Yıl 1402 günlerden 28 Temmuz yer Ankara Çubuk Ovası… Bundan 624 sene önce idi. Osmanı Devleti ile Timur Devleti karşı karşıya geliyordu Maalesef iki kardeş devlet karşı karşıya geliyordu. Timur’un karşısında Bayezit’ti.

Osmanlı tahtında kaldığı 14 yıllık süre içerisinde hayatı hep mücadele içerisinde geçen Yıldırım Bayezit güçlü bir karakterdi. Düşmanlarına bile adaletle hükmederdi. Kendine olan özgüveni tamdı. Hile ve haksızlığı savaşta bile kabul etmezdi. Haçlıların adeta korkulu rüyasıydı. Yıldırım Bayezit’in İstanbul’u iki defa kuşatması ile bütün Avrupa devletleri harekete geçmiş, Papa’nın önderliğinde yeni bir Haçlı Ordusu kurulup Niğbolu Kalesi kuşatılmıştı. Padişah, lâkabına yaraşır bir hızla yetişti. Böyle bir hızlı geliş beklemeyen Haçlıları Niğbolu Kalesi önünde ağır bir bozguna uğrattı. Esir alınan Avrupalı asilzadeler (ki, aralarında Fransa Kralı VI. Şarl’ın dayısı Comt de Never, tüm Avrupa’ya nam salmış meşhur “Korkusuz Jan”, “Güzel Filip” olarak tanınan Filip de Bar ve Avrupa’nın neredeyse tüm namlı şövalyeleri vardır) Yıldırım Bayezit Han’ın huzuruna getirildiler. Bayezit Han, Never Kontu Korkusuz Jan’ı elleri bağlı görünce, kükredi: “Çözün!” Çözdüler. Yanına oturttu: “Kusura bakmayın, kim olduğunuzu bilmediklerinden bu hatayı yaptılar.” Sonra gülümseyerek sordu: “Size iyi baktılar mı Kont?” Kont gördüğü muameleden memnundu. Osmanlı topraklarında esir olarak kaldığı müddetçe, misafir muamelesi gördüğünü söyleyerek Padişah’a teşekkür etti. Fakat bundan ötesini merak ediyordu: Hâlleri ne olacaktı? “Sizi bağışladık!” dedi. Padişah: “Artık vatanınıza dönebilirsiniz.”

Padişahın sözleri tercüme edilince, Korkusuz Jan ne diyeceğini şaşırdı. Padişahın ellerine sarıldı: “Hayatımı bağışlama büyüklüğünü gösterdiniz, teşekkür ederim. Size şerefim üzerine yemin ediyorum ki, bir daha asla Osmanlı’ya kılıç çekmeyeceğim.” Yıldırım şu karşılığı verdi: “Hayır Jan, yeminini şimdi sana iade ediyorum. Vatanına döndüğün zaman benimle yine savaşmak istersen, bütün Avrupa hükümdarlarını ittifaka davet edebilirsin. Ne kadar fazla müttefik ve ne kadar büyük bir ordu toplayabilirsen, bana şan kazanmak için o kadar fırsat vermiş olursun. Beni harp meydanında daima karşında bulacağına emin ol. Çünkü ben harp ve zaferler için doğmuş bir adamım. Benden ileride bulunmak arzusuna kapılanlar daima benden geride kalacaklardır.”

Biz yine Ankara Savaşı’na dönelim. Timur ne istiyordu, beden Anadolu’ya saldırdı. İşte sorunun kısa cevabı:

“.Timur, Cengiz İmparatorluğu’nu yeniden kurmak amacıyla faaliyetlere başlamıştı. İran’ı almış, Hindistan’a seferler düzenlemişti. Azerbaycan ve Bağdat Emirleri korkularından Yıldırım Bayezit’e sığındılar. Timur, Emirleri geri istediyse de Yıldırım Bayezit bunu reddetti ve bu olaydan dolayı Timur ile Yıldırım Bayezit’in araları açıldı. Anadolu’ya giren ve Sivas’ı yağmalayan Timur, seçkin askerlerden oluşan ordusuyla Anadolu’da ilerlemeye devam etti. Osmanlı Ordusu da harekete geçti. İki ordu 28 Temmuz 1402’de Ankara’da Çubuk Ovası’nda karşılaştılar. Yapılan Ankara Savaşı’nda Yıldırım’ın kuvvetlerinden olan Kara Tatarların, Timur tarafına geçmesi Osmanlı Ordusu’nun dağılmasına neden oldu. Yıldırım Bayezit, Timur’a esir düştü. Bu savaş Osmanlı Devleti’nin 50 yıl kadar duraklamasına neden oldu. Anadolu Türk birliği dağıldı ve Anadolu’daki beylikler tekrar ortaya çıkarak güçlendi. Başsız kalan Osmanlı Devleti’nde karışıklıklar başladı. Osmanlı Devleti’nin dört ayrı bölgesinde, şehzadeler tarafından dört ayrı devlet ilân edildi. Bursa, İznik ve İzmit, Timur tarafından yağmalanıp yakıldı, İzmir işgal edildi. 1402’den 1413’e kadar sürecek olan bu iktidar boşluğu ve taht mücadeleleri dönemine “Fetret Devri” adı verildi.

Saygın bir padişah olan Sultan Bayezit, Ankara Savaşı sırasında sağ olarak ele geçirildikten sonra Timur’un çadırına götürüldü. Bütün tarihi kaynaklarda, Timur’un Yıldırım Bayezit’i iyi karşıladığı belirtilmektedir. Timur ve tümenleri Bursa ve İznik’i ve sonra İzmir’i ele geçirmişler; talan edip yakıp yıkmışlardır. Timur bu seferlerinde ve Anadolu’da bulunduğu sıralarda Bayezit’i devamlı olarak yakınında tutup ayrılmasına izin vermemiştir. Bir zamanlar heybetiyle bütün cihanı titreten Bayezit’in esaret yılları onun ruhunda tedavisi mümkün olmayan yaralar açmıştır.

Bayezit 8 Mart 1403 tarihinde 43 yaşındayken Akşehir’de esir hâlde vefat etmiştir. Ölüm sebebi tarihçiler arasında halen tartışılmaktadır.. Bazı kaynaklara göre eceliyle ölmüşken, bazı kaynaklarda da ilerleyen romatizma ve bronşit yüzünden ölmüştür. Bir kısım tarihçilere göre de bu esarete dayanamayan Yıldırım Bayezit. Parmağındaki özel yapılmış yüzüğün içindeki zehri içerek intihar etmiştir.