Devletlerin ordularının tarihine baktığımızda en eski, en disiplinli, en düzenli ve en güçlü ordularından ilk bilinen M.Ö. 209 yılında Türk-Hun Hakanı Mete Han’ın kurduğu Büyük Hun Devleti’nin ordusudur. Türk ordusu 2235 yıllık geçmişi ile dünya en uzun ömürlü olan ordusudur. Türk ordusunun sağlam yapısına birkaç Türk devleti bağlamından örnek verirsek; Türk Milleti’ne neden “ordu-millet” dendiği gerçeğini de gayet iyi anlarız.
Bu söylemimin ne kadar haklı olduğunu iki Türk Devleti’nin ordularının yapısı ile anlatacağım. Mesela; “Kölelikten gelip hükümdarlığa yükselen Memlukler, Moğol istilasını durdurabilen nadir birliklerden biriydi. Fakat Memluk Devleti, Yavuz Sultan Selim liderliğindeki Osmanlı İmparatorluğu'nun 1516 Mercidabık ve 1517 Ridaniye savaşlarında Memluk ordusunu yenilgiye uğratması sonucu yıkılmıştır. Mısır, Suriye ve Hicaz bölgelerine hâkim olan Memlukler, Osmanlı ateşli silahlarına karşı koyamayarak 1517'de tarihe karışmış, halifelik Osmanlı'ya geçmiştir. Osmanlı Devleti’nde Türk tarihine damga vuran en önemli birlik “Deliler’dir.” Üzerlerine aslan ve kaplan postu giyen, başlarına kartal tüyleri takan bu süvariler, ordunun en ön safında korkusuzca çarpışırlardı. Neden “Deli” deniyordu? Ölüme meydan okurcasına zırhsız savaşmaları ve devasa mermerleri çıplak elleriyle döverek (“Osmanlı Tokadı atarak”) ellerini birer gürze dönüştürmeleri, onları tarihin en korkunç birliği yaptı.
Yeniçeriler dünyanın ilk düzenli piyade ordusu olarak değerlendirilen Yeniçeriler disiplinleri ve teknolojiye uyumlarıyla yüzyıllarca Avrupa'nın en büyük korkusu oldu. Tarihçiler, Osmanlı'nın bu özel birliklerinin sadece fiziksel güçle değil, sarsılmaz iman ve vatan sevgisiyle de bu listede olmayı hak ettiğini biliyoruz. Türk askeri dehasının bu temsilcileri, bugün bile askeri hedeflere varmanın yeniliklerini; “Başkomutan” ile çağın ileri devletlerinin önüne geçmeyi başarmaktadır. 2026 Temmuz ayındaki NATO toplantısında Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusunun muhteşem geçmişi ve şu andaki durumu Cumhurbaşkanımızın öncülüğünde , tüm dünyayı kendine hayran bırakmıştır.
Akıncılar da kendi dönemlerinin hız sınırlarını zorluyordu. Hafif zırhları, dayanıklı atları ve profesyonellikleri sayesinde, düşman hattını bir gölge gibi geçerlerdi. Bu birlikler, “Alperen” geleneğinin askeri bir uzantısı olarak, sadece birer asker değil, aynı zamanda sınır ötesindeki Türk kültürünün ve adaletinin temsilcileriydi. Akıncılar, operasyon sırasında duraksamamak için at üstünde uyuyabilme ve minimum uykuyla günlerce yol kat etme disiplinine sahipti. Bu, modern özel kuvvetlerin dayanıklılık eğitimleriyle eşdeğer bir fiziksel kapasitedir. Akıncı ocağı, babadan oğula geçen bir uzmanlık ve sadakat zinciriydi. Özellikle Balkanlar'daki fetihlerin mimarı olan belirli aileler, bugün bile efsanevi kimliklerini korumaktadır.
İşte Türk Milleti’ne adeta kalkan olan birkaç hizmetkar akıncı aileleri: Malkoçoğulları; savaş meydanlarının en sert ve güçlü olandır. Mihaloğulları ve Evrenosoğulları; Rumeli'nin fethinde lokomotif görevi gören gönüllülerdir. Turhanlılar; sınır boylarında istikrarı sağlayan köklü hanedandır. Akıncılar da düşmanın konumunu, lojistik hazırlığını ve moral durumunu merkeze ileten canlı bir veri ağıydı. Savaş başlamadan aylar önce Avrupa içlerine sızan bu “gölgeler,” sadece bilgi toplamaz, aynı zamanda düşmanın haberleşme ağlarını keserek onları karanlığa gömerlerdi.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde sayıları 50.000'i aşan bu devasa gezici güç, 16. Yüzyılın sonuna kadar Avrupa'nın kâbusu olmayı sürdürdü. Ancak her teknolojik çağın bir sonu vardır. 1595 yılında Tuna'da yaşanan ağır kayıplar ve savaş meydanlarına ateşli silahların mutlak hâkimiyeti, “kılıç ve hız” üzerine kurulu Akıncı geleneğini sarsmıştır. Akıncılar da yerlerini modern orduların daha farklı teknik yapılarına devretmiştir. Türk ordularının tarih boyunca kazandığı zaferler, yalnızca sayısal üstünlükle değil; kendine has bir askeri disiplin, hedeflemedeki deha ve sarsılmaz bir özgüven eseridir. İşte “Türk ordularının yenilmezlik sırrı” denildiğinde öne çıkan temel unsurlar…
Türk ordularının en büyük silahı kas gücü değil, rakiplerini kendi tuzaklarına çeken zekalarıydı. Hilal Taktiği veya Kurt Kapanı olarak bilinen bu taktik, sahte bir kaçışla başlar. Düşman, Türkler’in yenildiğini sanarak takibe geçtiği anda, yanlarda gizlenen birlikler hilali kapatır ve merkezde bir ölüm çemberi oluşturulurdu.” Türk ordusunun tükenmez kaynağı asîl Türk Milleti’dir. Türk Milleti;” ordu-millet” unvanını gerek Kurtuluş Savaşı’nda işgalcilere karşı kazandığı zaferle, gerekse de en son 15 Temmuz’da vatan hainlerine karşı kazandığı zaferle bir daha dünyaya göstermiştir.
Kısacası: Türk ordusu disiplini ile Asya, Avrupa ve Afrika kıtlarında 16 Türk imparatorluğuna ve onlarca Türk devletine güç vermiştir. Bu gerçeği Mustafa Kemal şu sözleri ile ne kadar güzel açıklamış: “Zaferi, milletimizin azim ve iman gücü ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ordularının süngüleri kazanmıştır. Zaferin sırrı, orduların sevk ve idaresinde bilim ve teknik kurallarını yol gösterici olarak almaktır.”