Kaşif Kozinoğlu'nun 12 Kasım 2011 tarihinde Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybetmesi, Türkiye'nin yakın tarihindeki en fazla soru işareti barındıran ölümlerden biri olarak kaldı. Kozinoğlu, 1976 yılında Kara Harp Okulu'ndan mezun olmuş, 1980'den itibaren Özel Harp/Özel Kuvvetler bünyesinde görev yapmış, 1995'te kendi isteğiyle emekli olarak Milli İstihbarat Teşkilatı'na geçmişti. Bosna, Suriye, Afganistan ve Orta Asya'da görev yaptı; son döneminde MİT'in Asya bölgesinden sorumlu başmüşaviri olarak görev yaptı. 2011 yılında Odatv soruşturması kapsamında tutuklandı. Afganistan'daki görevinden Türkiye'ye çağrılarak 10 Mart 2011'de ifade verdi ve ardından tutuklandı. Ölümünden yalnızca yaklaşık dokuz ay sonra, 22 Kasım 2011'de ilk duruşmasının yapılması planlanmıştı. Kozinoğlu'nun ölümünü olağanüstü önemli hale getiren unsurlardan biri de tam burada ortaya çıkmaktadır: Bir istihbarat görevlisi, son derece hassas görev geçmişi bulunan bir kişi, cezaevinde tutuklu bulunduğu sırada ve mahkeme önüne çıkmasına kısa süre kala hayatını kaybetmiştir.
1. KAŞİF KOZİNOĞLU KİMDİ?
Kozinoğlu'nun kendi savcılık ifadesinde verdiği özgeçmişe göre 1976'da Harp Okulu'ndan mezun oldu. Eğirdir Dağ Komando Okulu'ndaki görevinden sonra 1980 yılında Özel Harp Dairesi'ne geçti ve 1995'e kadar Özel Kuvvetler içerisinde tim komutanlığı, istihbarat ve eğitim görevlerinde bulundu.
1995 yılında MİT'e geçti ve ağırlıklı olarak yurtdışı görevlerinde bulundu. Kendi ifadesinde Suriye, Bosna-Hersek ve Afganistan bölgelerinde görev yaptığını, daha sonra Orta Asya'dan Çin'e kadar uzanan bölgede sorumluluk üstlendiğini anlattı. Bu geçmiş, Kozinoğlu'nun neden kamuoyunda sıradan bir tutuklu olarak görülmediğini açıklamaktadır.
Ancak onun hakkında farklı dönemlerde çok sayıda iddia da ortaya atıldı. Bunların bir kısmı mahkeme dosyalarına girmiş, bir kısmı basında yer almış, bazıları ise hiçbir zaman kesinleşmiş yargı kararıyla doğrulanmamıştır. Dolayısıyla Kozinoğlu'nun biyografisini değerlendirirken “hakkındaki iddia” ile “kanıtlanmış gerçek” arasındaki ayrımın korunması gerekir.
2. 2011'DE NE OLDU?
Kozinoğlu, Odatv soruşturması kapsamında Mart 2011'de tutuklandı. Kendi savunmasında suçlamaları reddetti ve kendisine yöneltilen bazı gizli belgelerin görev alanına girmediğini, ilgili MİT birimlerine erişiminin bulunmadığını savundu. Ayrıca Afganistan'dan Türkiye'ye kendi isteğiyle geldiğini ve kaçma niyetinin bulunmadığını belirtti. Cezaevindeki ölümünden önce ilk duruşmasının 22 Kasım 2011'de yapılması planlanmıştı. Ancak 12 Kasım 2011 günü cezaevinde rahatsızlandı. Dönemin haberlerinde, spor yaptıktan sonra rahatsızlandığı, koğuş arkadaşlarının acil durum butonuna bastığı ve görevlilerin müdahale ettiği aktarılmıştır. Hastaneye kaldırıldı ancak hayatını kaybetti. İlk açıklamalar ölümün kalp krizi olduğu yönündeydi. Bunun ardından kamuoyunda ciddi şüpheler ortaya çıktı.
3. İLK ADLİ TIP BULGULARI
Olayın en önemli tarafı, ölümün hemen ardından ortaya atılan iddialar ile daha sonra yapılan adli incelemelerin birbirinden ayrılmasıdır. 2012 yılında Adli Tıp Kurumu'nun incelemesi sonucunda ölüm nedeni kronik iskemik kalp hastalığı olarak belirlendi. Adli Tıp incelemesinde zehirlenme ihtimali de araştırıldı. Doku örnekleri üzerinde kimyasal incelemeler gerçekleştirildi ve zehirlenmeye ilişkin bulgu bulunmadığı bildirildi. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturmasını tamamladı ve 10 Nisan 2012 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.
Savcılık kararında ölümün kalp-damar hastalığına bağlı olduğu ve üçüncü kişilerin sorumluluğunu gösteren yeterli delil bulunmadığı sonucuna varıldı. Bu nedenle 2012 itibarıyla resmî hukuki tablo, doğal nedenlere bağlı ölüm şeklindeydi.
4. PEKİ ŞÜPHELER NEDEN ORTADAN KALKMADI?
Bunun birkaç nedeni vardır.
Birinci neden: Ölümün zamanlaması-Kozinoğlu, tutuklandıktan yaklaşık sekiz ay sonra hayatını kaybetti. Üstelik ilk duruşmasına yalnızca yaklaşık 10 gün kalmıştı. Bu durum, özellikle Kozinoğlu'nun görev geçmişi düşünüldüğünde, “Mahkemede neler anlatacaktı?” sorusunun yıllarca gündemde kalmasına neden oldu. Ancak burada önemli bir metodolojik ayrım vardır: Şüpheli zamanlama, tek başına cinayet kanıtı değildir. Sadece araştırılması gereken bir unsur olabilir.
İkinci neden: Sağlık durumu hakkındaki çelişkili anlatımlar-Kozinoğlu'nun ailesi ve bazı yakınları onun aktif spor yapan, fiziksel olarak güçlü ve sağlıklı bir insan olduğunu ifade etti. Öte yandan 2012 tarihli soruşturmada MİT'ten alınan sağlık kayıtlarının incelendiği ve Adli Tıp'ın kalp-damar hastalığı sonucuna ulaştığı bildirildi. Dolayısıyla burada iki farklı anlatım vardır: Aile/yakın çevre anlatımı:
“Sağlıklı ve aktif bir insandı.” Adli tıbbi değerlendirme: “Kronik iskemik kalp hastalığı vardı ve ölüm bununla bağlantılıydı.” Bu iki bilgi mutlaka birbirini dışlamaz. Fiziksel olarak aktif ve dışarıdan sağlıklı görünen bir kişinin de ciddi koroner damar hastalığı bulunabilir.
5. CİNAYET SENARYOSU MÜMKÜN MÜ?
Bugünkü bilgilerle “kesinlikle öldürüldü” demek bilimsel olarak doğru değildir. Ancak 2026'da ortaya çıkan gelişmeler nedeniyle cinayet ihtimalinin artık soruşturma konusu olmaktan tamamen çıkarılamayacağı da açıktır. Çünkü 2026 yılında dosya yeniden açıldı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, 2012'de verilen takipsizlik kararını yeniden değerlendirdi. 26 Ağustos 2026 tarihli karar sonrasında soruşturma yeniden başlatıldı ve olay tarihinde cezaevinde görev yapan 11 kişi hakkında adli işlem başlatıldı; 10 kişi gözaltına alındı, bir kişinin ise yurtdışında bulunduğu bildirildi. Daha da önemlisi:
Kozinoğlu'nun mezarının açılmasına karar verildi. 11 Eylül 2026 tarihinde yapılması planlanan feth-i kabir işleminde kemik, toprak ve diğer örneklerin alınması; bunların eski sağlık belgeleri, hastane kayıtları, 112 kayıtları ve cezaevi kamera görüntüleriyle birlikte değerlendirilmesi öngörüldü. Bu gelişme son derece önemlidir. Çünkü artık soruşturmanın amacı yalnızca “Kozinoğlu kalp hastası mıydı?” sorusu değildir. Yeni soruşturmanın temel sorularından biri: “Ölümde üçüncü bir kişinin müdahalesi var mıydı?” sorusudur.
6. OLASI SENARYOLAR
Mevcut bilgiler ışığında dört temel senaryo ortaya konabilir.
SENARYO 1 — Doğal ölüm
Bu, 2012'deki resmî soruşturmanın ulaştığı sonuçtur. Kozinoğlu'nda kronik iskemik kalp hastalığı bulunduğu, ölümün bu hastalıkla bağlantılı olduğu ve zehirlenme bulgusuna rastlanmadığı bildirildi. Bu senaryoya göre: Kozinoğlu gerçekten kalp-damar hastalığı nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu ihtimal bugün de tamamen ortadan kalkmış değildir.
SENARYO 2 — Doğal hastalık + cezaevi koşullarının tetikleyici etkisi
Bu, doğal ölüm ile dış müdahale arasında bir ara senaryodur. Yoğun stres, tutukluluk koşulları, psikolojik baskı, uyku düzensizliği, fiziksel aktivite ve mevcut koroner hastalık birlikte değerlendirilir.
Bu durumda herhangi bir kişinin Kozinoğlu'nu öldürmesi gerekmemektedir. Mevcut kalp-damar hastalığı, ağır stres veya başka fizyolojik faktörlerin etkisiyle ölümcül bir olay meydana gelmiş olabilir. Bu tür bir senaryonun doğrulanabilmesi için dönemin tıbbi kayıtlarının ayrıntılı değerlendirilmesi gerekir.
SENARYO 3 — Zehirlenme veya başka bir dış müdahale
2011–2012 döneminde kamuoyunda en çok konuşulan ihtimallerden biri buydu. Fakat önemli nokta şudur: 2012'deki Adli Tıp incelemesinde zehirlenmeye ilişkin bulgu bulunmadığı bildirildi. Dolayısıyla bugün “zehirlendi” şeklinde kesin bir ifade kullanmak mevcut kanıtlarla mümkün değildir. 2026'daki yeniden soruşturmanın önemli amaçlarından biri de eski bulguların yeni teknik ve adli veriler ışığında yeniden değerlendirilmesidir. Ancak mezardan yıllar sonra elde edilecek materyalin ne ölçüde kesin sonuç vereceği, yapılacak uzman incelemesinin sonucuna bağlıdır.
SENARYO 4 — Cezaevi içinde üçüncü kişi müdahalesi
Bugün açısından en fazla araştırılması gereken senaryolardan biri budur. Çünkü yeni soruşturma yalnızca eski tıbbi raporların incelenmesiyle sınırlı değil. Cezaevi personelinin ifadeleri, kamera kayıtları, 112 çağrıları ve olay günü gerçekleşen işlemler yeniden inceleniyor. Dolayısıyla soru şu şekilde kurulmalıdır: Kozinoğlu'nun ölümünden önceki dakikalarda ve saatlerde olağan dışı bir işlem, gecikme, ihmal veya üçüncü kişi müdahalesi gerçekleşti mi? Bu sorunun cevabı henüz kamuya açıklanmış kesin bir adli sonuç değildir.
7. 2026'DA ORTAYA ÇIKAN YENİ GELİŞME NEDEN ÖNEMLİ?
Bence Kozinoğlu dosyasındaki en önemli gelişme budur. Çünkü 2012'deki dosya “ölüm nedeni kalp-damar hastalığıdır” noktasında kapanmıştı. 2026'da ise savcılık eski dosyayı yeniden açarak üçüncü kişi müdahalesi ihtimalini de soruşturma kapsamına aldı. Bu iki durum birbirine zıt olmak zorunda değildir. Yeni soruşturmanın sonunda üç ihtimalden biri ortaya çıkabilir:
- 2012'deki doğal ölüm sonucu doğrulanabilir.
- Ölüm nedenine ilişkin yeni bir tıbbi açıklama ortaya çıkabilir.
- Üçüncü kişi müdahalesini destekleyen yeni deliller ortaya çıkabilir.
Şu anda bunlardan hangisinin gerçekleşeceğini söylemek mümkün değildir.
8. ARİF AHMET DENİZOLGUN DOSYASI
Burada özellikle dikkat çekici bir başka gelişme var. 2026 yılında eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un 7 Eylül 2016 tarihli ölümüne ilişkin soruşturma yeniden gündeme geldi. 2016'daki Adli Tıp raporunda ölüm nedeni “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirilmişti. Ancak 2026'da yapılan yeni adli tıbbi incelemede “şüpheli ölüm” değerlendirmesi ortaya çıktı. Bunun üzerine ölüm dosyası yeniden soruşturulmaya başlandı. Buradaki kritik nokta ise şudur: Soruşturma kapsamında eski otopsinin video kayıtları incelendi. Başsavcılık, Adli Tıp Kurumu'ndan otopsi görüntülerini istediğinde önce “böyle bir kayıt yoktur” şeklinde cevap verildiği, daha sonra 18 Ağustos 2026'da kayıtların bulunduğunun bildirildiği açıklandı. Bu çelişkili cevaplar nedeniyle ilgili Adli Tıp Kurumu idarecisi hakkında resmî belgede sahtecilik kapsamında soruşturma yürütüldüğü bildirildi. Ayrıca 2016'daki otopsi raporunda imzası bulunan doktorlar hakkında da soruşturma yürütüldüğü açıklandı. Burada çok önemli bir ayrım var: Denizolgun dosyasında ortaya çıkan gelişmeler Kozinoğlu'nun öldürüldüğünü kanıtlamaz. Fakat eski adli tıp değerlendirmelerinin, yeni deliller ortaya çıktığında yeniden incelenebileceğini gösteren güncel bir örnektir.
Bu nedenle Kozinoğlu dosyasının 2026'da yeniden açılması da adli açıdan anlaşılabilir bir gelişmedir.
9. KOZİNOĞLU VE DENİZOLGUN DOSYALARI ARASINDAKİ ORTAK NOKTA
İki dosyanın doğrudan bağlantılı olduğuna dair şu aşamada kamuya açıklanmış bir kanıt bulunmamaktadır. Fakat metodolojik olarak benzer bir soru ortaya çıkmaktadır: “Yıllar önce doğal ölüm olarak değerlendirilen bir olay, yeni deliller veya yeni adli değerlendirme yöntemleri ortaya çıktığında yeniden incelenebilir mi?” Cevap: Evet. Nitekim 2026'da her iki dosyanın da farklı nedenlerle yeniden adli açıdan gündeme gelmesi bunu göstermektedir.
10. EN ÖNEMLİ SORULAR
Kozinoğlu dosyasının gerçekten aydınlatılabilmesi için birkaç soru özellikle önem taşıyor:
1. Ölümden önceki son saatlerin eksiksiz kamera görüntüleri mevcut mu?-Varsa görüntüler bağımsız şekilde incelenmeli.
2. 112 çağrısının tam zaman çizelgesi nedir?-Rahatsızlanma → müdahale → ambulans → hastane arasındaki süreler önemlidir.
3. Cezaevi revirindeki müdahale tam olarak neydi?-Hangi ilaçlar verildi?-Hangi ölçümler yapıldı?
4. Hastaneye ulaştığında gerçek klinik durum neydi?-Kalp krizi bulguları var mıydı?
5. 2011 otopsi materyallerinin tamamı korunmuş muydu?-Yeni incelemenin güvenilirliği açısından bu önemlidir.
6. O dönemde kullanılan toksikoloji yöntemleri bugün yeniden değerlendirilebilir mi?
7. Kozinoğlu'nun sağlık dosyasında daha önce bilinmeyen bir bulgu var mıydı?
8. Cezaevinde görev yapan personelin 2011'deki ifadeleriyle 2026'daki ifadeleri arasında farklılık var mı?
9. Ölüm günüyle ilgili kamera, telefon, 112 ve hastane kayıtları birbirini doğruluyor mu?
10. En önemlisi: Üçüncü kişinin müdahalesini gösteren somut bir adli delil var mı?
Yeni soruşturmanın temel amacı da zaten bu soruyu cevaplamaktır.
Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü hakkında bugün iki ayrı dönemin bilgilerini birlikte değerlendirmek gerekiyor.
2012'deki resmî sonuç:
Kronik iskemik kalp hastalığına bağlı ölüm; zehirlenme veya üçüncü kişi müdahalesini gösteren yeterli delil bulunmadığı değerlendirmesi. Soruşturma takipsizlikle sonuçlandı.
2026'daki yeni durum:
Dosya yeniden açıldı; cezaevi görevlileri hakkında işlem başlatıldı ve Kozinoğlu'nun mezarının açılarak yeni adli inceleme yapılmasına karar verildi. Kamera, 112 ve hastane kayıtlarının da yeniden değerlendirilmesi planlandı. Bu nedenle bugün bilimsel ve hukuki açıdan en doğru ifade:
“Kozinoğlu kesinlikle öldürüldü” demek de, “dosya kesin olarak kapanmıştır” demek de mevcut 2026 soruşturması tamamlanmadan mümkün değildir.
Asıl önemli gelişme, 15 yıl sonra devletin kendisinin ölüm nedenini ve olası üçüncü kişi müdahalesini yeniden araştırmaya başlamış olmasıdır.
Denizolgun dosyası ise bunun güncel bir başka örneğini oluşturuyor: 2016'da “beyin kanaması nedeniyle doğal ölüm” olarak değerlendirilen bir ölüm, 2026'da yeni adli incelemeler sonucunda “şüpheli ölüm” yönünden yeniden soruşturulmaya başlandı.
Dolayısıyla Kozinoğlu dosyasında bundan sonraki en kritik belge, 2026 feth-i kabir işlemi sonrasında hazırlanacak yeni Adli Tıp Kurumu raporu ve savcılığın soruşturma sonucudur.
Ve yazımı bitirdim derken az önce ekranda bir son dakika yazısını gözüme takıldı.
Turgay Tamer, 27 Eylül 2026’da İstanbul Büyükçekmece’deki evinde ölü bulundu. Eşinin eve döndüğünde kendisini hareketsiz halde bulduğu, ekiplerin olay yerine geldiği ve cenazenin kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu'na gönderildiği bildiriliyor.
Daha dikkat çekici olan ise zamanlama:
- 10 Eylül: Tamer, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüyle ilgili yeniden açılan soruşturma kapsamında gözaltına alındı.
- 14 Eylül: Serbest bırakıldı.
- 27 Eylül: Büyükçekmece'deki evinde ölü bulundu.
Dolayısıyla ölüm, gözaltından yaklaşık 13 gün sonra gerçekleşmiş oluyor.
Bu neden dikkat çekici?
Çünkü Kaşif Kozinoğlu dosyası zaten son derece hassas bir dosya.
Bu nedenle Tamer'in önce bu soruşturma kapsamında gözaltına alınması, serbest bırakılması ve hemen ardından ölmesi, doğal olarak kamuoyunda soru işaretleri oluşturuyor.
Bazı haberlerde olay yerindeki ilk incelemede açık bir şüpheli bulguya rastlanmadığı belirtilirken, başka bir haberde olayın “şüpheli ölüm” olarak kayda geçirildiği aktarılıyor. Kesin ölüm nedeni henüz otopsi sonucuna bağlı.
Bence asıl kritik nokta
Bu olayın anlaşılması için Turgay Tamer'in neden gözaltına alındığının açıklığa kavuşması çok önemli.
Şu anda kamuya açık kaynaklarda, Tamer'in soruşturmada hangi somut olay veya bilgi nedeniyle şüpheli konumuna getirildiği konusunda ayrıntılı resmi açıklama bulunmuyor. Başsavcılık ise özellikle onun Kozinoğlu'na müdahale etmediğini ve cezaevi kampüs doktoru olduğunu vurgulamış.
Bakalım göreceğiz önümüzdeki günler ne gibi gelişmelere gebe…..