İnancın, Tarihin, Kültürün ve Toplumsal Hafızanın Ortak Mirası

Her yıl Hicrî takvimin ilk ayı olan Muharrem geldiğinde Anadolu'nun dört bir yanında kazanlar kaynamaya başlar. Evlerde pişirilen aşure komşulara dağıtılır, sofralar paylaşılır, insanlar birbirlerinin kapısını çalar. İlk bakışta bunun sadece geleneksel bir tatlı olduğu düşünülebilir. Oysa aşure, binlerce yıllık tarihî hafızanın, dini sembollerin, kültürel dayanışmanın ve toplumsal birlikteliğin önemli simgelerinden biridir.

Bugün Türkiye'de milyonlarca insan aşure pişirirken, kimileri bunu dini bir ibadet olarak, kimileri ise kültürel bir gelenek olarak görmektedir. Gerçekte ise aşure, bu iki unsurun iç içe geçtiği ender miraslardan biridir.

Muharrem ve Aşure Günü

Aşure Günü, Hicrî yılın ilk ayı olan Muharrem'in onuncu günüdür. "Aşure" kelimesi Arapça "aşara" (on) kelimesinden gelir.

İslam'da Muharrem ayı dört haram aydan biridir. Bu aylarda savaşmak ve kan dökmek hoş karşılanmamış, insanların barış içerisinde yaşamaları amaçlanmıştır.

İslam geleneğinde Aşure Günü ile ilişkilendirilen birçok rivayet bulunmaktadır. Bunlar arasında;

- Hz. Nuh'un gemisinin tufandan kurtulması,

- Hz. Musa'nın Firavun'un zulmünden kurtulması,

- Hz. İbrahim'in ateşten kurtulması,

- Hz. Yunus'un balığın karnından çıkması,

- Hz. Yusuf'un babasına kavuşması, gibi olaylar yer alır.

Bu rivayetlerin tamamının hadis açısından aynı derecede güçlü olduğu söylenemez. Ancak İslam kültürü içerisinde Aşure Günü'nün bereket ve şükür günü olarak kabul edilmesine katkı sağlamışlardır. Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v) Muharrem'in onuncu günü oruç tuttuğu ve Müslümanlara da tavsiye ettiği sahih hadislerle bilinmektedir. Daha sonra Yahudilere benzememek amacıyla dokuzuncu veya on birinci günün de eklenmesi tavsiye edilmiştir.

Kerbelâ: İslam Tarihinin En Büyük Acılarından Biri

Muharrem ayı denildiğinde akla gelen en önemli olaylardan biri hiç kuşkusuz Kerbelâ'dır. Miladi 680 yılında Hz. Muhammed'in (s.a.v) torunu Hz. Hüseyin, Emevi Halifesi Yezid'e biat etmeyi reddetti. Çünkü Hz. Hüseyin yönetimin adalet ve istişare ilkelerinden uzaklaştığını düşünüyordu. Kûfelilerin daveti üzerine yola çıkan Hz. Hüseyin ve beraberindeki yaklaşık yetmiş kişi Kerbelâ'da kuşatıldı. Günlerce susuz bırakıldılar. 10 Muharrem günü kadınlar ve çocukların gözleri önünde Hz. Hüseyin ve yakınları şehit edildi. Bu olay sadece siyasi bir mücadele değil, aynı zamanda vicdan, adalet ve ahlak açısından İslam tarihinin en derin yaralarından biri olarak kabul edilmektedir.

Bugün Sünni ve Şii Müslümanların olaya yaklaşım biçimleri farklılık gösterse de Hz. Hüseyin'in zulme karşı duruşu bütün İslam dünyasında saygıyla anılır.

Kerbelâ Bir Fitnenin Sonucu muydu?

Kur'an'da "fitne" kelimesi; imtihan, kargaşa, ayrılık ve toplumu parçalayacak büyük iç çatışmalar anlamlarında kullanılır. İslam tarihçileri Kerbelâ'yı "Büyük Fitne" döneminin devamı olarak değerlendirir. Hz. Osman'ın şehit edilmesi...Hz. Ali dönemindeki iç savaşlar...Cemel Savaşı...Sıffin Savaşı...Hakem Olayı...Haricilerin ortaya çıkışı...Muaviye döneminde hilafetin saltanata dönüşmesi...Bütün bu gelişmeler Kerbelâ'nın zeminini hazırlamıştır. Dolayısıyla Kerbelâ bir günde yaşanmış bir trajedi değil; yıllar süren siyasi kutuplaşmanın, iktidar mücadelesinin ve toplumsal ayrışmanın sonucudur. Bu nedenle birçok İslam âlimi Kerbelâ'nın en büyük dersinin "Müslümanların birbirleriyle çatışmasının doğurduğu ağır bedeller" olduğunu ifade eder.

Türk Kültüründe Aşure

Türkler İslamiyet'i kabul ettikten sonra eski paylaşma geleneklerini İslam kültürüyle birleştirmiştir. Selçuklular döneminde başlayan aşure pişirme geleneği Osmanlı'da adeta bir sosyal dayanışma kurumuna dönüşmüştür. Saray mutfağında büyük kazanlarda aşure hazırlanırdı. Camilerde, Tekkelerde, İmarethanelerde, Mahallelerde. Yüzlerce kişiye dağıtılırdı. Komşunun dini, mezhebi, zengin veya fakir olması önemli değildi. Önemli olan paylaşmaktı. Bugün Anadolu'da hâlâ birçok aile pişirdiği aşureyi en az yedi komşusuna dağıtır. Bu davranış sadece dini bir uygulama değil, aynı zamanda toplumsal güveni güçlendiren önemli bir kültürel gelenektir.

Aşure Dini Bir Ritüel mi, Sosyokültürel Bir Gelenek mi?

Aslında her ikisidir. İslam açısından aşure pişirmek farz veya vacip değildir. Ancak paylaşmak, ikram etmek, komşuyu gözetmek ve şükretmek dinin teşvik ettiği davranışlardır. Dolayısıyla aşure pişirmek dinî zorunluluk değildir. Fakat bu davranışın temsil ettiği değerler dinîdir. Bunun yanında aşure artık Anadolu kültürünün ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu nedenle bugün aşure hem dini hem de sosyokültürel bir mirastır.

Başka Dinlerde Benzer Gelenekler Var mı?

Evet. Yahudilikte Kefaret Günü (Yom Kippur), büyük bir arınma ve ibadet günüdür.

Pesah Bayramı, İsrailoğullarının özgürlüğe kavuşmasını anmak için kutlanır. Hristiyanlıkta Paskalya ve Büyük Perhiz dönemleri hem dini hem toplumsal hafızayı canlı tutar. Budizm'de ölen yakınları anmak için düzenlenen törenler vardır. Japonya'daki Obon Festivali ataları anma geleneğidir. Meksika'daki "Ölüler Günü" de benzer biçimde geçmişle bağ kurmayı amaçlar. Görüldüğü gibi insanlık tarihi boyunca toplumlar acıları, kurtuluşları ve ortak hafızalarını çeşitli ritüellerle yaşatmıştır.

Aşurenin Hikâyesi

En yaygın rivayete göre Hz. Nuh'un Gemisi tufandan kurtulduğunda gemide kalan son erzaklar bir kazanda toplanmış ve ortaya ilk aşure çıkmıştır. Bu rivayetin tarihî doğruluğu kesin olarak ispatlanmış değildir. Ancak sembolik anlamı oldukça güçlüdür. "Elimizde ne varsa paylaşalım." İşte aşurenin özü budur. Osmanlı mutfağında ise aşure tam anlamıyla sanat eserine dönüşmüştür. Buğday, Nohut, Fasulye, Kuru üzüm, İncir, Kayısı, Ceviz, Fındık, Badem, Nar, Tarçın, Karanfil...

Her malzeme farklı insanları temsil eder. Farklı renkler...Farklı tatlar...Farklı kökenler...Ama aynı kazanda uyum içinde pişerler. Belki de aşurenin en güçlü mesajı budur.

Aşure, sadece buğdayın, fasulyenin ve meyvelerin birleşiminden oluşan bir tatlı değildir. O, farklılıkların aynı kazanda uyum içinde yaşayabileceğini anlatan güçlü bir semboldür.

Kerbelâ bize adaletin ve vicdanın önemini; Hz. Nuh kıssası paylaşmanın değerini; Türk kültürü ise komşuluk ve dayanışmanın gücünü hatırlatır.

Belki de bugün, ayrışmanın ve kutuplaşmanın arttığı bir dünyada, aşurenin asıl mesajına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü aynı kazanda pişebilen malzemeler gibi, farklı inançlara, düşüncelere ve yaşam biçimlerine sahip insanlar da ortak değerler etrafında bir arada yaşayabilir. İşte aşure, yüzyıllardır bize bunu anlatmaktadır.