Dr. ERAY GÜÇLÜER: “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin iç yapısal problemleri bir türlü çözülmüyor. Yunan'a laf söylüyoruz, tabii ki söyleyeceğiz. Rum'a laf söylüyoruz, tabii ki söyleyeceğiz, ama asıl sorun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin içinde. Bence akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının, yazarların, kanaat önderlerinin asıl buna yönelmesi lazım.”

M. KEMAL SALLI

1-261

Yaz mevsimi dolayısıyla, çoğu sivil toplum kuruluşunun etkinlerine ara vermesine rağmen, Avrasya Bir Vakfı’nın çalışmaları Divan Sohbeti etiketi altında devam ediyor. Geçtiğimiz haftaki Divan Sohbeti’nin konusu DOĞU AKDENİZ JEOPOLİTİĞİNİN GÜVENLİĞİ ve KIBRIS’IN GELECEĞİ idi. ASAM Başkanı Dr. Eray GÜÇLÜER’in yönettiği ve Kıbrıs’ın özellikle de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin geleceği konusunda çok önemli anıların aktarıldığı, az bilinen gerçeklerin aktarıldığı bu toplantıda Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis TULÇA ve Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Furkan KAYA hem Doğu Akdeniz güvenliği, hem Kıbrıs’ın geleceği hem de Mekke Savunma Anlaşması konularında bilgiler verdiler.

Değerli konuşmacıların anlattıklarını ayrı ayrı yayınlayacağız.. Bugün söz Dr. Eray Güçlüer’de.

4-140

Dr. Eray Güçlüer’in yöneticiliğini yaptığı “Doğu Akdeniz’in Jeopolitk Güvenliği ve Akdeniz” konulu etkinlikte, konuşmacılara söz vermeden önce, ve program sırasında anlattıkları, Kıbrıs konusundaki yaşanmışlıkların özü, özeti.. Kıbrıs’ın ve özellikle KKTC’nin geleceği konusunda Anadolu Türkü’ne de, Kıbrıs Türkü’nün yapabileceği çok önemli görevleri var. Bakın Dr. Eray Güçlüer bu konulardaki görüş ve düşüncelerini özetle şöyle anlattı:

“SAVUNMA BAKANLIĞI’NI KUTLUYORUM”

“Kıbrıs'a da birkaç ay önce gitmiştik. Oradaki komutanlarımızla da görüştük. Tahmin ettiğimizin üstünde tedbirler alınmış durumda. Buradan, 'Türk ordusu şöyle güçlüdür’ diyerek hamaset yapmayacağım. Tabii ki ordumuz güçlü, ama onun da ötesinde, şu an kamuoyuyla paylaşılmayan çok önemli tedbirler alınmış durumda, Silahlı Kuvvetlerimiz tarafından.

Sadece Yunanistan'a, Güney Kıbrıs'a değil, aynı zamanda hemen güneybatıdaki o terörist yapıya karşı da, birtakım tedbirler alınmış durumda. Oradaki tedbirleri bugüne kadar sadece Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden okuyorduk... Değil. Artı, güneydoğudaki o terörist yapıya karşı da, çok önemli tedbirler alınmış durumda. Arada 250 kilometre var çünkü, İsrail'le Türkiye, Kuzey Kıbrıs arasında. Olayların hava, kara, deniz hava savunma sistemleri, vurucu güç olarak birtakım sistemler adaya yerleştirilmiş durumda.. Savunma Bakanlığı’mızı tebrik ediyoruz. Askeri gücü aleyhimize olabilecek herhangi bir değişime izin vermiyorlar. Bunu çok net söyleyebiliriz. Askeri açıdan bu kadar söyleyeyim.”

“KKTC’NİN İÇYAPISAL SORUNLARI BİR TÜRLÜ ÇÖZÜLMÜYOR”

Dr. Eray Güçlüer, Kıbrıs konusunda asıl sorunun KKTC’nin içinde olduğunu belirterek, neler yapılması gerektiği konusundaki görüşlerini şöyle dile getirdi:

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin iç yapısal problemleri bir türlü çözülmüyor. Yunan'a laf söylüyoruz, tabii ki söyleyeceğiz. Rum'a laf söylüyoruz, tabii ki söyleyeceğiz, ama asıl sorun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletinin içinde. Bence akademisyenlerin, sivil toplum kuruluşlarının, yazarların, kanaat önderlerinin asıl buna yönelmesi lazım.

Bakın bir kere siyasal istikrarsızlık var. Her 10 dakikada bir hükümet değişiyor. 300 bin nüfuslu bir yer, ama siyasal istikrarsızlık nedeniyle, bir türlü bir gelişme, kalkınma sağlanamıyor.

Biz buradan çırpınıyoruz. Mesela, benim yıllardır söylediğim bir konudur endüstriyel balıkçılık. Boş verin turizmi vesaireyi, sadece endüstriyel balıkçılık yapsalar Japonya'dan fazla para kazanırlar. Bakın bu kadar net söylüyorum. Gittim, tek tek o sahil şeridini gezdim. Allah bir sürü kaynak vermiş aslında, fakat sorun içte.

Nedir?

STK'lar devleti ele geçirmiş durumda. Sabah 09.00'dan 15.00'e kadar mesai, ondan sonra millet yatıyor.. Bizim, kendimize de özeleştiri yapmamız lazım.

KIBRIS MEDYASI BATI’NIN GÜDÜMÜNDE

Medya çok büyük oranda Batı'nın güdümünde, milli medya yok. Türk medyası çok yetersiz. Televizyonlar da aynı şekilde. Hukuk sistemi, Anglo-Sakson sistemi, bizimki Kıta Avrupa'sı. Yani bizim kendi ürettiğimiz hukuk sistemiyle Kuzey Kıbrıs hukuk sistemi entegre olamıyor. Yolları hâlâ İngiliz sistemi, arabaların direksiyonu sağda. Çok hayati bir durum değildir, ama bunlar birtakım entegrasyonların da önüne geçiyor.

Yine devlet üzerinde, toplum üzerinde etkili olan farklı, çok da görünmeyen bir takım mafyatik yapılar, kara para aklama sistemleri var. Bunların üzerine gidip, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’mizin tavandan itibaren yeniden yapılandırılmaya ihtiyacı var. Bunları oturup orada tartışmak, sunmak, raporlar halinde sunmak gerekiyor. Hep söylüyorum; ‘Kuzey Kıbrıs konusunda akademisyenlerin, yazarların, bu konuyla ilgili uzmanların mikro çalışması lazım’”.

“ASRIN PROJESİNİ GERÇEKLEŞTİRDİK, SU GÖTÜRDÜK”

Şimdi düşünün, asrın projesini gerçekleştirdik, Anadolu’dan Kıbrıs’a boru hattıyla su götürdük. Su 2 ay boşa aktı orada. Şimdi başka şeyler de götürmeniz lazım, sadece gaz da değil. Yeni bir boru hattı da çekilmeyecek aslında. Mevcut boru hattına monte ederek, fiber optik kablolar çekebiliyorsunuz, elektrik hattı çekebiliyorsunuz, doğal gaz hattı çekebiliyorsunuz.

Şimdi size, maalesef çok üzücü bir şeyi belirteyim burada. Türkiye'de üretilen elektriğin kilowatt saatin maliyeti yaklaşık 18-25 cent. 2 ya da 3 yıl kadar önce oradaydık. Böyle bir enerji konusuyla ilgili çalışıyoruz. 2 Euro'ya Güney Kıbrıs'tan elektrik enerjisi alıyorlardı. Bu kabul edilebilir bir şey midir?

Ondan sonra Yunan şöyle, Yunan böyle... Yunan’ı, Rum’u, İngiliz'i, Avrupa'sı, Amerika'sı önce bizim içimizi oyuyorlar; milli bilinci kaybediyor oradaki jenerasyon. Düşünebiliyor musunuz, orada Türkiye aleyhine, bilmem ne adında 3 bin kişi, 2 bin kişi çıkıp Lefkoşa'da gösteri yapıyor. Neden? Çünkü öyle bir sistem üretilmiş ki, bir taraftan mafyatik yapılar, bir taraftan turizm kisvesi altında gayriahlaki kumardı, şuydu, buydu.. Bunlar, orada milli bilinci dejenere ediyor. Yani bizimle, Türkiye ile olan gönül bağımızı, ahlaki ve milli bağlarımızı zayıflatıyor.”

“FATİN RÜŞTÜ ZORLU’NUN FİLMİNİ YAPMALIYIZ”

“Allah rahmet eylesin, bence Fatin Bey'in (Fatin Rüştü Zorlu) filmi çekilmeli, ‘Fatin’ diye.. O asılma dönemini ben de okudum, hakikaten çok çok acıdır. Bu ülkenin vatan evlatları birer ikişer böyle harcandı geçmişte. Bir daha olmaması için çok çalışmamız lazım.

Bu mikro çalışmaları yapmalıyız. Burada da, STK'lara çok önemli işler düşüyor. Sivil toplum kuruluşları (STK) olarak bunu sürekli gündemde tutacağız, tutmaya devam edeceğiz. Hep söylemişimdir, geçenlerde Akşam gazetesinde de yazdım, yani Sayın Cumhurbaşkanı’mızın mutlaka Kuzey Kıbrıs'a özel temsilci ataması gerekir ve onun üzerinden işlerin yürütülmesi önemlidir.

Dışişleri Bakanlığımız, tabii ki çok çalışıyor, ama Dışişleri dünya ile uğraşıyor. KKTC bizim için çok önemli, hayati bir ülke. Kendi soydaşımız, kendi kanımız, kardeşimiz, varlığımız, her şeyimiz... Yani Kıbrıs konusu, Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki bir daireden ya da bir masadan ibaret olmamalı. Türkiye'nin Fransa ilişkileri mi önemli, Kuzey Kıbrıs ilişkileri mi? Tabi ki Kuzey Kıbrıs daha önemli. O bizim her şeyimiz.

“KAÇ KİŞİ BİLİYOR BU VAKIFLARI?”

Dolayısıyla bizim de bir strateji belirlememiz gerekiyor. O da mikro ölçekli çalışmalar olmak durumunda. Mesela vakıflar meselesi.. 3 tane vakıf var. Adlarını burada duyuyoruz.. Kaç kişi biliyor dışarıda bu vakıfları? Çok az, ama çok önemli. Onları, onlarla bu ilişkileri geliştirip, kamuoyu oluşturup, oradaki hem bizim devlet büyüklerimize hem oradaki devlet büyüklerine bu karar verici mekanizmalara bu raporları defaten, defaten, defaten sunmamız, bir anlayış oluşturmamız gerekiyor. STK olarak, bizim milli sorumluluğumuz da bu. Kıbrıs'ı artık geçmişten farklı olarak, çok daha fazla, çok daha yoğun, derin çalışmamız lazım.

İngiliz ekolünü her yerde görüyorsunuz . Arabalarda görüyorsunuz, oradaki her girdiğiniz yerde bir İngiliz izi görüyorsunuz. Görmek istemiyorum arkadaş! Ben Türk görmek istiyorum orada. Türk’üm, Türk'ün izini görmek istiyorum. Kendi ecdadımın izini görmek istiyorum. Osmanlı'yı görmek istiyorum.”

“YUNANİSTAN’IN TÜRKİYE’YE KARŞI BİR ASKERİ HAMLE YAPMA KABİLİYETİ ÇOK AZ”

" …Şu an Yunanistan'ın Türkiye'ye karşı herhangi bir askeri hamle, taciz ya da başka bir provokasyon yapabilme kabiliyeti çok çok düşmüş vaziyette, onu ben size söyleyeyim.

Hatırlarsanız, özellikle yaz aylarında, tam turizm sezonunda Yunanlılar özellikle F-16'larla gelip bizim hava sahamızı ihlal ederlerdi. Son birkaç yıldır yok. Sebebi?.. Para kazanıyorlar... Daha önce özellikle yapıyorlardı, Türk turizmini engellemek için.

Burada milli güç dengesi bizim lehimize dönmüş durumda. Çok caydırıcıyız. Allah zeval vermesin, Ege Ordu Komutanı’mızla birkaç ay önce yaptığımız bir görüşmede, öğrendiklerim benim içimi gerçekten çok rahatlattı. Yani, Yunanistan'ın askeri kapasitesi bizim nezdimizde oldukça düşmüş durumda.

Bunun bir ispatı olarak da size şunu söyleyebilirim; olası problemler üç kategoride sınıflandırılır; en düşük seviyede”risk”, orta seviyede “tehlike”, en üst seviyede de “tehdit” olarak sınıflandırılırdı. “Risk””, diplomatik olarak çözülebilecek problemleri, “tehlike”, milli güç unsurlarınızın bir bölümünü kullanarak çözeceğiniz problemleri, “tehdit” ise topyekün harbe girmeniz gereken problemleri ifade eder (yani milli güç kapasitesinin tamamının kullanılması gerekir).

“YUNANİSTAN ‘TEHDİT’ SEVİYESİNDEYDİ, ‘TEHLİKE’ SEVİYESİNE DÜŞTÜ”

Önceden Yunanistan bizim için 'tehdit' seviyesindeydi, artık 'tehlike' seviyesine düştü.

Deniz Kuvvetlerimiz, donanmamız tabii çok çok caydırıcı. Türk Donanması, şu an Cumhuriyet tarihinin en yüksek harp gücüne sahip donanma özellikle donanım bakımından. Bu bölgedeki en güçlü donanma. Yani, birden fazla cephede aynı anda harekat icra edebilecek kapasitede. Çok ölümcül, çok yıkıcı bir harp gücümüz var, donanma olarak yani. Bu da Yunanistan'ı caydırıyor.

Bir de tabii özellikle robotik sistemler, dronlar... Daha önce söylemişimdir, tekrar kısaca hatırlatayım.. Girit’in güneyinde sismik araştırma yaparken, bir Fransız hücumbotuyla Yunan hücumbotunun oradaki iki gemimize taciz girişimi oluyor. Türkiye'den kalkan yaklaşık 50 civarında dron iki hücumbotla bizim gemilerin arasına giriyor ve onlara doğru taarruz etmeye başlıyor. Bu gerçek yaşanan bir olay!, İki geminin komutası da Fransız ve Atina ile görüşüyorlar, 'Üzerimize tanımlanamayan çok sayıda cisim geliyor’ diyorlar. Atina, ‘Vurun' diyor. Kaptanlar, 'Engellenemiyor... Yapamıyoruz' diyorlar. Ve 'Geri dönün' talimatıyla bölgeden uzaklaşıyorlar.

Bu konuşma da daha sonra bizim istihbarata takılıyor ve açık kaynak bilgisi olarak da yayınlandı. Sonra biliyorsunuz, Charles de Gaulle gemisi gelecekti, gelmedi. Artık Yunanistan Avrupa'dan o eski desteği alamadığı gibi, harp gücü açısından da çok düşük seviyelerde. 4 tane denizaltısı var, eski nesil. Bizim 14 tane var, onu da söyleyeyim; yeni nesil.. Özellikle Reis sınıfı gemiler ki, girdim içerisine, uzay üssü gibi! Ve hakikaten, bilinenin çok ötesinde kapasiteleri var.”

“… Bunu Yunanistan biliyor. Yunanistan'ın 4 tane denizaltısı var eski nesil. Donanması harp gücü olarak korvetin, muhrip vesaire, çok çok az. Yani bizim 5'te birimiz bile değil. Sayısal olarak 5'te 1'den fazla, ama harp gücü olarak yani bunları kullanabilme, çalıştırabilme, muharebede kullanabilme kapasiteleri çok düşük. O yüzden, Yunanistan’ın eskiye göre sesi kısılmaya başladı. Bunu da bir askeri durum olarak sizlerle paylaşmak istedim.”

KIBRIS TÜRKLERİNİN DE, ANADOLU TÜRKLERİNİN DE YAPCAKLARI ÇOK ÖNEMLİ GÖREVLER VAR

Dr. Eray Güçlüer’in yöneticiliğini yaptığı Doğu Akdeniz’in Jeopolitk Güvenliği ve Akdeniz” konulu etkinlikte, konuşmacılara söz vermeden önce, ve program sırasında anlattıkları, bu önemli konulardaki yaşanmışlıkların özü, özeti..

2004’te yapılan Annan Planı’na “Hayır” demelerine rağmen, “Türkiye’nin üye olmadığı bir topluluğa Kıbrıs üye olamaz” diyen Londra ve Zürih anlaşmalarına, “Sınır sorunu olan bir ülke Avrupa Birliği’ne (AB)’ye yapılamaz” diyen AB Anayasası’na rağmen, Ada’nın tamamını temsilen AB üyesi yapılan Rumların, toplumlararası görüşmelerde Kıbrıs Türkü’ne herhangi bir hak vermeleri beklemez.

Kıbrıs’ın ve özellikle KKTC’nin geleceği konusunda Anadolu Türkü’nün de, Kıbrıs Türkü’nün yapabileceği çok önemli görevleri var. Çünkü, “Kıbrıs bizim için çok önemlidir. Eğer Kıbrıs'ı kaybedersek, herhangi bir savaş durumunda, güney ikmal yollarımız tıkanır.”