
ANİ İŞİTME KAYBINDA HİPERBARİK OKSİJENİN YERİ
İstanbul Florence Nightingale Hastanesi, Hiberbarik ve Oksijen Tedavisi Merkezinden, Uzm. Dr. Füsun Kocaman Ürütük ani işitme kayıplarında oksijen tedavisinin yerini açıklıyor;
Soru: Ani işitme kaybını bizlere açıklayabilir misiniz?
Cevap: Bu hastalıkta hasta aniden, ortada hiçbir sebep yokken kulağının işitmediğini fark eder. Buna bazen çınlama, uğultu ve baş dönmesi de eşlik edebilir. Hasta başvurduğunda yapılan işitme testinde peş peşe gelen 3 seste 30 desibelden fazla sinirsel tipte işitme kaybı varsa Ani işitme Kaybından söz edebiliriz. Sebebi genel olarak belirlenemese de geçirilmiş grip enfeksiyonları, kalple ve damarla ilgili sorunlar bu hastalığa neden olmuş olabilir. Yılda 100.000 kişide 5 ila 20 kişide bu hastalık oluşabilir. Dünyada birçok tedaviler denemiş, kortizon ve hiperbarik oksijen tedavisinin bu hastalıkta etkin olduğu saptanmış.
Soru: Hiperbarik oksijen tedavisinin bu hastalıktaki yeri nedir?
Cevap: Yapılan çalışmalarda ani işitme kaybında iç kulaktaki oksijenlenme bozukluğu olduğu bulunmuştur. Bu oksijenlenme bozukluğu giderek artar ve hücrelerin içerisine onları çalıştırmak için gerekli maddelerin girişini sağlayamayacak hale getirir. Ayrıca oksijenin azaldığı doku ödem geliştirir ve hasarı derinleştirir. Bu arttıkça hücreler geri dönüşümsüz olarak harap olmaya başlarlar. Eğer biz, hastayı erken bir dönemde tedavi etmeye başlarsak, bu oksijenlenme bozukluğunu hiperbarik oksijen tedavisi ile düzeltme şansına sahip oluruz, kısır döngüyü kırarak hücreleri ölümden kurtarmak mümkün olabilir. hem uğultu, hem de çınlamanın da gerilemesi ile işitme de geri dönebilir.
Soru: Bu tedavi ani işitme kaybında nasıl uygulanıyor?
Cevap: Öncelikle hastanın bize olabildiğince erken gelmesini arzu ederiz. Erken teşhis, erken tedavi ve erken şifa demektir. Öncelikle bir kulak burun boğaz uzmanından bu teşhisi alan hasta, sualtı hekimi ve hiperbarik tıp uzmanı tarafından görülüp tedaviye hazırlanır. Başlangıç tedavisi olarak 2,4 atmosferde, 20 seans tedavi önermekteyiz. Her 10 seansta bir işitme testi ile işitmenin durumunu kontrol etmek uygun olur.
Soru: Bu hastalıkta ve tedavi sürecinde hastaya önerileriniz var mı?
Cevap: Hastanın sigara kullanmaması, alkolden uzak durması ve gürültülü yerlere girmemesi önem arz ediyor. Sigara bütün damarları büzerek, vücudun 1 saat boyunca oksijen alamamasına neden oluyor. Alkol de vücut sıvı dengesi ve ödem için iyi gelmiyor. Gürültülü yerler de kulağı korumak istediğimiz için girilmemesi isteniyor. Tabii ki, tedavinin düzenli bir şekilde uygulanması, kortizon alan hastalarda tuz ve şekerli gıdaların kısıtlanması da ayrıca gerekiyor.
Soru: Bu hastalık acil tedavi edilmeli dediniz. Biraz açar mısınız?
Cevap: bizim için oksijenlenmenin ani bozulduğu her hastalık acildir. Kulakta da durum budur. Çünkü kulakta etkilenen hücreler sinir hücreleridir ve kaybedildikten sonra maalesef ki yerine yenisini koyma şansımız yok. Bu nedenle ani işitme kaybı olgularında kortizon tedavisine ek olarak hiperbarik oksijen tedavisi akılda bulundurulmalıdır.

HASTALANINCA DOKTORA GİDİYOR, RUTİN KONTROLLERİ GÖZ ARDI EDİYORUZ!
Türk Böbrek Vakfı tarafından gerçekleştirilen ‘Böbrek Sağlığı Farkındalık Araştırması’, beslenme alışkanlıkları ve böbrek sağlığı bilinci hakkında pek çok detayı ortaya koydu.
Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; İstanbul genelinde, 10 farklı ilçede, TUİK den alınan örneklem kümeleri olarak, İstanbul nüfusunun % 95 den fazlasını temsil eden 1067 denek ile yüz yüze yaptırdığımız araştırma çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. “Araştırma grubunda yer alan deneklerin % 41,1 i obez veya fazla kilolu, yanıtlara göre tuz, şeker ve su tüketimi konusunda doğruluk oranları yüzde 50’nin üzerinde. Fakat buna karşın bilinçsiz ağrı kesici kullanımı ile rutin kontrollerin yapılması konusunda çıkan sonuçlar, maalesef olması gereken düzeyde görünmüyor. Konunun içeriği, hastalıkların önlenmesi ve erken teşhis açısında son derece önemlidir. Böbrek sağlığı açısından yapılması gereken rutin kontrollerin görmezden gelinmesi ve bilinçsiz ağrı kesici kullanımı başta böbrek sağlığı olmak üzere genel olarak tüm beden sağlığını tehdit eden unsurlar arasındadır” diyor.
Rutin kontroller konusunda sivil toplum kuruluşları, dernekler, vakıflar ve çeşitli sağlık kurumları tarafından sıklıkla projeler ve duyurular yapıldığını dile getiren Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk; “Sağlıkla ilgili birçok alanda rutin kontrollerin önemine değiniliyor. Buna rağmen uygulama konusunun yetersiz olması, toplumumuzun ‘doğrusunu bildiği halde uygulamaya geçmeme’ alışkanlığını ortaya koyuyor. Hasta olmadan doktora gitmeyi ve yılda bir kez yapılması ile birçok riskin bertaraf edileceği rutin kontrolleri görmezden gelmemeliyiz”.
“Şeker tüketimi konusunda daha bilinçliyiz”, ancak toplumun halen % 30 undan fazlası, olması gerekenden fazla şeker tüketiyor.
Araştırmada yer alan sonuçlara göre: --‘Bir kişinin günlük ortalama tüketmesi gereken tuz miktarı ne kadar olmalıdır?’ sorusuna yüzde 57,8 ile 6 gram yanıtı doğru olarak verilmişken, halen % 42,2 si fazla tuz tüketiyor. --‘Bir kişinin günlük ortalama tüketmesi gereken şeker miktarı ne kadar olmalıdır?’ sorusuna yüzde 66,2 ile 50 gram yanıtı doğru olarak verilmişken, % 33,8 i fazla şeker tüketiyor.
--‘Bir kişinin günlük ortalama su tüketim miktarı ne kadar olmalıdır?’ sorusuna yüzde 60 oranında doğru yanıt verilirken, --‘Haftada kaç defa egzersiz yapıyorsunuz? sorusuna yüzde 41,1 ile ‘hiç yapmıyorum’ yanıtı alınmıştır.
--‘Doktora danışmadan ağrı kesici kullanıyor musunuz?’ sorusuna yüzde 66,6 ile evet yanıtı verilerek, bilinçsiz ağrı kesici kullanımı ortaya konulmuştur.
--‘Ne sıklıkla böbreklerinizi kontrol ettiriyorsunuz?’ sorusuna yüzde 72,2 ile ‘hiç ettirmedim’ yanıtı dikkat çekmiştir.
Araştırmanın sonuçlarını değerlendiren Timur Erk “ yukarıda bahsedilen olumsuzlukları üst üste koyarak değerlendirdiğimizde, toplumun % 40 a yakını çeşitli böbrek hastalıkları ve kronik böbrek yetmezliği hastalığı riski altında olduğunu söyleyebiliriz” dedi.

Böbrek sağlığı ile ilgili rutin kontrollerin önemine değinen Türk Böbrek Vakfı, Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi Başhekimi Nefroloji Uzmanı Dr. Bilal Görçin;
Diyaliz gibi tedavi gerektiren böbrek hastalarının büyük bir kısmının yıllardır süren bir hastalığı vardır. Bunlar;
- Şeker hastalığı
- Hipertansiyon
- Ailevi kistik böbrek hastalıkları
- Tek böbrek
- Böbreğin taşla beraber infeksiyon hastalıkları gibi…
Böyle bir hastalığı olan hastanın mutlaka rutin (ortalama 3 ayda bir) düzenli doktor kontrolünde olması gerekir.
Normalden sapmaların erken tanısı ve tedavisi diyalize başlama süresini uzatacaktır. Özellikle kuvvetli romatizmal ağrı kesiciler, boyalı tetkikler (anjio, tomografi) bazı antibiyotikler kronik hastalığı olsun olmasın böbreklere zarar verebilir.

MPS HASTALIĞINDA KAYBEDİLEN ZAMANIN TELAFİSİ ÇOK ZOR!
Mukopolisakkaridoz ve Benzeri Lizozomal Depo Hastalıkları (MPS LH) Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Muteber Eroğlu, nadir bir hastalık olan MPS LH hastalığında zamana karşı büyük bir yarış verildiğini hatırlattı ve ekledi: “Kaybedilen zamanın telafisi çok güç, bazen de imkânsız. Doğru merkezde, ehil hekimlerle tedaviye başlamak ve sürdürmek, pek çok başka nadir hastalıkta olduğu gibi bizim hastalığımızda da hayati önem taşımakta.”
Mukopolisakkaridoz ve Benzeri Lizozomal Depo Hastalıkları (MPS LH) Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Muteber Eroğlu, nadir bir hastalık olan MPS LH hakkında konuştu.
Mukopolisakkaridoz (MPS) adı altında toplanan bozukluklar genetik lizozomal depo hastalıkları grubunda yer aldığını belirten Eroğlu, “Lizozomal depo hastalıkları, vücutta enzim adı verilen özel maddelerin üretilememesi ya da az üretilmesine bağlı olarak ortaya çıkar. Bu enzimler, normalde hücredeki atık maddelerin parçalanarak vücuttan atılmasını sağlarken MPS hastalarında bu enzimler, eksik ya da yetersizdir. Bu eksiklik nedeniyle de vücuttan atılması gereken birtakım maddeler, vücuttan atılamayıp belli organlarda birikir; tutulum yapılan organlarda ilerleyici ve kalıcı hasarlara neden olabilir.” dedi.
Akraba evliliği yapanlar öncelikli risk grubunda yer alıyor
Vücuttan atılamayan birtakım maddelerin birikmesiyle; hastanın görünümünde, fiziksel becerilerinde, organları ile sistemlerin işlevlerinde ve maalesef bazı vakalarda da zekâ gelişiminde bozulmalara yol açtığına dikkat çeken Eroğlu, “Bütün dünyada on binlerce kişiyi etkileyen bu hastalıkta, akraba evliliği yapanlar ve aile öyküsünde kalıtsal bir hastalığı bulunanlar öncelikli risk grubunda yer almaktadır.” diye konuştu.

Danla Bilic Aşık Oldu...
Garnier C Vitamini* Serum ile Cildinin Parlaklığına!
Sevilen sosyal medya fenomeni Danla Bilic, yeni aşkını ilk kez açıkladı.
Son dönemde parlak cildi ile dikkat çeken Bilic, sırrının Garnier C Vitamini* Parlak Süper Aydınlatıcı Serum olduğunu söyledi.
Sosyal medya fenomeni Danla Bilic yeni aşkını açıkladı. Sevilen isim, parlak cildinin sırrının Garnier C Vitamini* Parlak Süper Aydınlatıcı Serum olduğunu söyledi.
C Vitamini* Parlak Süper Aydınlatıcı Serum’un, cilt bakım rutininin olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Bilic, “Onunla cildimin parlaklığına aşık oldum. Sabah akşam birlikteyiz. Günde iki kez temiz cildime uyguluyorum. Koyu leke görünümünü azaltması ve içeriğinde C vitamininin yer alması en sevdiğim özellikleri.” dedi.

Voonka’dan Hem Kendine Hem de Sevgiline Kollajenden Gelen Güzellik!
Tüketicilerini kollajenin faydalarıyla buluşturan Voonka Collagen serisi; sevgililer gününe özel hazırladığı ikili paketiyle birbirine kollajenden gelen güzelliği hediye etmek isteyenlerin tercihi oluyor.
Voonka Multi Collagen Powder, 10.000 mg Tip I ,Tip II ve Tip III hidrolize kollajen ve C vitamini içerir. İnsan vücudunda birçok kollajen tipi bulunmaktadır. En yoğun olarak bulunan Tip I kollajen cildin gerginlik ve elastikiyetine destek sağlar. Eklem sağlığının desteklenmesinde, eklem kıkırdağının yenilenme sürecinde yer alan Tip II kollajendir.