1648 Westfalya Antlaşması, modern uluslararası ilişkilerin başlangıcı kabul edilip aynı zamanda Yahudilerin saraylara nüfuzunun artmaya başladığı dönemdir. Yeni keşifler, sömürgecilik, merkantilizm, sanayi devrimi ile pazar, hammadde ve finans temininde gittikçe daha fazla etkinlik kazanmış, uluslararası ekonomik sistem yönetiminin temelini oluşturmuşlardır. Gerek İspanya’dan kovulan Sefaradlar gerekse Aşkenazi Yahudileri, çok çalışıp az tüketip sermaye yığarken sarayların, prensliklerin finans kaynağı haline gelmişlerdir. Şatoların, burçların diplerine kurdukları depo ve imalethaneleriyle soyluların ihtiyaçlarını karşılamış, bir aşama sonra yönetim adına pazarlamacı, üretici, nakliyeci ve nihayet finans kaynağı haline gelerek burjuvanın temelini oluşturmuşlardır.
İlk asırlarda adı konmasa da faaliyetlerinin temelinde Siyonizm, Kudüs-ü Şerif merkezli Yahudi devleti kurma emeli, temel strateji olmuştur. Uluslararası siyaseti, küresel ticaret üzerinden yöneten ve dışarıya karşı büyük dayanışma gösteren bu hareket, her dönemde yeni üst organizasyonlarla etkinliğini sürdürmüştür. Krallıklar bünyesindeki korporasyonlar, bankalar, ticaret şirketleri, adı ABD doları olduğu halde 20 yüzyıl başında 8 Siyonist bankerin kontrolüne geçen en güçlü para birimi, Bretton Woods sisteminin kuruluşu ve çöküşü aşamalarındaki yapılanmalar, uluslararası finans kurumları, sektörel hakimiyetler her devirde yeni yapılanma ile küresel sömürüyü hızlandırmıştır. BlackRock ise bu sömürgeci yapılaşmanın yeni bir aşaması durumundadır.
BlackRock, bir ticaret veya üretim karteli olmayıp mevcut şirketlerin hisselerini bünyesinde toplayan, benzer organizasyonlarla iç içe geçmiş uluslararası borsa devidir. Öyle ki yaklaşık 40 trilyonluk küresel ekonominin dörtte biri bunun bünyesinde olup ABD ve Çin’den sonra uluslararası finansı yöneten en güçlü mali kuruluştur. Bünyesinde öncelikle İsrail dostu küresel kartellerin yer alması, borsa stratejilerinin önemli bir ayrıntısıdır. Apple, Microsoft, Amazon, Google, Meta, JPMorgan Chase, CocaCola, Walt Disney… bunlardan bazılarıdır.
Gazze soykırımının başında, İsrail’de önemli yatırımları bulunan patronu Larry Find, soykırım politikalarına desteğini ilan etmiş, bu yüzden New York’taki genel merkezi 9 Kasım 2023’te protestocular tarafından işgal edilmiştir. 27 Mart 2026’da Dolmabahçe’de kabul edildiği halde görüşme konusu yatırımlar hakkında açıklama yapılmamıştır. Belirtmek gerekir ki Türkiye’den birçok şirketin yanında mesela THY’nın da %5.06’sını bu kuruluş almıştır.
Borsa, üretimden pay alma mantığına dayandığı halde, güçlü olanların spekülatif hareketleriyle zayıfları sömürdüğü bir sistem olma özelliği, uluslararası oyuncular açısından çok daha etkindir. Bunun anlamı, hedefteki kurum ve ortakları her zaman risk altındadır. Çünkü büyük oyuncular aynı zamanda medya gücüne, yanıltıcı uzman ordusuna sahiptir. Son altı ayda evini, arabasını satarak altına yatıran, büyük zarar eden milyonlara karşın önde gelen Siyonist oyuncular kazançlarını şişirmiştir. Çünkü altının hesap-kitapla ilgisi olmayan yükselişi de düşüşü de bu tür büyük oyuncuların eseridir. Benzer oyunlar borsa üzerinden uygulanmakta, hedefteki kuruluşlar batırılmaktadır.
Aselsan, Kıbrıs Barış Harekâtından sonra ABD ambargosu üzerine ordunun haberleşme ihtiyacını yerli üretimle gerçekleştirmesi maksadıyla kurulmuş milli mefahirimizdendir. ABD ile ilişkilerimizde ülkemize en büyük iyiliği olarak tespit ettiğim silah ambargosu üzerine, terörün tırmandığı dönemde dişimizden tırnağımızdan artırarak ASELSAN, ROKETSAN ve HAVELSAN kurulumuş, TUSAŞ’ın üretim kapasitesi genişletilmiştir. Daha önce ABD’ye bağlı olduğumuz savunma alanımızıdaki bu kuruluşların başarıları endişe kaynağı olmuş, 1980’lerin sonunda önde gelen Siyonist şirketlerden ortaklık teklifleri gelmişlerdir. Her ne kadar bu kurumlarımızın üretim kapasitesi ve ekonomik gücü ABD şirketleri açısından ciddiye alınamayacak düzeyde olsa da ortaklık üzerinden Türk savunma sanayiini kontrol stratejisi bulunmaktaydı. Teklifin arkasındaki stratejiyi gören yönetim, ülkenin ekonomik sıkıntılarına, döviz darboğazına rağmen “yabancı yatırımcı” tuzağına düşmemişlerdir.
10 trilyon dolarlık BlackRock’un 33 milyar dolarlık ASELSAN’a talip olması, ekonomik kazançtan çok Türkiye’yi çevreleme stratejilerine dayanmaktadır. Bunun için başta ABD büyükelçisi olmak üzere yer, zaman ve kişiler zikredilerek ciddi müzakereler yapıldığı iddia edilmektedir. Bu tür iddiaların kesinlikle gerçek dışı olduğuna dair resmi açıklamaların arkasında durulması büyük temennimizdir. Bununla beraber söz konusu iddiaların dayanağının soruşturulması, sadece dezenformasyon konusu olarak görülmemesi gerekmektedir.
Bütçenin yaklaşık %21’i sadece faiz ödemelerine giderken borç anapara miktarı katlanarak artmaktadır. Bu durumda daha fazla yabancı yatırımcı arayışına gidilmektedir. El attığı ülkeyi sömüren Siyonist patronlardan gelecek yatırım ise bugünü atlatsa da yarın için çok daha büyük sorunların temeli olacaktır. Maliyeciler, bütünüyle risk demek olan dış kaynak yerine yerli sermayenin kaçışını önleyen tedbirleri almaları çok daha önemlidir. “Def’-i mazarrat, celb-i menâfîden evladır” Mecelle kaidesi olarak temel hukuk ilkelerindendir. Bu anlamda dışarıdan para aramak yerine içerdeki varlıkların kaçışına karşı yapılması gerekenlere bakmak gerek. Öyle ki TC ile özdeşleşmiş markaların dahi varlıklarını İngiliz, Fransız şirketi olarak sürdürmekten başka çaresi kalmamaları, bundan dolayı dışarıya kâr havale etmeleri, Türkiye’deki fabrikalarını kapatmaları ekonomi gemisinin her geçen gün daha fazla su alması demektir.
Maliyenin daha fazla vergi stratejisi, ön lisans derslerinde öğretildiği ve siyasetnamelerde de yazıldığı üzere, devletin vergi gelirlerini artırmaz, üretimi bitirir, devleti iflasa götürür. Kapanan, iflas eden, konkordoto ilan eden veya yabancılara satılan fabrikalar, şirketler, tarihi kuruluşların sayısı katlanarak artmaktadır. Vergi, kira, harç, prim baskısı altındaki piyasa ve üretim tam anlamıyla cezalandırılırken yabancı sermayeye kolaylıklar gösterilmektedir. Halbuki yerli üretime en büyük engel vergiyi gözden geçirerek diğer ülkelerdeki makul miktarlar uygulansa, mükellefler ayakta kalabilecek, devletin geliri artacak, milyonlar işini kaybetmeyecektir. Üretimi cezalandıran maliyecilerin göz göre göre gelen bu felaketin sebeplerini tahlil bilgi ve yeteneği olmaması mümkün değil. Bu iflaslar süreci neden sadece yabancı gibi izlenmekte, Siyonistlerin etkin olduğu uluslararası finans çaylaklarına ülke zenginliği peşkeş çekilmektedir?