki günümüzde İslam’ın değil, bazı kültürel anlayışların kadını geri planda bıraktığını görüyoruz. Bu da zamanla din zannediliyor. Oysaki din, kadını hor görmek değil, yüceltmektir. Kadın bir toplumun ilk öğretmeni, huzurun taşıyıcısı ve toplumun geleceğini şekillendiren en önemli varlıklardan biridir. İslam kadına sadece hak vermez, aynı zamanda onun haklarını korumayı da emreder. Bugün hâlâ bilgi kirliliği varsa, bu İslam’ın mesajının yeterince doğru anlaşılmamasındandır. Bizlere düşen, bu mesajı hem doğru öğrenmek hem de doğru anlatmaktır. Resûlullah (s.a.v.)’in hanımlarına olan güzel muamelesi hepimize örnektir. Kadın, hem duygusal derinliği hem aklı hem de sabrıyla toplumun temel taşıdır. Bize düşen, bu değeri bilmek, hürmet etmek ve hakkını gözetmektir.
Son yıllarda akademik alanda medyada dinin temsil biçimleriyle ilgili çalışmalar görmeye başladık. Bu çalışmalar görsel, işitsel, basılı ya da dijital medyadaki yayınlar üzerinden medya-din ilişkisini sorguluyor. Medya, dinin tebliğ görevini mi üstlenmeye başladı?
Medya, günümüzde insanlara ulaşmanın en güçlü araçlarından biri hâline geldi. Bu nedenle dinî içeriklerin de medya aracılığıyla sunulması kaçınılmaz oldu. Ancak şunu unutmamak gerekir: Medya bir araçtır; hakikatin kendisi değil. Tebliğ ise sadece bilgi aktarmak değil, muhatabın gönlüne dokunmak, hikmetle yaklaşmak ve örnek olmaktır. Dolayısıyla medya dinin tebliğ görevini üstlenemez, ancak bu görevde bize yardımcı olabilir. Son yıllarda medya aracılığıyla yapılan bazı dinî yayınların çok faydalı olduğu gibi, bazı içeriklerin de yüzeysel, reyting kaygılı ve dinin özüne zarar verici şekilde sunulduğunu görüyoruz. Bu da dinî bilgilerin eğilip bükülmesine, kitlelerin yanlış yönlendirilmesine yol açabiliyor. Din, popülerlik malzemesi değil; bir hayat nizamıdır. Bu nedenle medyada dinî içerik sunan kişilerin ilmi ehliyetinin, temsil gücünün ve niyetinin sağlam olması gerekir. Aksi hâlde hem dini hem de toplumu yanlış bilgilendirmiş oluruz. Özetle, medya dinin önüne geçmemeli; dinin ahlaki ve hikmetli diline uygun şekilde bir hizmet aracı olmalıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey, dijital çağın araçlarını kullanarak sahih bilgiyi doğru yöntemlerle insanlara ulaştırmaktır. Medya çok güçlü bir araç. Eğer doğru kullanılırsa insanlara ulaşmak açısından büyük bir imkan. Ama ölçüyü kaçırırsak tebliğ değil gösteriye dönüşüyor. Dinin sade ve samimi anlatımı bu çağda da insanları etkiliyor. Ama reyting uğruna dini hafife almak, yanlış sunmak çok tehlikeli. Denge önemli. Bizim sözümüz Allah rızasını hedeflediği sürece tesirlidir.
Dinî içerikli programlar özellikle işin içine reyting kaygısı girince nasıl bir değişime uğradı? Sadece hocalar değil, medyaya konuk olan herkes kendinden taviz veriyor ve bu tavizi verdikçe de ekranda kalabiliyor. Hocalar ise dinî bilgiden taviz veriyor diyebilir miyiz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Reyting kaygısı, medyanın doğasında var. Ancak mesele dini temsil etmek olduğunda, burada ayrı bir sorumluluk devreye giriyor. Dinî içerikli programlar da bu kaygıya kapıldığında, ister istemez sadelikten gösterişe, derinlikten yüzeyselliğe, hikmetten slogana doğru bir kayma yaşanabiliyor. Ne yazık ki bazı programlarda, izlenme oranı uğruna ciddi konular magazinleştiriliyor, dinî meseleler tartışma malzemesine dönüştürülüyor. Bu durumda sadece hocalar değil, programa çıkan herkes, “ekranda kalma” adına söylem ve duruşundan taviz verme tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliyor. Ancak şunu net ifade etmek gerekir: Gerçek bir âlim, reyting uğruna hakikatten taviz vermez. Taviz veriyorsa, orada ilim değil, popülerlik öne çıkmıştır. Dinî bilgiden değil belki ama anlatım tarzından, duruşundan ödün verildiğinde bile bu, zamanla dinin temsil biçimini bozar. Bu noktada hem izleyicilere hem de medya kuruluşlarına büyük görev düşüyor. Sadece ilgi çekici olanı değil, sahih olanı tercih etmek gerekiyor. Çünkü din, geçici bir program konusu değil; insan hayatını yönlendiren kalıcı bir değerdir. Onu korumak da hepimizin ortak sorumluluğudur. Bazı programlarda üzülerek görüyoruz ki, popüler olmak uğruna ilmin ciddiyeti zedeleniyor. Hocalarımız da buna dikkat etmeli. Anlaşılır olmakla, hafife almak arasında ince bir çizgi var. Bunu gözetemezsek ne kendimize ne insanlara faydamız olur. Herkesin hoşuna giden şey doğru değildir. Doğru olan şey ise bazen zor da olsa söylenmelidir.
Hem dine zarar vermeyen hem de insanların nasiplenebileceği nasıl bir format olmalı? Okurlarımıza neler önerirsiniz?
Öncelikle dinî içerikli programlar veya yayınlar, reytinge değil rehberliğe odaklanmalı. Gösterişli değil, sahici olmalı. Hakikati çarpıtmadan, sade ama etkili bir dille sunmalı. Formatlar hazırlanırken hem ilmi temele dayanmalı hem de insanların ruhuna dokunacak bir dil kullanılmalı. Bunun için öncelikle konuşan kişinin ehliyetli, samimi ve temsil gücüne sahip olması şart. İçerik; Kur’an ve sünnet çerçevesinde, hayatla bağlantılı ve güncel meselelere cevap verecek nitelikte olmalı. İnsanı suçlamadan bilinçlendiren, korkutmak yerine umutlandıran, nasihat ederken gönül incitmeyen bir üslup tercih edilmeli. Ayrıca programın süresi, dili ve görsel sunumu da günümüz izleyicisinin dikkatini kaybetmeden bilgiyi alabileceği şekilde planlanmalı. Sohbet havasında ama boşluk bırakmadan; samimi ama ciddiyetini kaybetmeden yürütülmeli. Okurlarımıza da şunu önermek isterim: Bilgiye ulaşmak kolaylaştı ama doğruluk filtresi zayıfladı. O yüzden izledikleri, dinledikleri, okudukları şeylerin kaynağını sorgulasınlar. Popüler olanı değil, sahih olanı tercih etsinler. Dine dair içeriklerde “beni etkiledi mi?” değil, “bana ne öğretti?” sorusunu sorsunlar. Çünkü etkilenmek geçici, öğrenmek kalıcıdır.
Çok güzel bir sohbet oldu, teşekkür ederim. Okurlarımızın da şahitliğinde sizden Umre sözü isterim… Son olarak neler söylemek istersiniz? Kapanışı size bırakıyorum.
Ben teşekkür ederim, böylesine derinlikli, samimi ve anlam yüklü bir sohbetin parçası olmak benim için büyük bir mutluluktu. Umre sözü ise, nasip olursa seve seve. Rabbim nasip ederse, neden olmasın. Umre bir davettir, gönülden çağıran Rabbimize icabet edebilmeyi hepimize nasip etsin inşallah. Son söz olarak şunu söylemek isterim: Samimiyet en büyük kuvvettir. İçten yapılan bir dua, gönülden edilen bir nasihat, sessizce yapılan bir iyilik… Şunu unutmamalıyız: Hayat bir imtihandır ve her nefes bu imtihanın bir parçasıdır. Bize düşen, bu hayatı anlamlı kılmak; kalp kırmadan, gönül almaya çalışarak, Rabbimizin razı olacağı bir iz bırakmaktır. Din, sadece camide değil; evde, işte, sokakta, ilişkilerimizde yaşanmalı. Samimiyetle atılan her adım, bizi hem dünyada huzura hem de ahirette kurtuluşa yaklaştırır. Bugün bir kelimeyle, bir tebessümle, bir duayla bile insanlara umut olabiliriz. Unutmayalım, bazen bir söz hayat değiştirir. O yüzden konuştuğumuz her kelime, dokunduğumuz her gönül bir sadaka hükmündedir. Bunların hepsi ahirette büyük karşılık bulur. Rabbim niyetimizi halis, yolumuzu dosdoğru eylesin. Ve bizleri bu hizmetin kıymetini bilen kullarından eylesin. Rabbim, bizi doğrularla beraber eylesin; sözümüzü tesirli, halimizi güzel, sonumuzu hayır kılsın. Tüm okurlarımıza sağlık, huzur ve hakikatle dolu bir ömür diliyorum. Dualarda buluşmak üzere diyelim. Esselamü aleyküm ve rahmetullah.