YAĞMUR TANYILDIZ'ın röportajı için tıklayınız...

“Kırmızı Bavulum” ve “Sayina” adlı kitaplarıyla tanıdığımız ve hem kendisini hem de kitaplarını çok sevdiğimiz MURAT KARAHAN ile bir araya geldik. Sayina’nın ikinci baskıya girdiğini hatırlattığımız Karahan, “Sayina’nın ikinci baskısı matbaaya doğru yola çıktı. İki hafta sonra yeni kapak dizaynı ile raflarda olacak inşallah” dedi…

Yağmur

Hoş geldiniz Murat Bey. “Kırmızı Bavulum” ve “Sayina” adlı kitaplarınızla sizi tanıdık ve sizi de kitaplarınızı da çok sevdik. Nasılsınız? Şimdilerde neler yapıyorsunuz?

Sorunuzu yanıtlamadan önce size ve değerli gazetenize teşekkürlerimi arz ediyorum Yağmur Hanım. Gerek köşe yazılarıma gerekse kitaplarıma yer vermiş olmanız benim için çok anlamlı oldu. Yoğun iş temposunun getirdiği stresten kurtulmanın yolu olarak gördüğüm yazı yazmaya devam ediyorum. Herkesin iş hayatının dışında bir hobisi olması lazım diye çıktığım yolda, hobi olmaktan çıkan bir meşgalem var. Oldukça keyif aldığım ve gelen ufak başarılarda beni oldukça motive etti.

“Sayina” ikinci baskısını yaptı. Bu kitabın sizde nasıl bir yeri var?

Sayina romanımın her bir sayfasını küçükken büyüklerimden dinlediğim hikayelerden, gözyaşlarıyla edilen sohbetlerden, içinden hüzün trenlerinin geçtiği ninnilerden alarak yazdığım için benim için duygularım kelimelerin önüne geçmiş durumda. Ortaokul yıllarında yazdığım ve bavulumda sakladığım sözlerimi gün yüzüne çıkartmaktı benim için Sayina. Kafkas göçmeni bir ailenin ferdi olarak, Altaylardan Tuna’ya giden ve göç yollarında ömrünü feda edenlerin hikayesidir benim için Sayina. Elinde Kuran-ı kerim ile çıkılan çile yollarında okunan her bir ayette umutlara açılan kapının adıdır benim için Sayina. Ve tam kavuştuk diyen iki aşığın sonsuza kadar birbirlerinden ayrılmasıdır. Taş yürekli zalimlerin, mermer yüzlerindeki soğukluğu ile, Müslüman coğrafyasını tarumar etmesidir. Büyük annelerimin Bakü’den Kars’a gelişlerindeki yollarda çektiği çilenin adıdır Sayina benim için…

“Sayina” adlı romanının konusu; İkinci Dünya savaşında Kırım’da yaşanan iki ailenin çetin şartlarda yaşadıkları göç hikayesi… Peki, okura verdiği mesaj nedir?

Kırım Türkü kadınlarının savaş şartlarında neler yaşadıklarını, umutlarının nasıl ellerinden alındığını, ailelerinin gözlerinin önünde nasıl katledildiğini, yurtlarından hangi şartlarda kopartıldıklarını en yalın şekliyle anlattım. Herkesin vatanı olabilir. Herkesin üzerinde yaşadığı bir toprak parçası da olabilir. Ama o vatanda, o toprak parçasında devletin yoksa, tarumar edilirsin. Kimse senin gözünün yaşına da bakmaz. Vermeye çalıştığım aslında önemli mesajlardan biride, vatan, millet, devlet sevgisiydi. Önce Rus işgali, ardından Nazi işgaline maruz kalan bir toplumun perişanlık ve kimsesizlik içinde kalma hikayesidir. Kırım dünde öksüz ve devletsizdi, bugünde maalesef öksüz ve devletsizdir. Dünde ve bugünde yaşadıkları hadisenin özü, egemen güçlerin vekalet savaşlarıdır. Umutla çıkılan yolculukta, derin yaralarının kabuk bağlamaya izin verilmediği yerdir güzel Kırım…

1-176

“Sürgün yolunda yaşanan kayıpların insanların ruhlarında yarattığı derin izleri kaleme alırken, bir yandan da sürgünün izlerinde yükselen bir aşk hikayesini yazdım ” demiştiniz Sayina için. Aşkı anlatan bir yazar olarak, sizce aşk nedir?

Mevlana derki, “Gönül almayı bilmeyene ömür emanet edilmez” Aşk ne kara gözle, ne kara kaşla, ne malla, nede mülkle alacak iş değildir. Ya da bunlarla bir şeyler tesis etmesine bekleyen nafile bekleyiştedir. Bir yere kadar getirirsiniz, oradan sonrada gitmez, yürümez, ilerlemez. Aşk beklemektir. Aşk sabretmektir. Aşk oldu derken ayrılığın başladığı yerdir. Kırk kapıdan geçip gelenlerin kavuştuk derken, kırk kapının tekrar kapanmasıdır. Şimdiki aşklar ne kıymet bilmeyenlerin eline terk edilmiş. Ne sevgiler kıymet bilmeyenlerin elinde ziyan edilmiş. Çünkü Aşk iki insanı birbirleriyle sınar. Yani aşk hepimizin ömrünü sınar, sınar, sınar. Ne deneyler yapar anlayamayız. Öyle bir çağın içerisindeyiz ki, aşkı tutsak etmeye çalışıyoruz kendi zindanımıza. Her şey kendi kurallarımız veya istediklerimizle olmak zorunda diyoruz Aşk’a. Oysa aşk böyle bir şey değil… Dostoyevski suç ve ceza romanında derki: “Her şeyi konuştular mı, yoksa konuşmaya gerek kalmadan mı anlaştılar? Çünkü kimi zaman böyle olur. Sözler hiçbir işe yaramaz. İnsanlar, birbirlerinin fikrini gözlerinden anlarlar.” Bence aşkın böyle de bir yüzü var. Gerek kalmaz bazen onca sözü oraya buraya dökmeye. Gerek kalmaz bazen dil döküp saatlerce konuşmaya, tartışmaya, küsmeye, gülmeye. Bir bakıştır aslında aşkın bütün anlamı ve tarifi. Bir gülüştür gamzesiyle hediye edilen karşısındakine. Bir öpüştür gözlerinden bütün bir hayatı özetlemeye…

Okurlarınızdan gelen yorumlar nasıl? Mutlu musunuz? Kitap sevildi mi?

Yorumlara geçmeden önce sizlerin aracılığıyla bütün okurlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum. Telefonumu açtığımda halimi hatırımı sormadan önce kitabın ne oldu, ne zaman çıkacak diyenlere teşekkür ediyorum. Beni gözünde büyüten, ruhunda hisseden, kulakları çınladıklarında akıllarına düştüklerime teşekkür ediyorum. Hepimizin payına düşecek kelimeleri mahzenlere girip aldığımda, yoluma ışık tutan güzel gözlülere, güzel yüreklilere gerçekten çok teşekkür ediyorum. Fazlasıyla mutluyum. Yazdıklarımın içinde ortak bir yaşamının sofrasından alınan, bizim payımıza düşecek kelimeler ve duygular var. Biraz daha iyi hissedelim diye kurduğum cümleler var. Biraz daha hüzünlenelim diye, biraz daha umutlananım diye, biraz daha sevelim diye, biraz daha fiyakalı hissedelim diye… Kitap çok sevildi, güzel yorumlar geldi. Eleştirenler oldu, hatalarımı söyleyenler oldu, bir sonraki romanında bunları böyle yapsan daha iyi olur diyenler oldu. Hepsi çok değerliydi benim için. Ve şimdi Sayina’nın ikinci baskısı da matbaaya doğru yola çıktı. İki hafta sonra yeni kapak dizaynı ile raflarda olacak inşallah…

Yeni bir kitap çalışmanız var mı? Buradan okurlarınıza da duyurmuş olalım isterim. Yeni kitap bize neler anlatacak?

Evet var. Cesaret insanı onurlandırır. Bu onur daha iyiye ulaşmak için kendini döner cesaretlendirir. Benim içinde öyle oldu. Dördüncü kitabımda bitmek üzere. Aralık ayında hayırlısıyla yayınevine teslim edeceğim. 2026 Nisan ayında raflarda olacağını ümit ediyorum. Kısaca bahsetmem gerekirse: İstanbul’un Sarıyer ilçesindeki bir gecekonduda başlayan gerçek bir yaşam öyküsünü kaleme aldım. Parçalanmış bir ailenin başından geçen acı hikayeleri anlatan bir roman oldu. 1988 Yılındaki Bulgaristan’da yaşanan göç olaylarında vefat eden baba, aklını kaybeden anne ve yetiştirme yurtlarına verilen iki çocuğun bitmek tükenmek bilmeyen mücadelesini konu aldım. On Sekiz yaşındayken dinlediğim bir hadiseydi bu romanın hikayesi. Aklımda yıllardır nasıl bir kurgu oluşturur diye düşünüp durdum. Bugüne kısmet oldu romanlaştırmam.

Adsız-67

Yazarken nelerden ilham alıyorsunuz? Sizi besleyen şeyler nelerdir?

İlk okul birinci sınıftayken her Perşembe akşamı el işi kağıtlarını dört parçaya ayırıp, üzerine bir şeyler yazardım. Cuma günü okul çıkışlarında yakın arkadaşlarıma yazdıklarımı verirdim. Sözler, maniler, ata sözleri ve bazen de çocuk aklımda öykümsü şeylerdi. Bu ilham hiç değişmedi ve konuyu buralara kadar getirdi. İyi ki de getirdi. Yazı yazmak isteyen herkes için bence ülkemiz bulunmaz hazine. Neye ilgi duyarsanız sayısız kaynak mevcut. Beni besleyen duygular ise insanın ta kendisi. Yolda yürüyen bir insanın bakışı, herhangi bir fotoğrafın bende bıraktı hissiyat, kuşların, kedilerin kendi içindeki halleri. Birde kapılar var, büyük ahşap yıllanmış kapılar. Her kapıya baktığımda aklımdan farklı hikayeler geçer yazmak istediğim. Betimlemelerde kullandığım nesneler. Reşat Nuri Güntekin’in kirazlar romanındaki yaşlı karı kocanın hayatlarından çok etkilenmiştim. Okuyanlar bilirler önyargıların insan hayatında nelerin önüne geçtiğini, neleri yapmaktan bizleri alıkoyduğunu. Aslında o yaşlı karı kocanın hayatlarında gerçek hayatlarında yaşadıkları üzüntüleri ve bu üzüntülerin kendilerinden neler alıp götürdüğünü mahalle komşularına bile anlatamamalarıydı. Kiraz ağacından çocuklarının düşüp öldüğünden, bahçelerindeki kiraz ağaçlarına kimseler çıkmaması için aldıkları derin ve manalı önlemi bile kimselerle paylaşmamalarının sıkıntısı ile geçen ömürleri… Benim köşe yazılarımı veya kitaplarımdaki hikayeleri ve karekterleri okuyanlardan birçoğu benim kirazlar romanındaki gibi hallerimi görmeleri ve benimde bazı hikayelerde kendimle olan savaşımı hissediyorlar. Okurlardan aldığım yorumlarda, evet bizimde hayatımızda yazdıklarından cümleler var. Geçmişten gelen izlerin arkasından getirmiş olduğu tortular aslında hepimizin gerçeği oldu diyorlar. Zaten hepimizde öyle değil miyiz? Bende hikayelerimi yazarken içine biraz gerçeklik, biraz kurgu, biraz umut, biraz hüzün, biraz hayal kırıklığı ve fazla gerçeklik kattığımdan değerli okurlar cümlelerin içinde kendinden bir şeyler buluyorlar…

Yeni kitaplarınızı merakla bekliyor olacağım ben de… Sohbetiniz için teşekkür ederim. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Yakın ilgi ve desteğinize tekrar teşekkür ederim Yağmur Hanım. Bir sonraki sohbetimize kadar kalın sağlıcakla…