KONUK YAZAR: PROF. DR. HİLMİ ÖZDEN

Hilmi Özden-2

SÜLEYMAN ÇELEBİ VE ESERİ

Edebiyatımızda Süleyman Çelebi dışında mevlid türünde eser veren şairlerin listesinin yer aldığı çalışmalar çoktur. Ancak herhâlde ilk ve hemen hepsinin hareket noktası Kâtip Çelebi’nin Keşfu'z-zunûn isimli eseridir: 1. Ahmedî (ö. 1412): Edebiyatımızda ilk mevlid müellifidir. Yazılış tarihi: 1407’dir.

Şairin İskendernâme'sinin bir nüshasında bulunur. 2. Süleyman Çelebi (ö. 1422): Vesîletü'n-necât. Yazılış tarihi: 1409’dur. 3. Ârif: Mevlid. Yazılış tarihi: 1437/38. 4. Kerimî İrşâd, Yazılış tarihi: 1458, 5. Gülşenî-i Saruhani (Fatih devri): Mevlid-i Nebi. Osmanlı’da XV. Yy’dan itibaren o kadar çok Mevlid yazılmıştır ki bu da Türklerin Hz. Peygamber sevgisi ile izah edilebilir.

Türk edebiyatında değişik şairler tarafından kaleme alınmış pek çok mevlid mevcuttur. Bunların en meşhuru da Süleyman Çelebi (1351-1422) tarafından XV. yüzyılın hemen başında (1409) yazılan “Vesiletü'n-Necat”tır. Mevlid türü, Tanzimat'tan sonra da varlığını sürdürmüştür. Sıdki Mevlidi (226 beyit), Re'fet Mevlidi (239 beyit), Ruşdi-Mes'ûd Mevlidi (254 beyit), Zeynî Mevlidi (180 beyit), Muhyiddin Mekki Mevlidi (246 beyit), Ziyâî Mevlidi (272 beyit), Salih Nihanî Mevlidi (320 beyit), Fatma Kâmile Hanım-Hâdiyyu'l-Cinân, (223 beyit), v.d. Süleyman Çelebi'nin Vesiletü'n-Necât isimli mevlidinde gelenekleşmiş bir yapıyla karşılaşırız. Genellikle tevhid, münacat, na't, sebeb-i telif bölümleriyle başlayan mevlidler, dua bölümüyle sona erer. Asıl mevlidi oluşturan aradaki bölümler; Hz. Muhammed'in nurunun yaratılması, bu nurun Hz. Âdem'den Hz. Peygamber'e intikal sureci, doğumu ve mucizelerinin anlatımı ile Hz. Peygamberin övgüsünü içeren merhaba bölümleridir. Dikkat edilirse bu bölümlerde öncelik Hz. Peygamberin hayatının anlatılmasıdır. Ancak o hayatın bütünlüğü yerine belli dönemleriyle sınırlı kalınır. En çok öne çıkan dönem veya olay da, Hz. Peygamberin doğumudur. Bununla birlikte nurunun yaratılması ve bu nurun Hz. Âdem'den kendilerine intikaline kadarki surecin anlatımı da mevlidlerde geniş yer tutar.

Osmanlı’da ikinci Mevlid olan Süleyman Çelebi'nin 1409'da kaleme aldığı Vesîletü'n-Necât adlı eserini yazdığı tarihte 60-65 yaşlarında olduğu tahmin ediliyor. Kendisi Yıldırım Bâyezid Hân'ın divan imamı ve Ulu Cami imamıdır. 1422'de öldüğü en kuvvetli tahmindir. Mezarı Bursa'dadır. Mevlid adıyla bilinen ve yüzyıllardır aralıksız Türk gönüllere hükmeden bu ölümsüz eserden önce veya sonra, herhangi bir eser yazıp yazmadığı hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Eserini Türk milletinin çok yüksek ve çok samimi Peygamber sevgisini dile getirmek ve Peygamberimizin bütün peygamberlerden üstün olduğunu göstermek üzere yazmıştır.

Süleyman Çelebi, eserini bir sınır boyu devleti olarak kurulmuş olan Osmanlı Beyliği'nin başkentinde ve İslâmı cihâda adanmış akıncı ruhlu Türkler arasında, onlar için yazmıştır. Timur yenilgisinden sonra devlet fetret halindedir ve toplum karışıklıklar içindedir.

Karahanlılar'dan itibaren bütün Müslüman Türk devletlerinin olduğu gibi, Osmanlı nizâmının da temeli sünni akideye dayanmaktadır. Allah'ına Peygamber'ine devletine bağlı, hassas bir îman adamı olan Süleyman Çelebi, bir fâniye kolay kolay nasib olmayacak, ancak Allah'ın yardımı ile mümkün olabilecek bir kudretle, dînini, milletini ve devletini müdafaa etmiştir. Asırlardan beri vatanımızda mevlid cemiyet, alay ve törenlerinin merkezi ve mihrakı bu eserdir. Eser Osmanlı dışında da bütün Türk illerine yayılmış ve asırlardan beri Türk Milleti Allah'ına, Peygamber'ine bağlılığını, sevgisini, saygısını Süleyman Çelebi'nin mısraları ile ifade etmekte; kederine teselliyi, sevincine ortaklığı bu eserde aramakta, doğumdan ölüme kadar her vesilede hayatını bu kitapla manalandırmaktadır. Günümüzde bu şöhret ve itibar daha da artmış bulunuyor. Herhangi bir kitap gibi kıraat edilerek değil, besteli olarak makamla okunur. Dört bahirdir, bu bahirler sırasıyla dügâh, hüseynî, rast ve ırak makamlarıyla okunur. Gelenek bu olmakla beraber, bazı taksimler gibi kısmen belli ezgilerle, kısmen de irticâlî olarak kendisine mahsus bir tavırla da okuna gelmiştir. Mevlid okuyanlara mevlidhân denir. Geçmiş asırların çok meşhur mevlidhanları vardı. Günümüzde de çok kaabiliyetli mevlidhanlar yetişmiş ve yetişmektedir.

Gerek târihî örneklerinde, gerekse günümüzde mevlid alayları ve mevlid cemiyetleri, vatanımızda 1409'dan beri Süleyman Çelebi'nin Vesîletü'n-Necât'ı etrafında tertiplenmektedir. Bugün yurdumuzda mücerret “mevlid” denildiği zaman, ilk akla gelen Süleyman Çelebi'nin eseri ve bu eser etrafındaki toplantılardır. Bu toplantılarda Mevlid'le birlikte Kur'an-ı Kerîm, na't, tevşih, kaside ve ilâhîler okunur, selâtü selâm getirilir. Gül suyu serpilir. Yemekli ise yemek, yemekli değilse bile mutlaka tatlı ve şeker ikram edilir. Kandil gecelerinde minarelere mahyalar asılır. Bu minare ışıklandırma ve mahya asma âdeti, II. Selîm veya III. Murad devrinden beri süregelmektedir. Türkçe'de Süleyman Çelebi'den sonra da mevlidler yazılmıştır. Lâtîfî Tezkiresi'nde bunların XVI. Yüzyılda 100 kadar olduğu kayd edilmiştir. Daha sonra da mevlid yazılmağa devam edilmiş, fakat bunlardan hiçbiri Süleyman Çelebi'nin mevlidi ayarında şöhret kazanamamış ve tutulmamıştır.

Esasen hepsi onun tesirinde kalmış ve ona bir nevi nazire niteliğinde yazılmıştır. Bu sonradan yazılanlardan bazı parçaların Çelebi'nin eserine eklendiği veya katıldığı da vakîdir. Büyük şâirler, muhtemelen Süleyman Çelebi'ye ve eserine duydukları saygıdan ötürü, mevlid yazmağa girişmemişlerdir.

Bugün 59 mevlid yazarının ismi ve eseri bilinmektedir. Gerek Lâtîfî Tezkiresi'nde belirtilen, gerekse günümüze ulaşabilen eser ve yazar isimleri, Türk milletinin Peygamber sevgisinin topluca ve teker teker birer göstergesi sayılır. Bunlara siyer, Ahmediye, Muhammediye cinsinden eserlerle, din ve tekke şiirleri ve her klasik dîvanda bulunması mutâd olan münâcât, tevhid ve na'tleri de ilâve edersek. Türk dînî edebiyatının gerçekten fevkalâde olan zenginliği görülür.

(Devam edecek)