Türkiye son yıllarda yalnızca ekonomik değil, ruhsal anlamda da derin bir değişim yaşıyor. Gün geçmiyor ki bir cinayet haberiyle ya da bir başka trajik olayla sarsılmayalım. İnsanlar daha gergin, daha kaygılı ve daha umutsuz hale geliyor. Antidepresan kullanımı her geçen yıl artıyor. Peki, toplum olarak neden bu kadar yorgun ve öfkeliyiz?

Yaşam koşullarının zorlaşması, geçim sıkıntısı ve gelecek kaygısı bireylerin ruh sağlığını derinden etkiliyor. İnsanlar artık içlerinde biriken stresi bastıramıyor. Eskiden dost sohbetleri, aile desteği, komşuluk ilişkileriyle dengelenen hayat, bugün hızla dijitalleşen ve yalnızlaştıran bir düzene dönüştü. Herkes kendi sessiz dünyasında bir başına kalıyor.

Toplumun ruh hali, aslında ülkenin aynası gibidir. Bir ülkede huzur azaldıkça, sevgi yerini öfkeye bırakır. İnsanlar birbirini anlamak yerine yargılamaya başlar. İşte bu noktada cinayetler, şiddet olayları ya da ruhsal çöküşler artar. Oysa her birimizin içinde bir iyilik potansiyeli vardır. Yeter ki birbirimize yeniden dokunmayı, dinlemeyi ve anlamayı öğrenelim.

Antidepresanların bu kadar yaygınlaşması, aslında insanların duygularına çare aradığının göstergesidir. Bu ilaçlar bir çözüm değil, bir sinyal niteliği taşıyor. Toplumun duygusal yaralarına dikkat çekiyor. Ruh sağlığı desteği herkesin ulaşabileceği bir hak olmalı. Çünkü ruhsal iyileşme olmadan toplumsal huzur da tam anlamıyla sağlanamaz.

Bugün atılacak en değerli adım; birbirimize karşı empatiyi yeniden kazanmak, sevgi dilini unutmamak ve dayanışma duygusunu güçlendirmektir. Unutmayalım, bir ülkenin en büyük gücü ne parasıdır ne siyaseti… Bir ülkenin en büyük gücü, ruh sağlığı yerinde olan insanlarıdır.