Ratko Mladić öldü.

27 Ağustos 2026'da Lahey'de hayatını kaybeden Mladić, arkasında yalnızca bir savaşın değil; Srebrenitsa'nın, Saraybosna'nın, toplu mezarların, parçalanmış ailelerin ve Avrupa'nın yakın tarihindeki en ağır suçlardan birinin mirasını bıraktı.

Uluslararası mekanizmanın kayıtlarına göre Mladić; soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş hukuku ihlallerinden mahkûm edilmiş, ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış ve bu hüküm 2021'de temyiz aşamasında da onanmıştı.

Fakat asıl mesele artık onun ölümü değil.

Asıl mesele, ölümünden sonra onun nasıl hatırlanacağıdır.

Çünkü bugün Sırbistan'da ve Bosnalı Sırp siyasi alanında Mladić'in bir "kahraman", bir "savunucu" ve "Sırp halkının koruyucusu" olarak yeniden üretilmesi, sıradan bir yas davranışı olarak görülemez.

Bir insanın ölümüne üzülmek başka şeydir.

Soykırım ve savaş suçlarından mahkûm edilmiş bir kişiyi kahramanlaştırmak başka.

Mladić'in mahkûmiyeti bir siyasi yorum değildir. Uluslararası bir mahkemenin yıllarca süren yargılamasının sonucudur. Mahkeme, Srebrenitsa'da Boşnaklara yönelik soykırımın yanı sıra zulüm, imha, cinayet, zorla nakletme, terör, sivillere yönelik hukuka aykırı saldırılar ve rehin alma gibi suçlardan da sorumluluğuna hükmetti.

Üstelik bu dosya birkaç gazete haberinden veya siyasi iddiadan ibaret değildi. Duruşmalarda yüzlerce tanık dinlendi, binlerce delil incelendi ve yaklaşık dört yıl boyunca kapsamlı bir yargılama yürütüldü.

Uluslararası Ceza Mahkemesi

Dolayısıyla bugün hâlâ "Mladić aslında halkını savunuyordu" demek, yalnızca tarihle değil, mahkeme kayıtlarıyla da kavga etmektir.

Peki Batı ne yapmalı?

Benim önerim tartışmalı, hatta birçok insan açısından rahatsız edici bulunabilir:

Batı, Mladić'in naaşını bir kahramanlık nesnesine dönüştürülmesine izin vermemelidir.

Bir anıt, devlet töreni, propaganda malzemesi ya da siyasi mit oluşturulmasına hizmet edecek bir cenaze gösterisi yerine, eğer hukuken ve etik olarak mümkünse, naaşın bilimsel araştırmaya bağışlanması gibi bir seçenek tartışılmalıdır.

Buradaki mesele bir insanın ölümünden sonra aşağılanması değildir.

Tam tersine mesele şudur:

İnsanlığa karşı işlenmiş suçların sembolü haline getirilmiş bir beden, insanlığa fayda sağlayacak bir bilimsel amaca dönüştürülebilir mi?

Elbette bunun uluslararası hukuk, Hollanda hukuku, tıp etiği ve kişinin/ailesinin hakları açısından değerlendirilmesi gerekir. Böyle bir uygulamanın hukuken mümkün olup olmadığı ayrıca tartışılmalıdır.

Ancak tartışılması gereken esas soru şudur:

Neden bir savaş suçlusunun naaşı, onun işlediği suçların propagandasına malzeme olsun?

Eğer bilimsel ve hukuki açıdan mümkünse, insanlığa karşı suç işleyen bir kişinin ölümünden geriye kalan şeyin bir başka insan için hayat kurtaran bilgiye dönüşmesi, sembolik olarak son derece güçlü bir mesaj olabilir.

Çünkü mesele intikam değil.

Mesele hafızadır.

Srebrenitsa'nın kemikleri hâlâ toprağın altında

Mladić'in cesedi bir gün toprağa verilebilir.

Ama Srebrenitsa'nın bütün kurbanları hâlâ toprağa kavuşmuş değil.

Anneler hâlâ kayıplarının kemiklerini arıyor.

Aileler hâlâ mezar başlarında isimleri tamamlamaya çalışıyor.

Toplu mezarlardan çıkarılan kemikler hâlâ kimliklendiriliyor.

Ve bütün bunların ortasında, katliamların askeri komutanı birileri tarafından "kahraman" ilan ediliyorsa, Avrupa'nın buna vereceği cevap yalnızca "üzüntü" olmamalıdır.

Çünkü inkâr, geçmişte kalmış bir olay değildir.

İnkâr, suçun bugünkü siyasi devamıdır.

Bir suçun mahkeme tarafından tespit edilmiş olması, toplumların o suçu kabul ettiği anlamına gelmez. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Mladić'in en tehlikeli mirası: Kendisi değil, yaratılan mit

Mladić artık yaşamıyor.

Fakat onun etrafında yaratılan mit yaşayabilir.

Asıl tehlike burada.

Çünkü Mladić'in kahramanlaştırılması, "Sırpların tamamı suçludur" anlamına gelmez. Tam tersine, uluslararası mahkemelerin kararları da bireysel ve komuta sorumluluğu üzerinden kurulmuştur. Nitekim dönemin başsavcısı Serge Brammertz de Mladić'in suçunun Sırp halkına değil, Mladić'in kendisine ait olduğunu açıkça vurgulamıştı.

Dolayısıyla Sırp toplumuna yönelik kolektif bir suçlama ne doğru ne de gereklidir.

Fakat aynı zamanda başka bir gerçeği de söylemek zorundayız:

Bir toplumun kendi adına suç işleyenleri sorgulamadan kahramanlaştırması, o toplumun geleceği açısından ciddi bir problemdir.

Bugün sorun Mladić'in ne düşündüğü değildir.

Sorun, onun hakkında bugün ne düşünüldüğüdür.

Avrupa'nın masasında oturmak isteyen bir ülke...

Sırbistan Avrupa ile ilişkilerini geliştirmek istiyor.

Aynı zamanda Rusya ile tarihsel, kültürel ve siyasi bağlarını koruyor.

Balkanlar'da bölgesel nüfuzunu artırmaya çalışıyor.

Bütün bunlar elbette bir devletin dış politika tercihleri olabilir.

Ancak Avrupa'nın siyasi masasında yer almak isteyen bir ülkenin önünde çok basit bir soru vardır:

Savaş suçlularıyla yüzleşmeye hazır mısınız?

Avrupa Birliği yalnızca ekonomi, ticaret ve sınırlar değildir.

Avrupa'nın temelinde Nürnberg'den, eski Yugoslavya'daki savaş suçları mahkemelerinden ve insanlığa karşı suçların cezasız kalmaması fikrinden gelen bir hafıza da vardır.

Eğer Avrupa, Srebrenitsa'da yaşananları yalnızca 11 Temmuz'da yapılan anma törenlerine sıkıştırır; buna karşılık savaş suçlularının kahramanlaştırılmasına siyasi olarak sessiz kalırsa, o zaman Avrupa'nın kendi değerleriyle çelişen bir tablo ortaya çıkar.

Batı'nın artık daha açık konuşması gerekiyor

Kimse Sırplardan kendi tarihinden nefret etmesini istemiyor.

Kimse Sırp halkını suçlu ilan etmiyor.

Kimse bir halkın acılarını yok saymıyor.

Ama bütün bunların yanında bir sınır var:

Soykırım kahramanlaştırılamaz.

Savaş suçları romantikleştirilemez.

Toplu mezarlar üzerinden milliyetçi bir kahramanlık hikâyesi kurulamaz.

Ve uluslararası mahkeme tarafından kesinleşmiş bir suçlunun mirası, siyasi propaganda aracına dönüştürülemez.

Mladić'in ölümüyle birlikte yeni bir sınav başladı.

Bu sınav Mladić'in değil, bizim sınavımızdır.

Sırbistan'ın sınavıdır.

Bosna'nın sınavıdır.

Avrupa'nın sınavıdır.

Ve özellikle de Batı'nın sınavıdır.

Çünkü insanlık, savaş suçlularının ölmesiyle değil; onların suçlarının unutulmamasıyla ilerler.

Belki de Mladić'in ölümünden sonra yapılması gereken en anlamlı şey, onun adına bir anıt dikmek değil; Srebrenitsa'nın kurbanlarının adına bir hafıza inşa etmektir.

Ve eğer hukuk, etik ve bilim buna imkân veriyorsa, onun naaşının bir propaganda nesnesi olmasına izin vermek yerine, insanlığa hizmet edecek bilimsel bir amaç için değerlendirilmesi üzerine ciddi bir uluslararası tartışma başlatılmalıdır.

Çünkü hayatı boyunca insanlığa karşı işlenen suçların sembolü haline gelen bir bedenin, ölümünden sonra insanlığa fayda sağlaması…

En azından üzerinde düşünmeye değer bir tarihsel ironi olurdu.

Ve belki de verilecek en güçlü mesaj şudur:

**Srebrenitsa'da insan hayatını yok edenlerin mirası yaşatılmayacak. İnsanlığın kendisi yaşatılacak.**