Bir zamanlar “iyi insan” denildiğinde akla güven gelirdi. Sözüne inanılan, kapısı çalınan, derdi dinlenen, yük paylaşan insanlar vardı. İyilik, gösterişe ihtiyaç duymazdı; sessizce yaşanır, sessizce çoğalırdı. Bugün ise bambaşka bir çağın içindeyiz. İletişim hiç olmadığı kadar kolay, ama anlaşılmak hiç olmadığı kadar zor. İnsanlar birbirlerinin sesini duyuyor ama kalbini duymuyor.
Belki de asıl soruyu artık farklı sormalıyız: Empati gerçekten azaldı mı, yoksa gürültünün içinde kayboldu mu?
Sosyal medya bize her gün binlerce hayat gösteriyor. Birkaç saniyede onlarca mutluluk, yüzlerce başarı hikâyesi, sayısız fikir tüketiyoruz. Herkes konuşuyor; herkes anlatıyor. Ama kim gerçekten dinliyor?
Dinlemek, sadece sessiz kalmak değildir. Dinlemek, karşındakinin yükünü birkaç dakikalığına omuzlayabilmektir. Kendi düşünceni bir kenara bırakıp onun penceresinden bakabilmektir. Oysa bugün çoğu zaman cevap vermek için dinliyoruz; anlamak için değil.
Belki de bu yüzden iyi insanlar daha çabuk yoruluyor.
Çünkü onlar sadece kendi hayatlarını taşımıyor. Başkasının derdine üzülüyor, kırgınlığını hissediyor, yükünü hafifletmeye çalışıyor. Bir arkadaşının sesi değişse fark ediyor, bir yabancının gözündeki hüznü seziyor. Empati, insanı insan yapan en güçlü özelliklerden biri olsa da sınır çizmediğinde ağır bir yük hâline gelebiliyor.
İyi insanlar çoğu zaman “hayır” demeyi öğrenemiyor. Kırmamak için susuyor, üzmemek için kendinden vazgeçiyor. Başkalarının huzuru için kendi huzurunu erteliyor. Sonra bir gün dönüp aynaya baktığında yorgun bir yüz görüyor. Çünkü sürekli veren ama kendine hiç uğramayan bir insanın tükenmesi şaşırtıcı değildir.
Toplum olarak ilginç bir çelişki yaşıyoruz. Herkes anlayış bekliyor ama anlayış göstermekte aynı cömertliği sergileyemiyor. Herkes görülmek istiyor ama başkasını görmeye vakit ayırmıyor. Herkes değer görmek istiyor ama değer vermenin emek istediğini unutuyor.
Empati, yalnızca acıya ortak olmak değildir. Başkasının sevincine içtenlikle sevinebilmektir de. Ne var ki günümüzde kıyas duygusu, empatiyi gölgelemeye başladı. Birinin başarısı, başkasının ilhamı olmak yerine tehdidi gibi algılanıyor. Birinin mutluluğu, başka birinin eksiklik hissini büyütüyor. Böyle olunca insanlar birbirinin yanında durmak yerine birbirini geçmeye çalışıyor.
Oysa hayat bir yarış pisti değildir. Kimse aynı çizgiden başlamaz, kimse aynı yükü taşımaz. Bir insanın yürüdüğü yolu bilmeden hızını eleştirmek, görünmeyen mücadelelere haksızlık etmektir.
İyi insanların yorgunluğu biraz da buradan doğuyor. Çünkü onlar, karşılığını hesaplamadan vermeye alışkın. Fakat sürekli tek taraflı akan bir nehir, bir gün mutlaka kurur. Şefkat de böyledir. İlgi de böyledir. Sevgi de…
İnsan, başkasına uzattığı eli zaman zaman kendine de uzatabilmelidir. Kendine gösterilmeyen merhamet, başkasına gösterilen merhameti de zamanla eksiltir. Uçağa binerken yapılan güvenlik anonsunu düşünün. Oksijen maskesini önce kendinize takmanız söylenir. Çünkü nefessiz kalan biri, kimseye yardım edemez. Hayat da bundan farklı değildir.
Belki de uzun zamandır yanlış bir şeyi övüyoruz. Sürekli fedakârlığı alkışlıyor, sınır koymayı bencillik sanıyoruz. Oysa sağlıklı sınırlar, sevgiyi azaltmaz; onu korur. “Hayır” diyebilmek bazen hem kendine hem karşındakine duyulan saygının en açık ifadesidir.
Empatiyi yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var. Sadece büyük felaketlerde değil, günlük hayatın küçük ayrıntılarında da… Kasadaki görevlinin yorgunluğunu fark etmekte, yaşlı bir komşunun yalnızlığını hissetmekte, bir çocuğun suskunluğunu ciddiye almakta, bir arkadaşın “İyiyim.” derken gerçekten iyi olup olmadığını anlayabilmekte…
Çünkü toplumlar büyük sloganlarla değil, küçük inceliklerle ayakta kalır.
Belki de dünyayı değiştirecek olan şey çok büyük devrimler değil; birbirimizi gerçekten dinlemeye yeniden başlamamızdır. Bir mesajı aceleyle okumak yerine anlamaya çalışmak, bir tartışmayı kazanmak yerine bir insanı kaybetmemeyi seçmek, haklı olmaktan önce vicdanlı olabilmektir.
Empati çağının bittiğine inanmak kolaydır. Ama belki de biten empati değildir; ona ayırdığımız zamandır. Kalpler küçülmedi, sadece gündemler büyüdü. Ruhlarımız yoksullaşmadı, yalnızca dikkatimizi dağıtan şeyler çoğaldı.
Ve iyi insanlar…
Onlar aslında yorulmaktan değil, anlaşılmamaktan tükeniyor.
Belki bugün hepimizin kendine sorması gereken tek bir soru var:
Ben son zamanlarda kaç insanı gerçekten dinledim; cevap vermek için değil, anlamak için?