Bu hafta canım Caner Ural'ın davetiyle 25. Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivalinin basın lansmanına katıldım. Caner bu işlere yıllardır gönlünü vermiş, Türkiye ayağında pek çok şeyi sevgili Serap Gedik'le yürütmek ve büyütmek için canla başla emek harcayan sanat gönüllüsü ve 2011'den beri festivalin danışmanı.
1999'dan bu yana, iki ülkenin kültürel ruhuna dokunan, sadece sinema değil, aynı zamanda anlayış, diyalog ve birlik inşa eden bir festival bu. Kurucusu ve başkanı Hüseyin Sıtkı’nın önderliğinde başlayan bu serüven, her yıl yüzlerce filmi, binlerce izleyiciyle buluşturuyor. Ve şimdi, bu yıl 13–18 Haziran tarihleri arasında 25. yılını kutlamaya hazırlanıyor.
Bu yıl festivalin Türkiye proje ortağı, Kültürlerarası İşbirliği ve Diyalog Derneği (KADİM). Bu birliktelik de aslında festivalin ruhuna çok yakışıyor: Sinemanın birleştirici ve dönüştürücü gücünü kutlamak, geçmişin izlerini bugünün hikâyelerine taşımak ve geleceğe umutla bakmak…
Ama Frankfurt Türk Film Festivali sadece bir şehirle sınırlı değil. Offenbach’tan Wiesbaden’e, Dietzenbach’tan Miltenberg’e kadar birçok şehirde sinemaseverlerle buluşacak. Festival, sinemayı sadece bir ekran deneyimi olmaktan çıkarıp, bir buluşmaya, bir sohbete, bir birlikte düşünmeye dönüştürüyor.
Festival, sadece büyük salonlarda, kırmızı halılarda değil; cezaevlerinde, liselerde, huzurevlerinde, tiyatro sahnelerinde de hayat buluyor. Çünkü sinema, duvarları aşabiliyor. Çünkü bir film, bazen kelimelerden daha çok şey söyleyebiliyor.
Bu yıl yarışmaya katılan filmler arasında finale kalan yapımlar da belli oldu. Alanında uzman jüri üyeleri; yönetmenler, oyuncular, akademisyenler bir araya geldi ve uzun metrajdan kısa filme, belgeselden deneysel yapımlara kadar birçok kategoride değerlendirmelerini yaptı.
Belki de festivalin en güzel yanı şu: Her bir film, bir yaşamı, bir duyguyu, bir düşünceyi taşıyor. Ve her izleyici, o filmin bir yerinde kendini buluyor. Belki bir sahnede çocukluğunu hatırlıyor, belki bir replikte kalbinin kırık yerini… Ve tam da bu yüzden bu festival sadece bir sinema etkinliği değil; bir anlama çabası, bir yoldaşlık, bir umuda yürüyüş oluyor.
25 yıldır aynı tutkuyla, aynı inatla bu yolculuğu sürdüren herkese teşekkür etmek gerek. Çünkü kültür, ancak böyle çabalarla büyüyor. Ve sinema, hâlâ dünyayı değiştirme gücüne sahip.
Basın lansmanını Vega ajansın kurucusu, oyuncu Gökhan Mumcu sundu. Samimiyeti, doğallığı ve heyecanı sıcacık bize geçti. Pek çok oyuncu, yönetmen, gazeteciler ve dostlar katıldı.
Sevgili Hüseyin Sıtkı festivali "Bugüne dek 1.000’in üzerinde Türk filmi gösterildi, 750’den fazla sanatçı Frankfurt’ta ağırlandı.
2009’dan bu yana Üniversiteler Arası Kısa Film Yarışması, 2013’ten itibaren Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması, 2020’den beri ise Ulusal Belgesel Film Yarışması düzenliyoruz.
2011’den beri Vefa Ödülleri, 2007’den bu yana ise 48 sanatçıya Yaşam Boyu Onur Ödülü takdim ettik. 2023’ten itibaren bu ödülleri, Türk kökenli Alman sanatçılara da vermeye başladık. Bu yıl Yaşam Boyu Onur Ödüllerimizi, yönetmen Biket İlhan, oyuncu Şerif Sezer, oyuncu Güven Kıraç ve Almanya’dan sinema oyuncusu Erden Alkan’a takdim edeceğiz " diye belirtti. Ayrıca sağlık nedenlerinden dolayı Almanya’ya gidemeyecek olan Suna Keskin ve Ahmet Mekin ödülleri bu lansmanda verildi. "25 yıl önce hayal dahi edemeyeceğimiz bir noktadayız ve bu başarı hepimizin ortak eseridir. Ve bu yıl, 13–18 Haziran 2025 tarihleri arasında gerçekleştireceğimiz festivalimizin açılış filmi, Cumhuriyetimizin 100. yılına bir saygı duruşu niteliğindeki etkileyici yapım: “Bir Cumhuriyet Şarkısı” olacaktır" diye altını çizdi. Bu yılın diğer Onur Ödülleri, usta sanatçılar Şerif Sezer, Güven Kıraç, Biket İlhan ve Erden Alkan’a; Vefa Ödülü ise, değerli tiyatro ve sinema sanatçısı merhum Rasim Öztekin adına, kızı Pelin Öztekin’e takdim edilecek. Tüm ödüller, festivalin açılış galasında sahiplerini bulacak.
Bu yıl festivalin temasını yansıtan özel bir motto belirlendi: ". Türkiye’den Sesler Evrensel Hikayeler" Tema doğrultusunda paneller, söyleşiler ve özel gösterimlerle izleyiciye çok yönlü bir sinema deneyimi sunulması hedefleniyor.
Haziran’da Frankfurt’ta olanlar için bir önerim bu festivali kaçırmayın. Belki bir hikâyeyle değişir her şey. Belki sadece bir sahneyle, hayata başka bir gözle bakarsınız.
Sinemanın büyüsüne inananlara selam olsun. 25. yaşın kutlu olsun Frankfurt Türk Film Festivali.
KÖY YERİNDE CİNAYET

Belda Öztürk’ten Uzun Bir Aradan Sonra Yepyeni Bir Polisiye: Köy Yerinde Cinayet
(Nemesis Yayınları)
"Uzayıp giden sessizlik, saklayacak bir şeyi olan insanları tedirgin eder…”
Belda Öztürk, uzun bir sessizliğin ardından kalemini yeniden eline alıyor ve okurlarını bu kez sıradan görünen, ama sırlarıyla derinleşen bir köyde işlenen cinayetin izini sürmeye davet ediyor.
Yarı turistik, denize yakın, verimli sayılabilecek topraklara sahip sıradan bir köy… Ta ki Komutan Pars’ın atanmasına ve ardından köy tarihinin ilk cinayetinin işlenmesine kadar! Yeni atanan jandarma komutanı Pars ve onun akademi yıllarındaki eğitmeni Balkır Komutan, bu gizemi birlikte çözmeye kararlıdır. Ancak bu dışarıdan sakin görünen köy, birbirinden ilginç, renkli ve sırlarla dolu karakterleriyle her adımı daha da karmaşık hale getirecektir.

"Köy Yerinde Cinayet”, klasik polisiye unsurlarının ötesine geçerek, mizahın tatlı dokunuşunu ve ince bir romantizmi de hikâyeye dahil ediyor. Belda Öztürk’ün ustalıklı kaleminden çıkan bu roman, sizi hem düşündürecek hem de yer yer gülümsetecek.
Gerilim mi arıyorsunuz? Merak mı? Yoksa bir kahkaha mı?
Hepsi burada, köy yerinde bir cinayette saklı…
BİR PERDE KAPANIR ALKIŞ SONSUZ KALIR
Bazı insanlar vardır; sahneye çıktıklarında yalnızca bir rol değil, bir ruh getirirler.
Naşit Özcan, o insanlardandı.
Sadece oyunculuğuyla değil, varlığıyla, bakışıyla, sesiyle, sofrasıyla, suskunluklarıyla bile hatırlanacak bir adamdı.
Onunla aynı sofrada oturmuş olan herkes bilir: Bir muhabbet başlar, araya bir sessizlik düşer, sonra o sessizliği bile şiir gibi taşıyan bir tebessüm ederdi.
Ve biz anlardık: O gülümsemenin içinde kırk yıllık anı, yarım kalmış bir hikâye, belki de bir oyun repliği saklıydı. Naşit Özcan’a veda etmek kolay değil. Çünkü bir role değil, bir dosta el sallıyoruz.Ve o perde kapanıyor ama…Biz alkışlamaya devam ediyoruz.
AŞKIN YAŞI YOK AMA BİR HESABI VAR MI?
Magazin dünyası alışkındır aşkın her haline: büyük yaş farkları, jet hızıyla gelen evlilik teklifleri, “sadece arkadaşız” açıklamaları derken…
Bu kez söz sırası, nostaljinin kadife sesli ismi Semiha Yankı’daydı.
Ve o sahneye çıktığında, sadece sesi değil, sözleri de dikkat çekti. Bir televizyon programına katılan Yankı, son dönemlerde yaşça kendisinden çok daha genç partnerlerle birliktelik yaşayan meslektaşlarına değinerek, deyim yerindeyse topa girdi. "O ilişkilerde aşk yok, kart var!” dedi,ve üstüne ekledi: “Genç erkekler neden hep daha yaşlı ve zengin kadınları tercih ediyor, sormak lazım.”Vurgu yerindeydi. Sözler netti. Magazin gündemi ise bu açıklamayla çalkalandı. Elbette bu çıkışın ardından gözler bir anda o “sözde” örneklere çevrildi. İsim vermedi ama kamuoyunun hafızası hızlıdır. Seda Sayan – Çağrı Ökten evliliği başta olmak üzere, “Bu çiftin arası kaç yaş?” başlıklı tüm arşivler yeniden dolaşıma girdi. Bazı izleyiciler Yankı’nın açıklamalarına “cesur ve doğru” derken, bazıları “aşkın yaşı olmaz, kalbe karışılmaz” yorumlarıyla karşı çıktı. Ama herkes bir noktada birleşti: Semiha Yankı, sustu sustu, ama konuştuğunda sesi yine yankı yaptı. Sosyal medyada en güzel yorum belki de şuydu: "Aşkın yaşı olmaz deriz, ama ekonominin yaşı gayet net.” Aşk mı, algı mı? Gerçek bağ mı, geçici ihtiyaç mı?Kıssadan hisse: Aşkta yaş farkı olur, ama bazen bazı farklar sadece yaşla ölçülmez.
ATEŞE DÜŞTÜM
Popüler bir şarkı çıkar, liste başı olur. Ve sonra sahneye Yılmaz Morgül gelir, onu kendi evrenine davet eder. Bu kez seçtiği şarkı Mert Demir’in dillere pelesenk olan o meşhur hit’i:
“Ateşe Düştüm.” Ama Morgül’ün yorumuyla bu şarkı adeta bir yangın değil, opera.
Yılmaz Morgül, stüdyoya girdi ve şarkının o sakin ve içe akan melodisini aldı, biraz gözyaşı, biraz drama, bolca “ah!” ekledi, ve işte karşınızda: Morgül versiyonu! Dinleyenler ikiye ayrıldı: Biri “ne güzel yorumlamış, kalpten söylüyor” dedi, diğeri ise “bu şarkı artık ağlamaktan yürüyemez hale geldi” esprisini yaptı.
Ama tek bir konuda herkes hemfikirdi:
Yılmaz Morgül sahneye değil, şarkıya rol verir. Morgül’ün performansı kısa sürede sosyal medyada viral oldu, TikTok’ta üzerine slow dans videoları çekildi, hatta bazıları “bu versiyon dizi jeneriği olur” bile dedi.
Kendisi de zaten mütevazı bir şekilde şunu yazdı paylaşımına: "Ateşe düştük ama küllerimizden yeniden doğarız.” Yani :Şarkı mı kazanır, yorum mu? Bu tartışılır. Ama Yılmaz Morgül’ün her notaya duygu kattığı, dinleyen herkesin içini biraz yakıp kavurduğu kesin.