Maalesef ki bu kem niyetlilerden birileri de peygamberimizin naaşı şeriflerini çalıp Endülüs’e götürmek isteyen İspanyol Rahiplerdir. Sayılarının

Maalesef ki bu kem niyetlilerden birileri de peygamberimizin naaşı şeriflerini çalıp Endülüs’e götürmek isteyen İspanyol Rahiplerdir. Sayılarının iki ila on arasında olduğu kaynaklarda yazılı olan İspanyol Rahiplerin amaçları Müslümanların Peygamberi’nin cenazesini Avrupa’ya kaçırıp Müslümanları bu vasıtayla köşeye sıkıştırmaktır.
Haçlı Seferleri ile elde edemedikleri muvaffakiyeti bu yolla elde etmek istemektedirler. 
Bugünde Hıristiyan dünyasının ve özellikle Yahudi âleminin yaptığı faaliyet ve hareketleri göz önüne alındığında da aynı provakatif eylem ve söylemler devam etmektedir.
Gelelim olayın aslına ne olmuştur on ikinci yüzyılda:
İki tane gayr-i müslim, Endülüs'ten Medine'ye gelerek Peygamberimiz (sas)'in naaşını kaçırmak istediler. Bunlar Müslüman kılık ve kıyafetine girerek hacca gelmiş gibi Medine'ye girmişlerdi. Mescid-i Nebevî'nin kıble tarafından Kabr-i Şerife çok yakın bir eve yerleşmişlerdi. Bunlar, namazları mescidde kılıp Peygamberimiz (sas)'in kabrini ziyaret ediyorlar, her sabah Bâkî Kabristanı'na, cumartesi günleri de Kuba Mescidi'ne gidiyorlardı.
Kılık kıyafetleri ve fakirlere yaptıkları yardımlarla halkın güvenini kazanmayı başaran bu kişiler, Peygamberimiz (sas)'in mübarek vücudunu kaçırmak için geceleri bulundukları evden Peygamberimiz (sas)'in kabrine doğru gizlice tünel kazmaya başlıyorlar. Buradan çıkan toprakları torbalara doldurarak kabirleri ziyaret bahanesiyle Cennet'ül-Bakî Kabristanı'na döküyorlardı. Kazdıkları tünel, Peygamberimiz (sas)'in kabrine iyice yaklaşınca büyük bir tehlike ortaya çıkar. Ama Müslüman halkın bundan haberi yoktu. 
İşte tam bu sırada adaletli bir hükümdar olan Selçuklu Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi Aksungur (1146–1174) teheccüd namazını kılıp yatmıştı.
Rüyasında Peygamberimiz (sas)'i gördü. Efendimiz (sas) iki yabancıyı göstererek: "Ey Nureddin, beni bunlardan kurtar!" dedi. 
Hükümdar, bu rüyanın tesiriyle bağırarak uyandı. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra yattı. Yine aynı rüyayı gördü. Yine feryat ederek uyandı. O gece aynı rüyayı üç defa görünce kalktı ve iyi bir insan olan veziri Cemaleddin Mavsilî'yi yanına çağırdı ve gördüğü rüyayı anlattı. İstişare ederek Medine'ye gitmeye karar verdiler. Kimseye duyurmadan hükümdar, veziri ile beraber yirmi süvari ve pek çok eşya ile Şam'dan yola çıktılar, gece-gündüz devam ederek 16 günde Medine'ye vardılar. Hükümdar, abdest alıp, Mescid-i Nebevî'ye girerek iki rekât namaz kıldı ve Peygamberimiz (sas)'i ziyaret etti. Medine halkı hükümdarın yanına toplanmıştı. Vezir, "Hükümdar, peygamberimizi ziyaret mak- sadı ile gelmiş, yanında da sizlere hediye getirmiştir. Medinelilerin isimlerini yazın" dedi. Onlar da bütün Medinelilerin isimlerini yazdılar. Bu isimlere göre herkes gelip hükümdardan hediyesini almaya başladı. Bundan maksat, Peygamberimiz (sas)'in rüyada "Beni bunlardan kurtar" dediği o iki kişiyi tanıyıp tespit etmekti. Bunun için halk hediyeleri hükümdarın huzuruna gelerek aldılar bu esnada hükümdar gelenlere dik- katle bakıyordu. Herkes hediyelerini aldı. İsim listeleri bitti. Fakat hükümdar bu gelenler arasında peygamberimiz tarafından rüyada kendisine gösterilen iki kişiyi gösteremedi. Bunun üzerine; "Hediye almayan kimse kaldı mı?" diye sor- du. Orada bulunanlar dediler ki, "kimse kalmadı. Ancak Endülüs'ten gelen iki kişi var. Onlar kimseden bir şey almazlar. İhtiyaç sahiplerine sadaka vermektedirler. "Hükümdar onların da yanına getirilmesini istedi. Onlar huzura getirildiler. Hükümdar onların rüyada kendisine gösterilen kişiler olduğunu tanıdı ve kendilerine, nereli olduklarını sordu. Onlar da: "Biz Endülüs'ten hac maksadıyla geldik ve bu sene peygamberimizin yakınında bulunmayı arzu ettik" dediler. Hükümdar nerede kaldıklarını sordu. Mescidin yakınında olduklarını söylediler. Hükümdar onlarla beraber evlerine gitti. Evde süslü kitaplar ve değerli eşyalar gördü. Bu arada halk, onların her gün oruç tuttuklarını, namaz- ları mescidde kıldıklarını ve hiçbir dilenciyi boş çevirmediklerini söyleyerek bunları övüyorlardı. Nureddin Zengi, odayı dolaştı ve burada serilen hasırı kaldırdı. Baktı ki, altında kazılmış bir tünel var. Tünel, Peygamberimiz (sas)'in kabrinin yanına kadar uzanıyordu. Bunu gören halk mahcup olup başlarını önlerine eğdiler ve artık söyleyecek bir şey bulmadılar. Bunun üzerine hükümdar bu iki kişiyi sorguladı. Onlar da gerçekten Müslüman olmadıklarını ve peygamberin vücudunu buradan alıp ülke- lerine kaçırmak için görevlendirildiklerini itiraf ettiler. Bunu yapabilmek için derviş kıyafetlerine bürünerek halkı kandırdıktan sonra geceleri tünel kazmaya de- vam ettiklerini ifade ettiler ve "Peygamberin kabrine iyice yaklaştığımız gece, gök gürültüsü ve şimşekler öyle bir sarsıntı meydana getirdi ki, sanki dağlar yerinden oynayacaktı. Bundan fena halde korktuk ve sabahleyin de sizin geldiğinizi haber aldık" dediler. Bundan sonra da Peygamberimiz (sas)'in kabrinin çevresinde derin hendek kazdırdı ve bu hendeği kurşun eriterek doldurdu.
Böylece kabr-i Saadet, çepeçevre kurşunla muhafaza altına alınmış oldu. Bu olay H. 557, Miladi 1162 yılında vuku bulmuştu.