Giriş

Dünyada ve Türkiye’de günlük gündem o kadar yoğun şekilde değişmektedir ki; bu arada oluşan bazı önemli gelişmelere, orta ve uzun vadede belki de çok daha önemli sonuçları olabilecek olmasına karşın yeterince gündemde yer verilememektedir. Bunlardan biri “Üç Deniz İnisiyatifi” olarak bilinen Avrupa platformu ve platformun Türkiye ile ilgili yaşanan bazı gelişmeleridir.

Bu bağlamda, Mart 2026 Sonunda, Hırvatistan’ın ev sahipliğinde Zagreb’de düzenlenen "Üç Deniz İnisiyatifi (Three Seas Initiative) Parlamenter Zirvesi"ne, TBMM Başkanı’nın ilk kez "Stratejik Ortak" olarak katılması bir ilk aşama gelişme olarak yaşanmıştır. Çok geçmeden, bir önemli inkişafi ilerleme de; 28-29 Nisan 2026 tarihlerinde Hırvatistan'ın Dubrovnik kentinde düzenlenen “11. Üç Deniz İnisiyatifi Zirvesi”ne T.C. Dışişleri Bakanının, T.C. Cumhurbaşkanını temsilen yine "Stratejik Ortak" sıfatıyla katılmasıyla platform ile Türkiye arasında işbirliğinin pekişmesi olarak kendini göstermiştir.

Hürmüz Boğazı Krizinden sonra deniz taşımacılığının ve güvenliğinin özellikle de enerji politik açıdan enerji ticaretinin önemi kendini daha açık olarak göstermiş bulunmaktadır. Bu bakımdan "Üç Deniz İnisiyatifi”ne Türkiye’nin "Stratejik Ortak" olarak katılımı ayrı bir önem arz etmektedir. Zamanlamaya bakıldığında; söz konusu Zirve’nin, (ABD/İsrail-İran Savaşı’nın 28 Şubat 2026 tarihi itibariyle başladığı göz önüne alındığında) İran’ın Hürmüz Boğazını kapatmasıyla ortaya çıkan enerji politik kriz ile örtüşen süreçte yapılmış olması ve Türkiye’nin de bu Zirve’de ilk kez yer almış olması, bu katılımların ehemmiyetini daha net şekilde açıklamaktadır.

Konuyu Türkiye açısından değerlendirmeden önce "Üç Deniz İnisiyatifi”ni (veya kimi kez “Üç Deniz Girişimi” olarak da ifade edilen söz konusu İnisiyatifi) betimlemek yerinde olacaktır.

Üç Deniz İnisiyatifi

En kısa tanımlamasıyla “Üç Deniz İnisiyatifi (Three Seas Initiative – 3SI)”, 2015’te Polonya ve Hırvatistan öncülüğünde kurulan, Baltık, Adriyatik ve Karadeniz Bağlamında bölgede bulunan 13 AB (Avrupa Birliği) ülkesini kapsayan bir bölgesel işbirliği platformudur. İnisiyatif içinde Polonya ve Hırvatistan’dan ayrı, Estonya, Letonya, Litvanya, Çekya, Slovakya, Avusturya, Macaristan, Hırvatistan, Slovenya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan yer almaktadır. Stratejik ortak olarak da Almanya, İspanya, Avrupa Komisyonu, ABD (Amerika Birleşik Devletleri) ve Japonya platform içinde bulunmaktadır. Son Olarak ta Türkiye İnisiyatif’e “Stratejik Ortak” olarak dahil olmuştur. Ayrıca Ukrayna, Moldova, Karadağ ve Arnavutluk “Ortak Katılımcı” olarak betimlenmişlerdir. Böylelikle Stratejik Ortaklar ve Ortak Katılımcılarıyla birlikte İnisiyatifin amacı ve kapsamı genişlemiş ve giderek önem taşır olmuştur.

Şekil 1 “Üç Deniz İnisiyatifi” Etki Alanı

Üç Deniz İnisiyatifi’nin Enerji Politik Önemi

“Üç Deniz İnisiyatifi” başlangıçta enerji, ulaştırma ve dijital altyapı odaklı, telekomünikasyonu da içeren ekonomik kalkınma hedefleriyle oluşturulmuştur. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası enerji arz güvenliğinin sürdürülebilirliğinin, ancak güvenlik boyutu ile gerçekleştirilebileceğinin anlaşılmasıyla birlikte “Üç Deniz İnisiyatifi”nde de güvenlik boyutu önem kazanmış bulunmaktadır. Bu bağlamda “Üç Deniz İnisiyatifi” artık, enerji başta olmak üzere ulaştırma, dijital destek ve “Stratejik Ortak”larla birlikte çok boyutlu olarak güçlendirilmiş olmaktadır.

Enerji politik olarak esas itibariyle bölgenin LNG terminalleri ve boru hatlarıyla donatılması ve böylelikle enerji arz güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında, AB’nin Rusya bağımlılığını azaltma konseptinin benimsenmesiyle, enerji güvenliğine, genel olarak çeşitlendirmeyle birlikte erişilmesi ehemmiyetle öne çıkmış bulunmaktadır.

Öte yandan “Üç Deniz İnisiyatifi”ne ilişkin olarak enerji politiğin sadece enerji hatlarıyla ve donanımlarıyla değil, söz konusu enerji hatları için gerekli lojistik desteğin verilmesi kapsamında ulaştırmayla beraber düşünülmesinin gerekliliği de gündeme gelmiştir. Bu durum, Kuzey-Güney altyapı entegrasyonunun oluşturulmasıyla başlamış, NATO lojistik desteği, askeri mobilite ve sürdürülebilirliğin sağlanmasıyla hayata geçirilmesini beraber düşünülür kılmıştır.

Dijital destek ve telekomünikasyon konusu ise enerji hatları ve donanımları ile ulaştırma yollarının ve ilgili sistemlerinin fiber ağlar ve veri merkezlerinin kullanımını gerektirmesiyle ortaya çıkmış bulunmaktadır. Fazla olarak dijital destek, siber güvenlik ve ilgili sistemlere dijital dirençlilik kazandırılmasını da kapsıyor olmaktadır.

Üç Deniz İnisiyatifi’ ve Türkiye

Son olarak tüm bu hususların sağlanabilmesi; İnisiyatifi oluşturan ülkelerden öte “Stratejik Ortak”larla sağlanabileceği gerçeğini de betimlemiştir. Bu bağlamda Türkiye de “Üç Deniz İnisiyatifi” içinde yerini almıştır. Bir başka deyişle, “Üç Deniz İnisiyatifi” AB içi entegrasyondan öte bölgedeki önemli aktörlerin ve Transatlantik aktörlerin yer almasıyla işlevini yerine getirebileceği gerçeği kapsamında Türkiye, İnisiyatif içinde konumlanmış olmaktadır.

Türkiye açısından “Üç Deniz İnisiyatifi” değerlendirildiğinde İnisiyatifin enerji politik yönü özellikle önem arz etmektedir. Şöyle ki; Türkiye'nin enerji güvenliği açısından “Üç Deniz İnisiyatifi” ile iş birliği geliştirmesi hem enerji nakil hatlarının birleştirilmesi hem de AB ve ABD ile ilişkilerin düzeltilmesi açısından önemli görülmektedir. Böylelikle, Türkiye’nin “Üç Deniz İnisiyatifi” içinde yer alması, jeostratejik konumunun etkin bir şekilde kullanılması ve küresel ticarette kritik bir bağlantı noktası olma hedefi açısından hayli önemli sonuçlar doğurabilecektir denebilir.

Ayrıca, Türkiye'nin "Stratejik Ortak" statüsü, İnisiyatif Üyeleriyle ikili düzeyde sürdürülebilecek enerji, ulaştırma ve dijital projelerin çok taraflı bir arenaya taşınmasına da olanak sağlayabilecektir. Bu sayede de Türkiye için ekonomik büyüme, enerji güvenliği ve altyapı yatırımlarında yeni fırsatlar söz konusu olabilecektir. Fazla olarak, Türkiye'nin deneyimi ve bölgesel bağlantıları, özellikle Ukrayna'nın savaş sonrası yeniden inşası gibi girişimler açısından da önem arz edebilecektir.

Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; Türkiye’nin Üç Deniz İnisiyatifi ile ilişkisi, henüz resmi üyelik düzeyinde olmasa da Türkiye’nin katılımının Batılı müttefiklerle sinerji yaratabileceğini ve Karadeniz merkezli güvenlik ile enerji projelerinde stratejik değerini arttırabileceği söylenebilir. Bir başka deyişle enerji politik konularla beraber ortak sinerji oluşturulması bağlamında Türkiye’nin jeopolitik konumu ve bu bağlamda Türk Boğazlarıyla Karadeniz trafiği ve Karadeniz güvenliğinin sağlanmasındaki kilit rolü yadsınamazlık ifade etmektedir. İlaveten Türkiye’nin Karadeniz’deki doğal gaz keşifleri ve sahip olduğu boru hattı projeleri, “Üç Deniz İnisiyatifi”nin enerji güvenliği hedefleriyle örtüşmektedir.

Sonuç

“Üç Deniz İnisiyatifi”; anlaşıldığı üzere enerji boru hatları ve bağlantıları ile enerji-politik açıdan son derece dikkat çekici bir platform durumundadır. Özellikle, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan sonra İnisiyatif daha da dikkat çekmiş olup yeni “Stratejik Ortak”larla büyümesini de gerekli kılmıştır.

Bu bağlamda, bölgedeki gelişmeler, gelecek süreçler içinde “Üç Deniz İnisiyatifi”nin daha da önem kazanabileceği ve hatta bir pakt veya ittifaka dönüşebileceğini bile çağrıştırmaktadır. Burada Karadeniz’in, geçiş bölgesi olarak Avrupa’nın ekonomik ve enerji politik arz güvenliğinde doğrudan etkin olma durumu söz konusudur. Türkiye’nin konumu, Türk Boğazlarıyla birlikte Akdeniz ve açık denizlere ulaşım açısından (Montrö Anlaşması’nı uygulayan başat ülke olması nedeniyle) kilit taşı niteliği taşımaktadır. İlaveten “Üç Deniz İnisiyatifi” ifadesinde kastedilen üç denizden ikisi olan Adriyatik ve Karadeniz bağlantısı da yine Türk Boğazları üzerinden mümkün olabilmektedir. Bu bağlamda Türkiye’nin “Üç Deniz İnisiyatifi” için önemi kendini net olarak göstermektedir.

Öte yandan, Türkiye’nin söz konusu İnisiyatif içinde bulunması Türkiye-AB ilişkileri açısından yeni işbirliği zeminleri yaratabilecek potansiyele de sahip bulunmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin İnisiyatif içinde yer alması, NATO’nun doğu kanadının güvenliği ve AB dışı ülkeler arasında köprü rolü oynayabilme kapasitesi açısından da önem arz etmektedir.

Bunlardan ayrı olarak, “Üç Deniz İnisiyatifi”nin amacı ve hedefleri; Türkiye’nin “Mavi Vatan Doktrini” ile bağdaşmakta olduğu görülmektedir. Ayrıca Türkiye’nin Deniz tatbikatlarında (örneğin; Deniz Kurdu Tatbikatlarında) öne çıkarılan “Dört Deniz (Karadeniz, Marmara Denizi, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz) Konsepti” ile de uyuşmaktadır.

Bunlardan ayrı olarak “Üç Deniz İnisiyatifi”, Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz, Ege, Marmara, Hazar Denizi, Kızıldeniz ve Basra Körfezi gibi çevresindeki denizlerle bağlantılı bir stratejik ağ kurmasına yönelik vizyonuna da hizmet eder görünmektedir. Bir başka deyişle çoğu kez “Yedi Deniz Senaryosu” olarak da ifade edilen genel ekonomik ve enerji politik siyasasına da uygun düşmektedir denebilir.

Ancak, burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; Türkiye'nin “Üç Deniz İnisiyatifi” ile iş birliği, zaman içinde Türkiye için bazı riskleri de gündeme getirebilir. Bunların başında Karadeniz bağlamında Türkiye üzerinde yaratılabilecek baskı unsuru olarak ifade edilebilir. Ancak böylesi bir sorunun, Türkiye’nin “Üç Deniz İnisiyatifi” için “Stratejik Ortak” statüsü olarak İnisiyatif içinde yer alması ile aşılabileceği de söylenebilir.

Öz olarak belirtilmek istenirse, Türkiye’nin, iç ve dış gündemini işgal eden farklı olaylar ve gelişmeler bağlamında çok da dikkat çekmeyen “Üç Deniz İnisiyatifi” içinde “Stratejik Ortak” olarak yer alması, gerçekte önümüzdeki süreçlerde hayli önemli faaliyetlere ve fırsatlara kapı açabilecek bir gelişme olup, Türkiye’nin olabilecek riskleri bertaraf edebilmesiyle son derece kritik öneme sahip bir unsuru oluşturabilecektir.