Kafesin Zincirleri Kırılıyor: Gazze’de Esir Takası

Kuşkusuz bugün, tarihin vicdanı Gazze’nin üzerine bakıyor. İki yıl süren kanlı çatışmanın ardından varılan ateşkesin en somut tezahürü, esir değişimiyle gerçekleşiyor; bu süreç, hem Rabbani hem de acıyla örülü sayfalara yeni bir boyut katıyor.

Hamas’ın “hayatta olan tüm İsrailli esirleri” serbest bırakma kararı; Tel Aviv sokaklarında coşkulu kutlamalara yol açarken, Filistin cephesinde hâlâ bastırılmış öfke ve umut iç içe geçiyor.

İsrail ordusunun, Batı Şeria’daki hapishane çevresine gelen Filistinlilerden bir genci bacağından vurması; Hücre duvarlarını delmeyen ama ruhları sarsan bir zalimlik göstergesi olarak tarihe kaydediliyor.

Sırf siyasî düşünceler ya da tarafgirlik açısından değil; insanlık adına, adalet ve vicdan penceresinden bakıyorum. Çünkü Gazze, yalnız Filistin’in meselesi değil; insanlığın ortak sınavı.

Bu süreç yalnızca esir değişimi demek değil, o esirlerin bedenleriyle birlikte, kırılan ruhların, parçalanan ailelerin, kesintiye uğramış umutların yeniden diriltilmesi demek.

Hamas ve İsrail arasında gerçekleştirilen bu değiş tokuş, bir çatışmayı bitirebilir; ama bir katliamı unutulmaz yapamaz.

Bugün serbest bırakılanlar, kimisi kaybettiği günleri tekrar kazanacak; kimisi ömür boyu sürecek izlerle geri dönecek. Öte yandan, esir olarak bırakılanlar hâlâ var; onların sesi, uluslararası arenada hâlâ duyulmayı bekliyor.

Ayrıca, bu değişim sürecinde listelerin değiştirilmesi ve anlaşmanın çiğnendiğine dair suçlamalar da yükseliyor. Hamas yetkilileri, İsrail’in anlaşmaya aykırı şekilde liste değişiklikleri yaptığını iddia ediyor. Bu, takasın güvenilirliğini gölgeliyor; zaferin ardından bile şüphelerin gölgesi sarkıyor.

Kutlamalar ve Engeller:

Tel Aviv’de sokaklar bayram yerine dönerken, İsrail devlet mekanizmaları Filistinlilerin sevinç gösterilerini bastırmak için yoğun baskı yöntemlerine başvuruyor. Oysa özgürlük, affetmek ya da kutlamakla değil, hakkıyla verilmekle anlam kazanır.

Bir gencin, yakınlarını görmek ümidiyle hapishane önüne gelen kalabalıktan vurulması; bir esir değişimi töreninin gölgesinde hâlâ süren sessiz katliamların varlığını hatırlatıyor.

Bu yalnızca bir fotoğraf karesi değil; zalimliğin ve ikiyüzlülüğün kanıyla çizilmiş bir pusula.

Türkiye’nin Rolü: Ara Bulucudan Söz Sahibi Ülkeye

Ateşkes ve esir takası sürecinde Türkiye, diplomatik arabulucu olarak devrede. Türkiye’nin bu rolü, yalnızca bölge politikasına hizmet etmiyor; adalet arayışına uluslararası meşruiyet kazandırıyor.

Diplomasi, merhamet ve adalet kelimeleriyle değil, eylemlerle ölçülür. Türkiye, barış ve adalete dair sözü olan bir ülke olmalı; gözetim değil, adaleti temin eden bir güç olmalı.

Sözler Yeter mi?

Bugün esir takası bir dönemeçtir; yarın barış mı gelecek, yoksa yeniden kan mı akacak? Bu takas, bir final değil; yeni bir sınavın başlangıcı olabilir.

Bu sınavda kazanan yalnızca esirler değil; barışı ve adaleti savunan tüm vicdanlar olacaktır.

Gazze’nin karanlığını kalemimle delmek için buradayım.
Gazze’nin gözü, Türkiye’nin gözü; Türkiye’nin gözü senin gözün olsun.

Son sözüm: Bu topraklarda yazılan her söz, her eylem, artık zulüm karşısında bir uyanıştır.