Makamlar güç verir.
Ama o güç, baskı kurmak için değildir.

Bir insan “başkan” olabilir.
Bir kurumun başında olabilir.
Yetkileri olabilir.

Fakat hiçbir unvan, bir çocuğun, bir ailenin ya da herhangi bir vatandaşın üzerinde psikolojik baskı kurma hakkı vermez.

Demokrasi, makam sahiplerinin güçlü olduğu bir sistem değildir;
hukukun ve vicdanın güçlü olduğu bir sistemdir.

Bir çocuğun psikolojisi bozulmuşsa,
okula gidemeyecek hale gelmişse,
korku ve kaygı içinde yaşıyorsa…

Burada konuşulması gereken ilk şey makam değil, insan onurudur.

“Başkan” olmak; koruyucu olmak demektir.
“Başkan” olmak; güven veren olmak demektir.
“Başkan” olmak; güçsüzün yanında durmak demektir.

Eğer bir koltuk, bir aile üzerinde baskı unsuru haline geliyorsa,
eğer bir unvan insanların susmasına neden oluyorsa,
eğer bir isim, bir çocuğun hayatını karartacak kadar korku oluşturuyorsa…

Orada durup düşünmek gerekir.

Hiçbir makam dokunulmaz değildir.
Hiçbir görev sorgulanamaz değildir.
Hiçbir unvan eleştiriden muaf değildir.

Ama en önemlisi şudur:
Hiçbir başkan, “başkan” diye baskı kuramaz.

Toplumun gerçek gücü koltuklarda değil, vicdanlarda saklıdır.
Bir çocuğun gözyaşı, en yüksek makamdan daha ağırdır.

Bugün susarsak yarın başka çocuklar susmak zorunda kalır.
Bugün net durursak yarın daha adil bir toplum inşa ederiz.

Bizim tarafımız nettir:
Makamların değil, çocukların tarafı.
Gücün değil, adaletin tarafı.
Sessizliğin değil, vicdanın tarafı.

Çünkü bir ülkede çocuklar korkuyorsa, orada asıl sorgulanması gereken makamlar değil,
o makamların vicdanıdır.