Romanda hem dünyevi aşkı hem de manevi aşkı doya doya yaşayacaksınız. Ancak eserin manevi aşk yönü çok daha ağır basıyor. Dünyevi aşk kısmında Ella ile Aziz’in aşkına uzanacaksınız, aynı paralellikte manevi aşk ile Şems-i Tebrîzî ve Mevlânâ’yı tanıyacaksınız.

Gerçekten de Şems-i Tebrîzî ve Mevlânâ’yı hayatımda bu kadar yakından hiç tanımamıştım, yaklaşık 400 sayfalık bu romanda sanki Şems-i Tebrîzî ile o yolları beraber yürüdüm ve 40 kuralını kendisinden dinledim.

İşte o kurallardan çok hoşuma giden birkaç tanesi:

“Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?” diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpatıp tekrarıysa, yazık. Her an her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız, kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar. Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak, utanılacak bir varlık geliyorsa aklına, demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla. Yok eğer, Tanrı dendi mi evvela aşk, merhamet ve şefkat anlıyorsan, sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.

Esas kirlilik, dışta değil içte, kisvede değil kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir, suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik kalplerde yağ bağlamış haset ve art niyettir.

Bu kurallar, sadece tasavvufi birer öğreti değil, aynı zamanda insanın ego ve nefis hapishanesinden kurtularak ilahi aşka ulaşmasını sağlayan evrensel basamaklardır. Kuralların temelinde, Tanrı'yı dışarıda değil insanın kendi kalbinde araması, önyargıların yıkılması, sabır ve tam bir teslimiyet yer alır.

Yeri geldi Mevlânâ’nın yanında bulunarak kendisinden nefs terbiyesinin 7 basamağını öğrendim:

Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmaine, Nefs-i Raziye, Nefs-i Marziye ve Nefs-i Kamile.

1200’lü yılların Konya’sına uzanarak, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ile Şems-i Tebrîzî’nin tanışmalarına ve aralarında başlayan dostluğun hikâyesine tanıklık etmek muazzamdı. Elif Şafak’ın yaratmış olduğu, birbiriyle paralel ilerleyen ama tarihin iki farklı zamanına yolculuk yaptığımız kurgusu ise çok kaliteli. Ayrıca yine yaratılan kurgu sayesinde, kitap içinde bir başka kitap okuyacaksınız. Gerçekten hayatımda okuduğum en iyi kurgulardan biri diyebilirim.

Paralellikte birinci çizgi XXI. yüzyıl Amerika'sında yaşayan, evliliğinde tekdüzeliğe mahkûm olmuş üç çocuk annesi Ella Rubinstein’ın hayatıdır. İkinci çizgi ise XIII. yüzyılın Konya'sına uzanan, İslam mutasavvıfı Mevlânâ ve yol arkadaşı Şems-i Tebrîzî’nin hikâyesidir.

Celâleddîn-i Rûmî ile Tebrizli Şems arasındaki sarsıcı ve dönüştürücü dostluğu konu alan “Aşk Şeriatı” adlı tarihi bir taslak romanı ise kitabın içinde okuduğumuz ikinci bir kitap olarak karşımıza çıkıyor. Maddi açıdan kusursuz ama manevi olarak tamamen kurumuş bir hayat süren Ella, bir edebi ajans için okumaya başladığı “Aşk Şeriatı” dosyasının yazarı Aziz Z. Zahara ile e-posta yoluyla iletişime geçer. Bu iletişim, onun ruhundaki katı kalıpları yıkar. Diğer tarafta, XIII. yüzyılın Konya'sında halkın büyük saygı duyduğu, derin ilim sahibi bir vaiz olan Mevlânâ da entelektüel olarak doymuş ancak ruhsal bir yalnızlık içindedir. Mevlânâ’nın, Şems-i Tebrîzî ile karşılaşması, Ella’nın Aziz ile tanışmasının tarihsel ve manevi bir projeksiyonudur.

Ayrıca Elif Şafak, eserde XIII. yüzyıl Konya'sının sosyopolitik yapısını tasvir ederken günümüze de uzanan ciddi toplumsal eleştiriler sunar. Şems’in katı dini kalıplara, şekilciliğe ve hoşgörüsüzlüğe karşı çıkışı, dönemin muhafazakâr çevreleri tarafından bir tehdit olarak algılanır. Romanda fahişe Çöl Gülü, sarhoş Süleyman ve cüzzamlılar gibi toplumun en dışlanmış kesimlerinin Şems ve Mevlânâ tarafından kucaklanması, tasavvufun “yaratılanı severiz Yaradan'dan ötürü” ilkesinin somut birer göstergesidir.

Elif Şafak’ın 2009 yılında yayımlanan ve geniş kitlelere ulaşan “Aşk” romanı, çağdaş Türk edebiyatında tasavvufu yenilikçi kurgu teknikleriyle harmanlayan yapıtlardan biri olmuş. İlahi ve dünyevi aşkın kesişiminde bir arayışın hikâyesi olan bu roman, öykü-roman grubunda bu yaşıma kadar okuduğum tüm kitaplar içinde kesinlikle ilk beşe girdi ve bir daha o listeden de çıkmaz, bu kadar iddialı bir şekilde okumanızı sizlere tavsiye ederim.

ELİF ŞAFAK

Elif Şafak, 25 Ekim 1971'de, babasının doktora eğitimi için bulunduğu Fransa'nın Strazburg şehrinde dünyaya gelmiştir. Eserleri elliden fazla dile çevrilen, uluslararası çapta tanınan ödüllü bir Türk romancı, akademisyen ve aktivisttir.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü bitirmiş, yüksek lisansını aynı üniversitenin Kadın Çalışmaları Bölümü’nde, doktorasını ise yine ODTÜ Siyaset Bilimi alanında tamamlamıştır. Çocukluk ve gençlik yılları Ankara, Madrid, Köln ve Boston gibi dünyanın çeşitli şehirlerinde geçmiştir.

Edebiyat dünyasına 1994 yılında yayımladığı “Kem Gözlere Anadolu” ile adım atmış, ilk romanı “Pinhan” ise 1997’de çıkmıştır. 2009 yılında yayımladığı “Aşk” adlı romanı ise Türk edebiyat tarihinin en kısa sürede en çok satan edebi eseri unvanına sahiptir.

Baba ve Piç, İskender, Ustam ve Ben, Havva'nın Üç Kızı, 10 Dakika 38 Saniye ve Kayıp Ağaçlar Adası gibi çok satan ve uluslararası ödüllere aday gösterilen pek çok kitaba imza atmıştır.

Eserlerinde kadın hakları, maneviyat, azınlıklar, göçmenlerin yaşamları, kültürel kimlik, tarih ve bu romanda olduğu gibi gerçek aşk gibi temaları sıklıkla işlemiştir. Edebiyatının yanı sıra bir kadın hakları savunucusu ve aktivisttir.

Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…