Türk Eğitim Sen Genel Başkanı Talip Geylan, 8 Eylül 2026 günü bir basın toplantısı yaparak sendikalarının öğretmenler arasında yaptığı bir araştırmayı açıkladı. Açıklanan araştırma, “Okullarda Şiddet Hakkında Öğretmen Görüşleri” başlıklı bir rapor. Rapordaki bilgiler ilgi çekici… Burada anlatılanlar özellikle hükümet ve Milli Eğitim Bakanlığı’nca uyarıcı olmalı ve dikkate alınmalı. Bu konuda sağlıklı bilimsel çalışmalar yapıp sorun kökünden halledilmeli.
Ne yazık ki uzun süredir ülkemizdeki ilgili bakanlıklar ve hükümet yetkilileri halktan, uzmanlardan gelen eleştirilere kulak tıkmakta. Oysa eleştiri, kurumların sağlıklı çalışması için uyarıcı ve yol göstericidir. Eleştirileri, uyarıları ciddiye alıp değerlendirmek sorumlu bir yetkilinin benimseyeceği çağdaş, demokratik tutumdur.
Sayın Geylan’ın basın toplantısının okullarda eğitim ve öğretim yılının başlamasından önce yapılması çok önemli, değerli ve uyarıcı.
2026-27 Öğretim Yılı 14 Eylül 2026 günü büyük sorunlarla başladı. Sayın Bakan Yusuf Tekin’in ve diğer bakanlık yöneticilerinin sorunları yok saymasına karşı okullarımız tel tel dökülüyor. Yıllarca biriken ve halının altına süpürülen sorunlar neredeyse çözümsüz bir duruma geldi. Ülkemizde yöneticiler sorunları çözmek yerine görmezden gelip halkın da görmemesini istemekteler. Sorun yok, dediğinizde sorun yok olmuyor, tersine asalak bir kurt gibi iyi uygulamaları da kemiriyor zaman içinde. Halka şirin görünmek, yurttaşın gözünü boyamak için olmayan şeyler oluyormuş gibi anlatılmakta yıllardır.
Gelelim Türk Eğitim Sen Başkanı Geylan’ın açıkladığı rapora. Yapılan araştırmada, öğretmenlerin yüzde 89,4’ü çalıştıkları okullarda akran zorbalığına tanık olduklarını söyledi. Bu önemli bir veri… Demek ki zorbalık öğretmenlerin gözü önünde yapılıyor. Zorbalığı yapan öğrencinin öğretmenlerden bir çekincesi yok! Bu durum hem acıklı hem de düşündürücü… Öğretmenin öğrenci üzerindeki etkisinin yok olduğu okullarda eğitim ve öğretimin sağlıklı yapılacağını söylemek olanaksız. Bu veriden anlaşılacağı üzere okullarda öğretmenlerin saygınlığı yok olmak üzere. Öğretmene saygının, güvenin, sevginin olmadığı bir yerde eğitimin sağlıklı yürüdüğü söylenebilir mi?
Raporda, öğretmenlerin yüzde 23,9’u okullarında suça karışan çocuk bulunduğunu belirtti. Bu, çok önemli bir saptama… Çocukların suça karışması gizli saklı bir durum değil. Okullar bilginin, erdemli davranışların, toplumsal değerlerin öğretilip benimsetildiği yerler olması gerekirken suçlu yetiştiren kurumlara dönüştü neredeyse. Bu durum, yüreğimizi acıtan, yakan bir saptama. Okullar suçlularla anılan bir yer olmamalı. Zalim değil, alim yetiştirmeli.
Öğretmenlerin yüzde 91,3’ü risk grubundaki öğrencilerin düzenli psikolojik destek alması gerektiğini belirtti. Ne yazık ki psikoloji bölümlerini bitirenler boş gezerken okullardaki rehberlik öğretmeni sayısı olması gerekenden oldukça düşük. Bu da öğrencilere psikolojik destek verilmesi olanağını ortadan kaldırmakta.
Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 90,5’i akran zorbalığının önlenmesine yönelik eğitimlerin artırılmasını istemekte. Bunun tek başına okullarda yapılması yeterli değil. Çocukların zorbalığı öğrendikleri başlıca alanlar: evleri, televizyonlar ve sosyal medya… Ekran bağımlılığı toplumun her kesimine yaygın bir zorbalık kültürü aşılamakta. Ülkemizde yetişkinlerin ve çocukların çoğu ekran bağımlısı… Öğretmenlerin yüzde 82.6’sı çocukları sosyal medyanın zorbalığa sürüklediğini düşünmekte. Toplumu eğitip yönlendiren onun bilincini oluşturan ekranlar ne yazık ki. Bu nedenle ekranlara çeki düzen verilmeli öncelikle.
Raporda akran zorbalığının en çok görüldüğü yer, yüzde 32,2 ile okul bahçeleri. Demek ki nöbetçi öğretmenlerin gözü önünde oluyor her şey. Zorbanın aralarında dolaşan öğretmenden bir çekincesi yok! Sınıflarda uygulanan akran zorbalığı ise yüzde 19,5. Ders öğrenilecek bir yerde zorbalık yapılıyor. Bunu anlamak olanaklı mı? Zorbalığın yüzde 16’sı sosyal medyada, yüzde 14,7’si ise okul dışında uygulanmakta.
Türk Eğitim Sen’in araştırması gösteriyor ki çocuklar beyinleriyle değil kaba kuvvetle ilişki kurmakta. Öğretmenlerin yüzde 81.9’u öğrencilerin suça sürüklenmesinde çeteleşmenin etkin olduğunu düşünmekte. Uyuşturucu madde kullanımının çocukları suça sürüklediğini düşünen öğretmenlerin oranı 81,1.
Raporda veli ilgisizliğinin üst düzeyde olduğu saptanmış. Bunun nedeni, ekran bağımlılığının veliyi sarıp sarmaladığıdır. Ekrana bağlanan veli, çocuğunu unutuyor. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 70’i, öğrencilerin okula aidiyet bağının zayıfladığını belirtmiş. Bu saptama, çok önemli ve ilginç. Okulu ikinci bir yuvası olarak benimsemeyen biri, sınıfındaki arkadaşlarını kardeşlik duygusuyla kucaklayabilir mi? Okula aidiyet yoksa eğitim olur mu?
Ne yazık ki kentleri betonlaştırmayı yatırım saymakta yöneticilerimiz. İnsana yatırım yapmak ise göstermelik olarak düşünülmekte. Türk Eğitim Sen’in araştırması herkesi uyarıyor aklını başına alması için. Eğitim sistemi çöküyor, geleceğimizi kuracak olan çocuklarımız bağımlılığın kıskacında yok oluyor. Yöneticiler ise izliyor olanı biteni, hamasi sözlerle göz boyayarak.
Siyasetçi, okullardan elini çekmeli. Milli, bilimsel, çağdaş, laik eğitim ödünsüz uygulanmalı. Ekran bağımlılığı ile savaşmaya ilgili tüm kurumların işbirliğiyle başlanmalı. Görüldüğü gibi ekran bağımlılığı ile uyuşturucu kullanımı birbirine koşut ilerlemekte. Bu nedenle tüm bağımlılıklar eşdeğer tutulup bunlarla savaşılmalı. Eğitim konusu siyasal tartışmalara günlük parti çıkarlarına feda edilmemeli. Okullar, çocuklar, veliler bizim… Onları eğitmek devletin görevi… Bu görev savsaklanamaz. Çünkü akran zorbalığı, ekran bağımlılığı, uyuşturucu kullanımı ulusal güvenliğimizi tehdit etmekte. Ülkemizin varlığı çocuklarımızla sürecek. Onları ekranlara teslim etmek, ülkemizin varlığını ateşe atmaktır.
Türk Eğitim Sen’in yaptığı araştırma ciddiye alınmalı başta Milli Eğitim Bakanlığınca. Önlemler toplumun ortak aklıyla düşünülmeli. Her kesimin, özellikle de uzmanların görüşü sorulmalı. Toplumsal olaylarda uzmanları yok saymak, suçu yaygınlaştırıp suçlunun yolunu açmaktır. Bu konuda toplumsal seferberlik zamanı geldi de geçiyor bile.