Eskiden teknoloji insan hayatını kolaylaştırsın diye vardı.
Şimdi bazen insanın hayatını elinden almak için kullanılıyor gibi hissediyorum.
Bir süredir düşünüyorum…
Gerçekten nereye gidiyoruz?
Artık bir insanın sesi birkaç saniyede klonlanabiliyor.
Yüzü hiç bulunmadığı yerlere yerleştirilebiliyor.
Hiç söylemediği sözler söyletilebiliyor.
Olmamış olaylar olmuş gibi gösterilebiliyor.
Ve en korkutucu tarafı şu:
İnsan bazen kendi gerçeğini bile kanıtlamak zorunda kalıyor.
Ben bu dijital karanlığı yıllar önce tanıdım.
Henüz yapay zekâ bugünkü kadar gelişmemişken bile sahte kimliklerle, korkutmalarla, manipülasyonlarla karşı karşıya kaldım. Kendini devlet kurumlarıyla bağlantılı gösteren, insanları baskı altına almaya çalışan birinin tehditlerine maruz kaldım. İlk başta anlam veremiyorsunuz. “Bir insan neden böyle bir şey yapar?” diye düşünüyorsunuz.
Sonra olay büyüyor.
Mailler…
Sahte yönlendirmeler…
Psikolojik baskılar…
İnsanı kendi hayatından şüphe ettirecek kadar organize hareketler…
Bir noktadan sonra korkudan çok öfke hissediyorsunuz. Çünkü mesele yalnızca sizin canınızın sıkılması olmuyor. İnsan onuruna dokunan bir yere dönüşüyor.
Ben sustum mu? Hayır.
Şikâyet ettim. Hukuki süreçler yaşandı. Cezalar verildi.
Ama yıllar geçse bile bazı insanlar karanlık yöntemlerinden vazgeçmiyor. Bugün yeniden dijital izler, erişim girişimleri, farklı hesaplar, manipülasyon çabalarıyla karşılaşınca bir şeyi daha net görüyorum:
Yapay zekâ iyi insanların elinde mucize olabilir.
Kötü insanların elinde ise görünmeyen bir silaha dönüşebilir.
Çünkü artık bir insanı suçlu göstermek çok kolay.
Sesinizi taklit edebilirler.
Yüzünüzü kullanabilirler.
Sizin adınıza sahte belgeler üretebilirler.
Hiç gitmediğiniz bir yere gitmişsiniz gibi gösterebilirler.
Düşünmesi bile yorucu bazen.
İnsan bir süre sonra yalnızca kendini değil, gerçeğin kendisini korumaya çalışıyor.
Bugün belki birçok kişi bunu “abartı” gibi görebilir ama dijital dünya artık filmlerden ibaret değil. Bir insanın psikolojisini, kariyerini, hayatını birkaç tıkla hedef alabilecek kadar kontrolsüz bir yere gidiyoruz.
Ve açık konuşmak gerekirse beni en çok korkutan şey teknoloji değil.
Vicdanı olmayan insanların teknolojiyle bu kadar güçlenmesi.
Çünkü yapay zekânın ahlakı yok.
Onu kullanan insanın ahlakı var.
Bu yüzden artık yalnızca fiziksel güvenlik değil, dijital güvenlik de hayati bir mesele. İnsanların sesi, yüzü, özel hayatı; yeni çağın kimlik kartı gibi. Ve bunlar çalındığında geriye yalnızca bir hesap değil, bazen bir insanın huzuru da gidiyor.
Belki gelecekte en zor şey suçluyu bulmak değil, gerçeği korumak olacak.
Ben bugün bunları yalnızca kendim için yazmıyorum.
Bir gün aynı şeyleri yaşayabilecek insanlar için de yazıyorum.
Çünkü bazen bir insanın yaşadıklarını kayda geçirmesi bile, kendi varlığını koruma biçimine dönüşüyor.