Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya kaldığı en uzun soluklu güvenlik sorunlarından biri olan PKK terörü, kırk yılı aşkın bir süredir milletimizin yüreğini dağladı, canımızı yaktı. Şimdi, örgütün “silah bırakma ve fesih” kararı aldığı yönündeki açıklama gündemi belirliyor. Kararın yalnızca Türkiye uzantısı olan PKK’yı kapsaması ve bazı talepler eşliğinde duyurulması ise, meseleyi daha dikkatli okumamızı zorunlu kılıyor.
Her şeyden önce, silahların susması başlı başına değerli bir gelişmedir. Binlerce evladını toprağa veren bu millet için barışın en kıymetli hali, şiddetin tamamen ortadan kalktığı bir düzendir. Ancak bu açıklamada kullanılan bazı ifadeler, özellikle “soykırım” gibi tarihsel gerçekliği ters yüz eden suçlamalar, sürecin samimiyetine gölge düşürmektedir. Bu topraklarda birlikte var olmuş halkların kardeşliğini, sahte bir mazlumiyet zeminine oturtmak, barış dilini değil, propagandayı besler.
Öte yandan, örgütün talep listesinde yer alan maddelere ve kararın yalnızca PKK ile sınırlandırılmasına baktığımızda, bu açıklamanın bir “kapanış” değil, yeni bir “müzakere çağrısı” olduğunu da görmek gerekir. Devlet aklının ve milletin sağduyusunun bu noktada devreye gireceğine inanıyorum.
Devletimizin bu süreçleri yönetmedeki tecrübesi ve kırmızı çizgiler konusundaki net tavrı, milletin en büyük güvencesidir. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’in “bu karar ancak tüm illegal yapıları kapsadığı ölçüde anlamlıdır” şeklindeki açıklaması da devletin meseleyi salt bir metin üzerinden değil, uygulama ve sahadaki gerçeklik üzerinden okuyacağını ortaya koymaktadır.

Unutulmamalıdır ki, mesele örgütün ne dediği değil, devletin neyi nasıl yönettiğidir. Bu noktada iç barışı kalıcı hale getirecek olan, talepler değil; ortak değerler etrafında milletleşme bilincidir. Şiddetin gölgesinde kalan kimlikler değil, hukuk ve demokrasi içinde teminat altına alınan vatandaşlık duygusu, bu ülkenin gerçek güvencesidir.
Elbette süreç dikkatle izlenmeli, umut duygusuyla değil, sağduyuyla yaklaşılmalıdır. Terör örgütlerinin söylemlerindeki kozmetik değişim, sahadaki tehditleri ortadan kaldırmaz. Gerçek barış, yalnızca silahların susmasıyla değil, zihinlerdeki ayrışmanın sona ermesiyle mümkündür.
Evet, bu açıklama bir kırılma anıdır. Ama aynı zamanda, devletin kararlılığını test eden bir eşiğe daha geldiğimizin de göstergesidir. Milletimizin beklentisi nettir: Güvenlikten taviz vermeden, hukukun üstünlüğünü esas alarak, kardeşliğimizi tahkim edecek adımların atılmasıdır.
Gerisi, tarihin not defterinde kimin nerede durduğuyla ilgili bir ayrıntıdır.
Ancak unutmamalıyız ki! bu kazanım, duygusal değil, akılcı, soğukkanlı ve devlet aklıyla şekillenen bir sürecin ürünüdür. Terör belasından kalıcı şekilde kurtulmak için, aynı sabır ve kararlılıkla yol yürümeye devam etmek zorundayız.