Günümüzden 425 yıl önce bir kişi, bir deha, 87 yaşındaki bir komutan; bugünlerde bile uygulanması alabildiğince zor olan akıl oyunlarını kullanarak emrindeki askerlerden 10 kat fazla olan orduyu yenilgiye uğratıyordu. Peki o yüzyılda bu akıl oyunlarını başarıyla uygulayan komutan kimdi ve bu savaş nasıl kazanmıştı. İşte bu sorunun cevabı:

“1593'te başlayıp, 1606 Zitvatorok Antlaşması'yla sona eren Osmanlı-Avusturya Savaşları devam ettiği sırada Avusturyalıların Budin’i tazyik ederek Eflak-Boğdan bölgesinde faaliyette bulunmaları sebebiyle Sadrazam Damat İbrahim Paşa, 22 Mayıs 1599'da sefere çıkarak Belgrad’a geldi. Burada iken Pecs şehrinde oturmakta olan eski Budin Beylerbeyi ve “Alaca Atlı” lakaplı Hasan Paşa, yani “Kahveye” olan düşkünlüğü sebebiyle “Tiryaki” denilen Hasan Paşa, 87 yaşında ihtiyar bir kurttu. Uzun yıllar devlete hizmet etmiş bu adamın tecrübesinden faydalanmak isteyen Sadrazam son derece memnun olarak kendisine itimat gösterdi. Kanije Savunması, 1593-1606 Osmanlı-Avusturya Savaşları sırasında en önemli olaylarından biridir. 1601 yılında, günümüz Macaristan sınırları içinde yer alan Kanije Kalesi’nin Osmanlı kuvvetleri tarafından, Tiryaki Hasan Paşa komutasında, büyük bir Avusturya (Habsburg) ordusuna karşı başarıyla savunulmasıdır. Bu savunma, Osmanlı askeri tarihinde bir destan olarak kabul edilir.

1600 yılında Osmanlı ordusu, Sadrazam Damat İbrahim Paşa komutasında Kanije Kalesi’ni ele geçirmişti. Kalenin stratejik önemi nedeniyle, komutanlığına tecrübeli ve zeki bir devlet adamı olan Tiryaki Hasan Paşa getirildi. Kalede yaklaşık 9.000 kişilik bir askeri kuvvet ile yeterli miktarda cephane ve erzak bırakıldıktan sonra Osmanlı ordusu bölgeden çekildi. Bu durumu fırsat bilen Avusturya Arşidükü II. Ferdinand komutasındaki yaklaşık 90.000-100.000 kişilik büyük bir Haçlı ordusu (Avusturyalılar, İtalyanlar, İspanyollar, Maltalılar ve Papalık askerleri), 9 Eylül1601’de Kanije Kalesi’ni kuşattı.

Avusturya ordusu, sayısal üstünlüğünün yanı sıra 47 büyük topa sahipti. Tiryaki Hasan Paşa ise 9.000 askeri ve az sayıda topuyla kaleyi savunmak zorundaydı. Kuşatmanın başlarında Tiryaki Hasan Paşa, düşmana kalenin durumu hakkında yanlış bilgiler vererek ve psikolojik savaş taktikleri uygulayarak düşmanın moralini bozmaya çalıştı. Örneğin, top atışlarını sınırlı tutarak düşmanın Osmanlı’nın topu olmadığını düşünmesini sağladı ve Haçlı ordusunu ani top atışlarıyla şaşırttı. Kuşatmanın ilerleyen dönemlerinde, kaledeki cephane ve erzak azalmaya başladı. 18 Kasım 1601 gecesi, kuşatmanın 73. gününde, Tiryaki Hasan Paşa ve emrindeki kuvvetler, düşmana fark ettirmeden bir gece baskını düzenledi.

Bu ani ve cüretkâr gece baskını, Avusturya ordusunda büyük bir şaşkınlık ve panik yarattı. Padişahtan beklenen yardımın geldiğini düşünen Arşidük II. Ferdinand, ordusuyla birlikte geri çekilmek zorunda kaldı. Haçlı ordusu, geride 47 büyük top, 14.000 tüfek, 60.000 çadır, 15.000 kazma kürek, binlerce erzak ve hatta Arşidük Ferdinand’ın altın tahtı ile karargâh çadırını bırakarak kaçtı. Kanije Savunması’nın sonuçları ve önemi şunlardır:

Az sayıda askerle çok daha büyük bir orduya karşı kazanılan bu zafer, Osmanlı askeri tarihindeki en parlak başarılarından biri olarak kayıtlara geçti. Tiryaki Hasan Paşa, bu savunmadaki dehası ve cesareti sayesinde büyük bir üne kavuştu ve kendisine beylerbeyi unvanı verildi. Bu zafer hem Osmanlı ordusunun hem de halkın moralini yükseltti ve Osmanlı’nın hala güçlü olduğunu gösterdi. Kanije Kalesi’nin elde tutulması, Osmanlı’nın Orta Avrupa’daki egemenliği açısından büyük stratejik öneme sahipti. Kanije Savunması, Tiryaki Hasan Paşa’nın zekâsı, cesareti ve askerlerinin büyük fedakarlığı sayesinde kazanılmış, Osmanlı İmparatorluğu’nun en zor dönemlerinden birinde elde edilen büyük bir başarıdır. Kuşatmanın başlarında Tiryaki Hasan Paşa, kalede az sayıda ve eski toplar olmasına rağmen, düşmana toplarının olmadığını düşündürmek için top atışlarını sınırlı tuttu. Avusturya ordusu bunu fark edip saldırıya geçince, ani ve etkili top atışlarıyla düşmanı şaşkına çevirdi.

Kalede süvari birliği olmasına rağmen, bunları dışarı çıkarmayarak düşmanın kalede süvari olduğunu öğrenmesini engelledi. Böylece düşman, olası bir süvari saldırısına karşı hazırlıksız yakalanacaktı. Kuşatmanın ilk haftasında kale kapılarını kapatmayarak düşmanın kafasını karıştırdı. Bu durum, Osmanlı askerlerinin sık sık ani ve küçük çaplı huruç (çıkış) harekatları yaparak düşmanı yıpratmasına olanak sağladı. Kuşatma uzayıp kaleye yardım gelemeyeceği anlaşıldığında, Tiryaki Hasan Paşa, sadrazamdan geliyormuş gibi sahte yardım mektupları yazdırdı. Bu mektupları askerlerine okuyarak onların moralini yüksek tuttu ve dışarıdan yardımın geleceğine inandırdı. Kalede sürekli mehter marşı çaldırarak, sanki içeride kutlama yapılıyormuş izlenimi verdi. Bu durum, dışarıdaki düşman ordusunun moralini bozdu ve onların sinirini yıprattı.

Kuşatma uzadıkça kaledeki barut ve cephane tükenmeye başladı. Bu kritik durumda, Tiryaki Hasan Paşa, barut yapabilen bir yeniçeri olan Uzun Ahmet Ağa’yı bularak bir barut imalathanesi kurdurdu. Bu sayede kısıtlı da olsa barut üretimi devam etti ve savunma sürdürülebildi. Kışın yaklaşması, erzak ve cephanenin tükenme noktasına gelmesi üzerine, Tiryaki Hasan Paşa, kuşatmanın 73. günü olan 18 Kasım 1601 gecesi, kaleyi savunmanın imkânsız hale geldiğini anladı ve büyük bir gece baskını düzenleme kararı aldı. Osmanlı askerleri, sessizce kaleden çıkarak düşman saflarına sızdı. Bu ani ve beklenmedik baskın, sayıca çok üstün olan Haçlı ordusunda büyük bir panik ve kargaşa yarattı. Düşman askerleri, Osmanlı’ya büyük bir yardımcı kuvvetin geldiğini düşünerek dağıldı ve disiplinleri bozuldu.

Baskın sırasında Osmanlı askerleri, düşmanın kampını yağmalayarak çok sayıda top, tüfek, erzak ve diğer malzemeleri ele geçirdi. Hatta Arşidük II. Ferdinand’ın altın tahtını ve karargâh çadırını bile aldılar. Tiryaki Hasan Paşa, psikolojik üstünlüğü ele geçirerek, düşmanın sayısal gücünü etkisiz hale getirdi. Yanıltıcı taktikler, moral yükseltme çabaları ve en önemlisi, kuşatma altındayken gerçekleştirdiği cüretkâr gece baskını ile Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Bu taktikler, askeri tarihte az sayıda askerin çok daha büyük bir gücü nasıl yenebileceğine dair bir örnek teşkil etmektedir (www.abdulvahapkara.com ).”

Tiryaki Hasan Paşa bu kesin zaferin ardından Arşidük Ferdinand’ın otağına girdiğinde sevincinden ağladı. Burada iki rekât namaz kılıp Allah'a hamd ü sena ettikten sonra: “Bu nusrat-ı mücerred Hak Teâlâ'nın inayeti ve Hazret-i Resulü Ekrem'in mucizat-ı eseridir” diyerek büyük bir vakar ve tevazu gösterdi. Böylece 2 ayı aşkın bir süre devam eden Kanije Kuşatması sona erdi. Zafer haberi üzerine İstanbul’da uzun zaman sonra şenlikler yapıldı. Sultan III. Mehmet, Tiryaki Hasan Paşa'yı çeşitli hediyelerle taltif ederek kendisine “Vezaret payesi” verdi. Bununla ilgili Hattı Hümayun geldiği zaman Tiryaki Hasan Paşa, yine yüksek ahlakının bir yansıması olan bir tevazu ile: “Kanije Savunması gibi pek küçük bir hizmete karşılık bize vezirlik vermişler, devletin vezirliği bizim gibi kocamış ihtiyarlara mı kaldı” demişti (Tarih Gazetesi 7 Ekim 2019).

Kısacası: Tiryaki Hasan Paşa ve onun meşhur Kanije Savunması bize günümüz kişisel başarıları için ilham vermektedir. En zor işlerde bile Paşa’nın bu taktikleri başarıyı getirebilir. Tiryaki Hasan Paşa’nın taktikleri sadece bir savaş meydanında değil, hayatın her alanında-iş dünyasında, eğitimde, kişisel gelişimde-uygulanabilecek zamansız stratejiler içerir. Tarih ülkesi, vatanı ve milleti; için sebepleri oluşmuş ve sonucu insanlık yararına olacak mücadeleleri kazanan kahramanları unutmaz.