
TÜRK BALASI KURT OLUR BASTIĞI YER YURTOLUR!
Türk yurdunu, obasını koruyan erler, yiğitler ve hanımlar-hatunlar var oldukça, Türk yurdu daima var olacak. Bunun önemini anlamalı ve bu bilinçle yaşamalıyız. Ancak son zamanlarda bizler ve çocuklarımız, yetiştirme tarzı veya manevi değerlerin kaybedilmesinden dolayı köklerimizden uzaklaştırılıyoruz. Şu sondan emin olabilirsiniz ki, bu gidişin neticesinin meyveleri hiç hoş olmayacaktır.
Başkalarının olmayan "medeniyetini" taklit etmek, taklit edilmeye çalışılan medeniyetin edepsizliklerle dolu olduğu göz önünde bulundurulduğunda, atalarımıza ve şanlı Türk milletimize karşı çok büyük saygısızlık olur. Bizler özümüze döndükçe, soy-kökümüze bağlı kaldıkça daima öncü ve her alanda başarılı olacağız.
Sosyal varlık oluşumuzdan dolayı doğal olarak etrafımızdaki diğer uluslardan etkilenebiliriz. Ancak bunu "çağdaşlık" adı altında bilinçli olarak istemek ve yapmak doğru değildir. Çünkü, diğer bir makalemde belirttiğim gibi, kendilerini "medeni", "modern" olarak gören Avrupalılara medeniyeti bizler öğrettik. Günümüz Avrupalıları bazı gerçekleri kabul etmeseler de, gericilik tarihi olarak nitelenen ilk ve orta çağa göz atmaları konuyu daha iyi tahlil edebilmeleri açısından yararlı olacaktır.
Bu makalemde atalarımızın evlatlarını nasıl yetiştirdiklerini ve kadim Türk toplumlarında çocuklara verilen önemi hatırlatacak, geleceğimiz olan yeni Türk neslini nasıl yetiştirmemiz gerektiğini ve onların Türk milletinin geleceği için ne kadar önemli olduğunu konu edeceğim.
Malumunuzdur ki, geleceğimiz olan evlatlarımızı nasıl yetiştirirsek hayatlarını o doğrultuda sürdüreceklerdir. Onları tehlikelere karşı küçük yaşlarda eğitmeli ve tehlikelere karşı güçlü bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Bu konu ile alakalı güzel bir atasözümüz var: “Ağaç yaşken eğilir”.
Aslında bu atasözü gerçekten derin manalara sahiptir. Yani insan evladının öğretime ve terbiyeye en açık olduğu zamanlar çocukluk çağıdır. Evlatlarımıza çocukluk çağında nasıl terbiye verirsek, ne tarafa yönlendirirsek yetişkinlik döneminde bunların önemli tesirleri olacaktır.
Eski Türklerin yaşam tarzları ve aile ilişkileri hakkında bilgi edinmemizi sağlayan en önemli kaynaklar destanlarımızdır. Bu destanlar arasında biz Oğuz Türklerinin eski yaşam tarzlarını ve aile ilişkilerini en doyurucu şekilde aksettiren hiç şüphesiz "Dede Korkut" destanıdır. Bu yazımda zaman zaman Dede Korkut destanından konuyla ilgili örnekler vereceğim .
Türk toplumunda çocuklar birer gelecek abidesidir. Yani toplumun değerlerini gelecek nesillere taşıyacak olan tek unsur çocuklardır. Eski Türklerde çocuk, aile, toplum ve hatta devlet için geleceğin teminatı olarak görüldüğü için Türk sosyal hayatının gözbebeği ve varoluşun esasıdır.
Ayrıca çocuklar, ana ve atanın genetik şifreleriyle var oldukları cemiyet açısından düşünüldüğünde cemiyetin karakterinin taşıyıcısıdır. Yani aile ve toplum çocukta vücut bulur. Çocukların Türk toplumunda bir değer olarak görülmesinin diğer bir sebebi de çocukların doğasında var olan hareketlilik ve heyecandır. Çocuk, Türk töresini daima canlı tutan bir unsurdur. (1)
Bu bakımdan çocuklar Türk toplumunda önemli bir ihtiyaç olarak görülür. Geleceğin önemli bir sembolü ve toplumun devamlılığının ana unsuru olan çocuk, daima saygı ve sevgi gösterilen bir varlıktır.
Dede Korkut hikayelerinin kurucusu olan Türk’ün ortak vicdanında ve aklında, çocuk küçük olsa dahi onurludur. Aynı zamanda çocuk, bir benliğe ve olgunluğa sahip olarak karşımıza çıkar. Bu hikayelerde çocuklara çoğu zaman bir yetişkin gibi davranıldığı görülür. Bu da çocukların benliğinde değer verilen bir varlık hissini doğurarak kişiliğinin oluşmasına olumlu etki göstermiştir. (2)
Özellikle belirttiğimiz gibi, kadim Türklerde çocuk aile hukuku açısından da önemlidir. Bunun sebebi çocuğun ailenin soyunun devam edebilmesinin en önemli unsuru olmasıdır. Türk erkeği çocuğun olmadığı durumlarda sorunu kadında aramamakta, kendisi de suçu veya kusuru paylaşmaktadır. Şu bir hakikattir ki, eski Türklerde çocuk sahibi olmak çok istenilen bir durumdur. (3
Türklerde yeni doğmuş çocuğa dahi kahraman gözü ile bakılırdı. Cinsiyeti ayırt edilmeksizin her çocuk, geleceğin Alp-Türk savaşçısıdır. “Alp” sözü Türkçe kökenli bir sözdür ve Arapça “güç” anlamında kullanılan manaya gelir. Savaşçılara “Alp” denilmesinin nedeni ise, her türlüğü zorluğa karşı koyabilecek güçte olmasındandır. Yani her Türk çocuğu bir “Alp”dir.
Çocuğun varlığı ailenin geleceği için önemlidir. Dede Korkut hikayelerinde Dirse Han’ın oğlu ve kızı olmadığından bahsedilir. Dirse Han ve Hatunu bu vaziyete üzülmektedirler. Dirse Han hanımının isteği üzerine ulu toyu toplayıp, dua etmelerini arzu eder. Bu duaların neticesinde hatunu hamile kalır ve bir müddet sonra oğlu dünyaya gelir. (4)
Türkler kız ve erkek çocukları arasında fark gözetmezler (5). Yaratılış itibariyle fark görmeseler de aileler açısından erkek ve kız çocuklarının birbirinden farklı olabilecekleri ihtimali de vardır. Ana ve baba kızını erkek evladından veya oğlunu kız evladından daha fazla sevebilir. Bu konuda farklı görüşler mevcuttur. Ünal Öztürk, kız ve erkeklerin değerlendirilmesi konusunda kızların daha fazla sevildiğini düşünmektedir (6). Ögel ise Hun ve Göktürk döneminden kalan belgelerden yola çıkarak, erkek çocuklara daha fazla değer verildiği düşüncesindedir (7).
Eski Türklerde erkek evladı ifade etmek amacıyla “Ataç” sözü kullanılmıştır. Ataç, büyüklük gösteren çocuk, oğul manasına gelir (Kaşgarlı Mahmud) (8). “Anaç” ise küçük olduğu halde büyük bir anlayış gösteren kız, anacık demektir (Kaşgarlı Mahmud) (9).
Buradan eski Türklerde oğulun ataya, kızın ise anaya benzediği görülmektedir. “Ata oğul ataç doğular”, yani oğul ataya benzer ifadesi bunu doğrulamaktadır (10). Oğul ataya, kız anaya benzediğine göre, erkek çocuğun yetiştirilmesi atanın, kız çocuğun yetiştirilmesi ananın görevi idi.

Ancak eski Türklerde evlat sahibi olmak yeterli değildi. Evladın savaşçı ve kahraman olması da önemli idi. Bu nedenle çocuk sürekli talimlerle yetiştirilirdi. Türklerde çocuğun yetiştirilmesi ilk olarak aile ocağında başlar. Henüz çocuk yaşlarda iken at binmek, kılıç talimi yapmak, ok atmak gibi yiğitlik ve savaşçılık özellikleri kazandırıldığı gibi, toplum yaşamının kaideleri de küçük yaşlardan itibaren öğretilirdi. (11)
Bu bakımdan Türklerde çocuk yetiştirmek ve birey olarak onun topluma kendisini kanıtlaması özel ve önemli bir konuydu.
Yararlanılan kaynaklar:
1.Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 14, Sayı: II Sayfa: 209-223, ELAZIĞ-2004 DEDE KORKUT HİKÂYELERİ’NİN ÇOCUK EĞİTİMİ AÇISINDAN ÖNE SÜRDÜĞÜ DEĞERLER VE ORTAYA ÇIKARMAK İSTEDİĞİ TİP ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME.
A) AİLE VE TOPLUMUN ÇOCUĞA BAKIŞ EKSENİ 1. Bir İhtiyaç Unsuru Olarak Çocuk
2.Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Fırat University Journal of Social Science Cilt: 14, Sayı: II Sayfa: 209-223, ELAZIĞ-2004
AİLE VE TOPLUMUN ÇOCUĞA BAKIŞ EKSENİ İtibar Kaynağı Olarak Çocuk
3.ÜNALAN, S.-ÖZTÜRK, H.(2008) “İslamiyet’ten Önce Türklerde Eğitim ve Öğretim”. Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13: 2, 89-109.
4.GÖKYAY, O. Ş. (1973) Dedem Korkudun Kitabı. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.
5.ÖGEL, B. (2001) Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 4. Baskı, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.
6.ÜNALAN, S.-ÖZTÜRK, H.(2008) “İslamiyet’ten Önce Türklerde Eğitim ve Öğretim”. Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13: 2, 89-109.
7..ÖGEL, B. (2001) Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları. 4. Baskı, İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları.
8KAŞGARLI MAHMUD (1985) Divan-ı Lûgat’it Türk Tercümesi. Cilt II, Çev. Besim ATALAY, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
9.KAŞGARLI MAHMUD (1985) Divan-ı Lûgat’it Türk Tercümesi. Cilt I, Çev. Besim ATALAY, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.
10.ÜNALAN, S.-ÖZTÜRK, H.(2008) “İslamiyet’ten Önce Türklerde Eğitim ve Öğretim”. Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 13: 2, 89-109.
11. KOCA, K.-UĞURLU, S. (2010) “Dede Korkut Hikâyelerinden Hareketle Türk Kültüründe Erkek Evlat Olarak Oğul Kavramı”. Akademik Bakış Dergisi, Sayı 22, Celalabat-Kırgızistan, 1-10.
YAZAR AYNUR TALIBLI “YENİ TÜRK NESİLİ NASIL YETİŞTİRMELİ?!” 8 Eylül,2020,Salı.SAYFA 9.