
HİLMİ ÖZDEN
(ESOGÜ Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü)
BAĞDAD'DA KARŞI GÖSTERİLER
Bu Şiî törenlerine ilk mukabelenin, tabiî olarak, sünnî hilâfetin merkezi olan Bağdad'dan yapıldığı anlaşılıyor. Çünkü fiilî nüfuz ve tesiri Bağdad şehrinin içinde bile tartışılır vaziyette de olsa, şeklî bir mevcudiyet olarak, dünyadaki bütün sünnî müslümanların başı sayılan Abbasî soyundan bir halîfe, Bağdad'da oturmakta idi. Bağdad'lı bilgin İbnü'l-Cevzî (1116-1200)'nin anlattığına göre. XI. Yüzyılda Bağdad yakınlarındaki Ukberâ kasabası halkı, ilk defa Mevlid Kandili'ni kutlamıştı. Daha sonra Bağdad'da kutlanan Mevlid Kandili'nde ise, Dicle üzerinde mumlarla donatılmış kayık donanmaları tertîb edilmiş, şehir sokakları büyük boy mumlarla aydınlatılmış, Halk tarafından tertîb edilen şenliklere halîfe ve devlet erkânı da katılmışlardı. Fakat bu şenliklerde resmî bir mâhiyet ve sistematik bir tanzim bahis konusu değildi. Halkın kendi kendine düzenlediği sevinç gösterilerinden ibaretti. Eğlencelik ve seyirlik niteliği ağır basan bu kutlamalarda, Kahire'ye mukabele sâikinin yanı sıra hıristiyanların Hz. İsâ için yaptıkları doğum günü kutlamalarının da bir tesiri olduğu ve emsal teşkil ettiği düşünülebilir. Suriyeli târih ve coğrafya bilgini Ebu'l-Fidâ (1273-1331) Irak Şîîlerinin de Kahire'de yapılan Şîî törenlerini benimsemeleri üzerine, Sünnîlerin de Hz. Peygamberin doğum gecesini kutlamağa başladıklarını ve böylece mevlid alaylarının her iki mezheb mensupları tarafından bir bayram havası içinde kutlandığını söylüyor. Bağdad'da yapılan bu törenleri ve bu mübarek geceyi bir kaside ile dile getiren ilk şair de Ebu'l-Kaasım el-Mutarrız (1144-1213)'dır.[1]
MUZAFFERÜDDİN GÖKBÖRÜ
Mevlid merasimlerini sistematik bir şekilde düzenleyen, Selçuklular’ın Erbil Atabeği, yani fiilen Erbil hükümdarı olan Ebû Saîd Muzafferüddin Gökbörü (1154-1232)dür. Meşhur Selâhaddin Eyyûbî'nin de eniştesi (kız kardeşi Râbia Hâtun'un kocası) olan Gökbörü, Beytigin ailesinden bir Türkmen beyi idi. Daha önce Urfa, Harran, Samsat ve civarında hâkim iken 1190'dan ölümüne kadar Erbil Atabeyi olarak hüküm sürmüştür. Muzafferüddin Gökbörü, Haçlı ordularına karşı Selâhaddin Eyyûbi'nin yanı sıra büyük yararlıklar göstermiş bir mücahit gazidir. 1187'de Saffûriya ve Kudüs Haçlı Krallığına son veren Hıttîn savaşlarında, 1189'da Akkâ'nın fethinde büyük yararlılıkları görülmüştü.[2]
Bu mücâhit gazi şahsiyetinin yanı sıra, son derece dindar ve hayırsever bir kimse idi. Bilginleri, fakihleri, sûfîleri himaye ederdi. Sosyal yardım kurumları kurmak bakımından da devrinin en seçkin şahsiyetlerinden biri idi. Erbil'de bir medrese ve sûfîlere mahsus iki hângâh yaptırmıştı. Ayrıca büyük bir misafirhanesi vardı. Erbil'e gelen herkes, orada günlerce yer içer ve giderken de kendilerine yol paraları verilirdi. Bir hastane yaptırmıştı. Bu hastaneyi haftada iki kere ziyaret eder, hastaların muhtaç akraba ve yakınlarına nafaka gönderirdi. Bir dul kadınlar evi, bir yetimhane ve kimsesiz çocuklara mahsus bir yuva yaptırmıştı. Anasız süt çocuklarına süt anneler tutardı. Sakatlar ve körler için de ayrıca dört tekkesi vardı. Bütün bunların masraflarını karşılamak üzere zengin vakıflar kurmuştu. Fakirlere, yaşlılara her gün ekmek, mevsime göre giyecek ve para dağıtırdı. Senede iki defa Suriye kıyı şehirlerine adamlar göndererek haçlı savaşlarında düşman eline düşen müslümanları fidyelerini ödeyerek kurtarırdı. Yalnız dindaşlarını değil, hemşehrilerinden olan gayri müslimleri de para karşılığında serbest bıraktırdığı olmuştur. Meselâ Kudüs fethinde Selâhaddin Eyyûbî tarafından esir edilen 1000 kadar Urfalı Süryânî ve Ermeni'nin de bu suretle yurtlarına dönmelerine yardım etmişti.[3]
Her yıl hac seferleri düzenler, kendi bölgesinden hacca gideceklerin yol güvenliklerini sağlamak için muhafızlar tahsis eder ve memurları eliyle Mekke ve Medine'de muhtaç hacılara ve hastalara harçlık dağıttırırdı. Mekke'de birçok hayır eseri yaptırmıştı. Arafat'a ilk defa Gökbörü su getirtmiştir. Bu hayratlara her yıl külliyetli miktarda para harcardı. En büyük zevki, medrese ve hangâhları ziyaret etmek, misafir olan sûfi ve fakihlerin münakaşa ve münazaralarını dinlemekti Bu şekilde medrese ve hangâhlârda gecelediği çok olurdu. Onun devrinde Erbil, İslâm âleminde herkesin uğradığı bir merkez ve gözde büyük şehirlerden biri hâline gelmişti[4]. 2019 yılında dokuz arkadaş olarak Aydın ve Adil Beyatlı öncülüğünde Türkmeneli-Erbil ziyaretimizde Muzaffereddin Gökbörü caddesinin ismi Barzani yönetimi tarafından Gökbörü’sü kaldırılmış ve sadece Muzafferüddin olarak bırakılmıştı. Demek ki hukuksuz Barzani yönetimi Türk’ün Gökbörü’sünün (Bozkurt’undan) hatırasından bile çok korkmaktadır.
Gökbörü kahramanlığı, mücâhidliği, hayırseverliği ile birlikte, ilkini 1208'de gerçekleştirdiği muhteşem mevlid törenleri ile de ün salmıştır. Sünni İslâm dünyâsı, Bağdad ve Bağdad'da bir kukla vaziyetine düşürülmüş bulunan Abbasî halîfesi, 1055'te Tuğrul Bey'in Bağdad'a girişinden beri Türk himâyesinde bulunuyordu. 1055-56'da Tuğrul Bey, Şîî Büveyhîler'in hâkimiyetine Bağdad üzerindeki baskılarına son vermiş ve Fâtımîler ile mücâdeleye yönelmişti. Bu mücâdele ancak 116. yılında kesin ve nihâî başarıya ulaştı; Selahaddin Eyyûbî kumandasında Kahire'ye giren bir Türk ordusu 1171'de Fâtımî saltanatını yıktı. Böylece İslâm dünyası üzerindeki Fâtımî nüfuz ve tesirine son verildi. İslâm dünyâsında Türk hâkimiyet ve nüfuzu tesis edildi. Barış, huzur, sükûn ve birlik sağlandı. Muzafferüddin Gökbörü'nün muhteşem mevlid törenleri, bu mücâdelenin kültür cebhesinde mühim bir unsuru teşkil eder[5]
Selahaddin Eyyubi ise Mısır, Suriye, Yemen ve Filistin Sultanı ve Eyyubi hanedanının ilk hükümdarıdır. Kudüs’ü Haçlılardan alarak (2 Ekim 1187) kentte 88 yıl süren Frank işgaline son vermiş, Hıristiyanların misilleme olarak düzenledikleri III. Haçlı Seferi’ni de etkisiz hale getirmiştir.[6] Eniştesi Muzafferüddin Gökbörü'den başka ailesindeki diğer Türk adları unutulmamalıdır. Mesela Eyyûbî ordusu Selâhaddin döneminin başlarında (569/1173) Yemen’i feth etmek için yola çıktığında bu orduya Selâhaddin’in abisi Turanşah komuta etmekteydi. Turanşah Yemen’i fethettikten sonra ülkenin yönetimini üstlendi (569-577/1173-1181). Ondan sonra diğer kardeşi SeyfülislamTuğtekin yerine geçti (577-593/1181-1196).[7] Görüldüğü gibi abisi ve kardeşi Turanşah ve Tuğtekin gibi öz be öz Türk isimlerine sahiptirler. Bunlara dikkat etmeden Eyyûbî Türk Hanedanı anlaşılamaz.
“1067’de Bağdad'da Nizâmiye medreselerini kurmağa başlayan Selçuklu idaresi ve onun vârisleri, doğudan batıya Çin hudutlarından Akdeniz kıyılarına kadar bütün İslâm dünyasında bir ilim ve kültür hareketine girişmiş bulunuyorlar, dönemin belli başlı şehirleri Türk eseri ilim, kültür, sosyal yardım kurumları ve sanat âbideleri ile doluyordu. Selçuklu devleti, medreseler vasıtasıyla bir yandan ilmi koruyarak yükseltiyor ve yayıyordu. Selçuklu idaresi gerek sünnî mezhebler arasında, gerekse mutedil Şîîlerle Sünnîler arasında, hattâ gayri müslimlerle müslümanlar arasında, gayrı insanî ve gayrı âdil bir ayrımcılık gözetmiyordu. Devrin her dinden ve mezhepten müelliflerinin mevsuk (güvenilir) şehâdetleri ile bellidir ki Türk idaresinde, bütün inanç ve mezhebler tam bir hürriyet ve himayeye mazhar bulunuyorlardı”[8]. “Selçuklular ve Atabegler idaresinde, kesif bir Türk nüfus yaşamamasına rağmen meselâ Şam'da Türk eseri 21 câmi, 20 medrese, 9 hângâh ve ribat, yani tekke, 7 hamam, 1 dârülhadis, 1 büyük hastane yaptırılmıştı. Halep'te ise 77 câmi ve mescid, 7 hângâh, 8 medrese ve 8 hamam Türk eseri idi. Selahaddin Eyyûbî'nin de Muzafferüddin Gökbörü'nün de hâmisi olan Atabeg Nureddin'e kadar, Suriye ilimden ve ilim adamlarından mahrumdu; onun zamanında, âlimler, sûfîler, medrese ve ribatlara doldu. Hâdiseyi gerçek boyutlarıyla anlayabilmek ve tarih içindeki yerine oturtabilmek için, Erbil'de XIII. Yüzyıl başlarında düzenlenen törenleri, yıkıcı akımlara karşı, bir yandan siyâsî ve askeri sahada, bir yandan da ilim, sanat, kültür cephesinde yürütülen, böylesine şümullü (kapsamlı) ve zarurî bir mücadelenin bir parçası olarak değerlendirmek gerekir”. “Gökbörü Bağdad'da tertiplenmekte olan Mevlid’ün Nebî törenlerini devamlı, sistemli ve daha muhteşem hale getirdi. Nitekim çok büyük masraflarla düzenlediği bu tören ve şenlikler, bütün İslâm dünyâsında geniş ve derin akisler bırakmış, Mısır'dan başlayarak Kuzey Afrika boyunca bütün Akdeniz İslâm ülkelerine, Mekke'ye, Hindistan ve Türkistan'a doğru yayılmıştır. Ülkelere göre yeni mahalli ve millî renkler kazanmakla beraber, esas noktaları tamamen aynı idi. Bu muhteşem kutlamalar, bütün İslâm dünyasını birleştiren bir îman, kültür ve sosyal birlik hâdisesi oldu. Gökbörü Mevlidlerinin pek çok kaynakta ilk ve başlangıç sayılarak zikredilmesi önemlidir[9].
[1] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 80.
[2] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 81.
[3] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 81.
[4] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 81-82.
[5] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 82.
[6] Geniş Bilgi İçin Bkz. Ahmet Refik Altınay, Haçlılar, (Hazırlayan: Gülay Kırpık) Ötüken Yayınları, İstanbul, 2007.
[7] Dr. Osman Gürbüz, İktidara Uzanan Yolda Eyyûbî Ailesinin Serüveni, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi [TAED] 48, Erzurum 2012, 387-405.
(Devam edecek)
[8] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 82-83.
[9] Ayvaz Gökdemir, a. g. e., s. 84.