Giriş
Son dönemlerde rafinerilerin hedef alınarak vurulmalarına ilişkin atakların gündemde sıkça yer aldığı görülmektedir. Fazla olarak rafinerilerin bu ataklar sonucu önemli ölçüde hasar gördüğü ve devre dışı kalmalarıyla ilgili olarak da detaylar verilmektedir. Söz konusu rafineri ataklarının hem Ukrayna Savaşı kapsamında hem de Orta Doğuda yaşanan savaş bağlamında gerçeklendiği gözlenmektedir.
Rafineri ataklarının esas itibariyle içinde bulunduğumuz 2026 yılında yoğunlaştığı da ayrı ve önemli bir hususu oluşturmaktadır. Bu saldırıların, enerji piyasalarında yarattığı yansımalarla yer bulduğu da önemli bir gerçeklik olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Bu bağlamda günlük yaşamdaki yansımalar, özellikle dizel (motorin) ve benzin fiyatlarında yükselmeler olarak kendini göstermektedir.
Bu ataklar arasında, Rusya’daki Tuapse’ye yapılan atak ve bu ülkenin iç rafinerilere yapılan saldırılar hayli önem arz etmektedir. Orta Doğu savaşı kapsamında da özellikle Suudi Arabistan Rafinerilerinin hedef alınması dikkat çekmektedir. Ayrıca rafineri bağlantılı boru hatlarına ve enerji alt yapı tesislerine de atakların da sıklaştığı gözlenmektedir.
Söz konusu rafineri ataklarının ekonomik ve enerji politik yansımalarına bakmadan önce rafineriler ve üretimleri üzerinde durmak yerinde olacaktır.
Petrol Rafinerileri ve Önemi
Bilindiği üzere; Petrol rafinerileri, ham petrolün çeşitli işlemlerden geçirilerek petrol türevi olarak nitelenen ürünlere dönüştürüldüğü endüstriyel tesisler olmaktadır. Söz konusu petrol türevleri olarak; benzin, dizel (motorin), jet yakıtı, fuel oil, LPG (“Liquified Petroleum Gas” -“Sıvılaştırılmış Petrol Gazı”), asfalt gibi ürünler sayılabilir. Böylelikle ham petrol ayrıştırılarak farklı amaçlarla kullanılabilecek ürünlere ulaşılabilmiş olmaktadır. Bu bakımdan petrol rafinerileri enerji politikaları ve enerji ekonomisi açısından kritik önem taşıyan işletmeleri oluşturmaktadırlar.
Petrol rafinerileri ülkeler için farklı yönlerden önem taşımaktadırlar. Bilindiği üzere, rafine enerji ürünleri olan benzin, dizel, jet yakıtı gibi petrol türevleri; üretimden transporta, sanayi faaliyetlerinden savunma eylemlerine kadar pek çok alanda kritik rol üstlenmektedirler. Burada şunu da belirtmek yerinde olur ki; rafineriler, sadece petrol kaynağına sahip ülkelerde değil petrol rezervi olmayan ülkelerde de hayli çok sayıda bulunmaktadırlar. Zira ülkeler ham petrol ithal edip, katma değeri daha yüksek olan ürünleri kendi bölgelerinde üretmeyi çoğu kez tercih etmektedirler.
Böylelikle ülkeler rafineri sahibi olarak, katma değeri yüksek petrol türevlerini kendi ülkelerinde üretmekle enerji arz güvenliği konusunda kendileri için güvence sağladıklarını da düşünmektedirler. Aynı zamanda ülkelerinde istihdam yaratılmakta, vergi geliri sağlanmakta ve ihracata katkıda bulunulmaktadır. İlaveten rafineriler, plastik, sentetik kauçuk, sentetik elyaf, gübre, ilaç gibi birçok ürünün üretiminde kullanılan petrokimyasal hammaddelerin üretimi için de önem taşımaktadırlar. Tüm bu ürünlerin daha verimli eldesi ve kullanımı için rafineri bulunan ülkelerde çoğu kez teknolojik gelişimlerin ivme kazandığı da görülmektedir.
Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır ki; rafineride işlenecek ham petrolün kalitesi önem arz etmektedir. Bilindiği üzere, farklı oranlardaki bileşenleri çerçevesinde petrolün farklı tipleri bulunmaktadır. Bu bağlamda petrol sınıflamaları ve nitelemeleri geliştirilmiştir. Örneğin; düşük yoğunluktaki petrol “hafif petrol” olarak, düşük sülfür oranına sahip petrol ise “tatlı petrol” olarak anılmaktadır. Yoğunluğu ve viskozitesi fazla olan, akışkanlığı düşük ham petrol türü ise “Ağır Petrol” olarak nitelenmekte ve her rafineride işlenmesi mümkün olamayabilmektedir. Ağır petrolün (örneğin; Venezuela petrolünün) rafineri süreci daha karmaşık ve maliyetli olup hidrodesülfürizasyon gibi ek işlemler gerektirmekte ve çevre açısından da daha fazla karbon salımı ve atık oluşturabilmektedir.
Ekonomik bağlamda, bir referans petrol ise, “BRENT petrol”dür. Kuzey denizinde bulunan 5 farklı tektonik tabakanın (Broom, Rannoch, Etieve, Ness, Tarbat’ın) baş harflerinden oluşmuş olan BRENT nitelemesiyle anılan petrol, karakteri itibariyle hafif ve (% 0,37 sülfür içeriğiyle) tatlı petrol sınıfına girmektedir. Bu özellikleriyle BRENT petrol, uluslararası referans olarak kabul edilmekte ve uluslararası borsada kaliteli petrol bağlamında işlem görmektedir. BRENT petrol, rafinerilerde yüksek kaliteli benzin, dizel ve jet yakıtı üretimini kolaylaştırmakta ve çevre standartlarına uyumu da uygun bulunmaktadır. Dolayısıyla birçok rafineri bu petrolü ve benzerlerini kullanmayı yeğlemektedir.
Öte yandan, petrol rafinerileri, işlev ve karmaşıklık düzeyine göre hayli farklı türlere ayrılmaktadırlar. Ülkelerin daha çok tercih ettiği bir rafineri türü “Topping” rafinerileri olmaktadır. Bu tip rafineriler düşük maliyetli olmalarına karşın ağır petrolleri ve kalitesi düşük petrolleri işleyememektedirler. Petrolü temiz yakıtlara dönüştüren rafineriler ise “Deep Conversion” rafinerileri olarak nitelenmektedir. Çok aşamalı ileri işlemlerin gerçekleştirilebildiği bu rafineriler yüksek yatırım ve işletme maliyetine sahip olmalarına karşın kaliteli ürünleri üretebilmekte ve maksimim verim ve çevre uyum özellikleri ile de öne çıkmaktadırlar.
Ülkeler, gereksinimlerine ve temin edebilecekleri ham petrole uyumlu olarak rafinerileri inşa etmektedirler. Örneğin; Afrika ve Güney Amerika’da fuel oil talebi yüksek olduğundan “Topping/Hydroskimming” tipi rafineriler uygun olmaktadır. ABD, Avrupa ve Türkiye’de ise benzin ve temiz dizel talebi yüksek olduğundan “Conversion/Deep Conversion” rafinerileri öne çıkmaktadır. Petrokimya endüstrisi için ise “Petrokimya Rafinerileri” tercih edilmektedir. Sınırlı ve uzak bölgeler için ürettikleri ürün kalitesi sınırlı olmasına karşın “Mini Rafineriler” de kimi zaman tercih edilmektedirler.
Görüldüğü üzere, rafineriler amaçlarına bağlı olarak geniş bir yelpazeye sahiptirler denebilir. Rafineri kurulurken üretilmek istenen petrol türevleri veya farklı tip ham petroller işlenmek isteniyorsa ona göre ileri teknoloji rafinerilerinin öne çıkması söz konusu olmaktadır. Ayrıca, çevre açısından da tesisin değerlendirilerek tasarımlanması gerekmektedir.
Enerji ithalatçısı ülkeler için ise, ithal etmek istedikleri petrol türevler bağlamında söz konusu bu elemanların hangi rafineri tipinde üretildiği önem arz etmektedir. Bir başka deyişle, rafineriler arası fark, bu rafinerilerin hangi ürünleri (benzin, dizel, fuel oil, petrokimya hammaddeleri) üretilebildiğine ve çevre standartlarına uyumu bağlamında üzerinde önemle durulması gereken hususu oluşturmaktadır.
Son Dönemde Rafinerilerde Meydana Gelen Kapasite Kayıpları ve Enerji Politik Yansımaları
2026 yılına kadar genellikle enerji ekonomik açıdan stratejik tesisler olan rafinerilerin ana hedef olarak alındığı pek de görülmemişti. Ancak içinde bulunduğumuz yıl itibariyle rafinerilerin vurulma haberlerinin gündemi sıkça işgal eder olmuş olduğu gözlenmektedir.
Bu yıl ilk önemli rafineri atağı, (28 Şubat 2026’da ABD-İsrail/İran Savaşının başlamasını takiben) 2 Mart 2026 tarihinde Suudi Arabistan'ın Ras Tanura kentinde bulunan Aramco petrol rafinerisine, İran tarafından kamikaze insansız hava aracı ile gerçekleştirilen saldırı olarak kayıtlara geçmiş bulunmaktadır. Nisan-Mayıs 2026 döneminde ise Rusya’da Tuapse Rafinerisi ile Perm Rafinerisi vurulmuş ve büyük yangınların çıktığı gözlenerek üretimin durduğu ve çevresel kirlilik yaşandığı bildirilmiştir. Ağustos 2026’da yine Rusya’da farklı bölgelerde çok sayıda rafineri İHA saldırıları sonucunda hedef alınmış ve üretim kesintileri yaşanarak 15 Milyon ton/yıl kapasiteli NORSI rafinerisinde üretimin tamamen durduğu açıklanmıştır. Yine Rusya’da 14 Ağustos 2026’da Novatek gaz kondensat tesisinin hedef alınmasıyla 4 Milyon tona yakın kapasite zararı belirtilmiştir. Ağustos-Eylül 2026 aylarında ise Suudi Arabistan’da Cidde’de bulunan Jazan Rafinerisine Yemen-Husilerinin saldırıları sonucunda jet yakıtı arzında daralma meydana gelmiştir.
Ayrıca, Ağustos- Eylül 2026 ABD’de kasırga nedeniyle Motiva tesislerinde üretimin durduğu belirtilmiştir. Yine Eylül 2026’da bu sefer Güney Afrika’da Natref Rafinerisinde onarımlar nedeniyle önemli kapasite kaybı yaşandığı rapor edilmiştir. Böylece mevcut rafineri kapasitelerinde dikkate değer üretim kayıpları oluşmuş bulunmaktadır.
Öte yandan, Ukrayna ve Orta Doğu’da yaşanan savaşlarla ham petrol fiyatları Nisan 2026’da 125 $/varil seviyesine çıkıp yaz aylarında 80–95 $/varil aralığında dengelenmişti. Buna karşın rafinelerin saldırıya uğramasından sonra özellikle petrol türevi ürünlerden dizel, jet yakıtı ve benzin fiyatlarının hayli sert şekilde etkilendiği ve yükselme trendine girdiği görülmüştür. Özellikle dizel fiyatlarında şok yükselmeler yaşanmıştır.
Hürmüz krizi ve Bab-ül Mendep Boğazında ortaya çıkan sorunlar, ham petrol nakliyatının kırılganlığını göstermişken, rafineri saldırılarının da eklenmesiyle enerji kırılganlığı daha da artmış olmaktadır. Bir başka deyişle, enerji tedariki küresel arz güvenliğini doğrudan tehdit eder hale gelmiş bulunmaktadır.
Bazı ülkelerin fiyat sübvansiyonları, vergi indirimleri ve tavan fiyat uygulamaları gibi tedbirleri hayata geçirmekte oldukları gözlenmektedir. Ancak global ölçekte fosil yakıt bağımlılığının devam etmekte olduğu ve enerji ekonomisinin olumsuz yönde etkilenir durumda olduğu da gözlenmektedir. Yenilenebilir enerji yatırımlarına hız verilmeye çalışılmakla beraber devamlı ve süreklilikle enerji temininde yine de bu tip santralların taşıdığı risk nedeniyle yetersiz kalındığı da görülmektedir.
Arap yarımadasının iki güney ucundaki Boğazlarda yaşanan transport sorunlarına ilaveten yaşanan rafineri kayıpları ham petrol ile benzin ve dizel fiyatları arasındaki makasın açılmasına neden olarak kriz boyutuna erişmiş bulunmaktadır (Şekil 1). Bu da enerji ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir.

Şekil 1 Petrol, Benzin ve Dizel Fiyatlarının 2026 Başından İtibaren Değişimi
Şekil 1’den de görüldüğü üzere; 2026 başında birbiriyle örtüşen ham petrol, benzin ve dizel fiyatlarının yılın ilerleyen ayları boyunca aralarındaki farkın Hürmüz Krizi ile Bab-ül Mendep Boğazında yaşanan olaylar ve rafineri kayıpları sonrasında (Eylül 2026 itibariyle) dramatik şekilde artmış olduğu görülmektedir. Bu durumun, enerji ekonomisi açısından olduğu kadar enerji politik açıdan da sorunlar oluşturur hale gelmiş olduğu gözlenmektedir.
Sonuç
Yukarıda belirtildiği üzere 2026 yılı boyunca Ukrayna ve Orta Doğu’da yaşananlar ve özellikle de son dönemde rafinerilere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, küresel enerji piyasalarında rafineri ürünlerine ilişkin krizi tetiklemiş bulunmaktadır. Yapılan saldırılar, enerji altyapılarının savaşlarda stratejik hedef haline geldiğini de kanıtlar nitelik taşımaktadır.
Bu durum; ülkeleri, enerji güvenliği politikalarını yeniden şekillendirerek hem kısa vadeli arz güvenliği önlemlerini ve hem de uzun vadeli enerji dönüşüm stratejilerini gözden geçirmeye yöneltmiş bulunmaktadır. Fazla olarak, stratejik rezerv sistemlerinin yalnızca ham petrol üzerine kurulu olmasının yetersizliği de kendini ortaya çıkarmış olduğu söylenebilir. Bu bağlamda, enerji güvenliğinin artık sadece ham petrol üzerinden değil rafine petrol ürünleri üzerinden de tanımlanmasının gerekliliği gündeme gelmiş olmaktadır.
Burada özellikle dizel fiyatları önemle üzerinde durulması gereken hususu oluşturmaktadır. Zira, dizel yakıtı gıda ve emtia taşınmasında kullanılan farklı transport araçlarının temel yakıtı durumundadır. Bu nedenle dizel fiyatları son derece önem arz etmektedir. Şekil 1’de de görüldüğü üzere dizel fiyatları en çok artan petrol ürünü yakıt olarak görülmektedir. Burada dizele olan talebin yüksekliği önemli bir etmen olmaktadır.
Dizel fiyatlarındaki yükseliş, toplumların günlük yaşamları için gerekli olan her tür gereksinim elemanının fiyatına artış olarak yansıyacak nitelik taşımaktadır. Bu ise konunun sadece enerji ekonomisi açısından değil genel ekonomi açısından da önem taşıdığını ifade etmektedir. Böylesi bir durumun devam ede gitmesi halinde, ülkeler ve toplumlar için farklı riskli durumların ortaya çıkabileceği söylenebilir.
Öte yandan, özellikle, (Türkiye gibi) birçok petrol ithalatçı ülke için LNG temini ve alternatif tedarik yollarının tesisi ve de hayata geçirilmesinin önemi, hayli artmış görünmektedir. Bu bağlamda LNG terminalleri ve FSRU gemileriyle arz güvenliğinin çeşitlendirilmesi de öne çıkmaktadır. Ayrıca, ülkelerin sahip oldukları rafineri türünün de stratejik önemde olduğu da betimlenmiş olmaktadır.
Öz olarak belirtilmek istenirse; Ukrayna ve Orta Doğu savaşları ve bu süreçte yaşanan petrol ve doğal gaz tedarik sorunları ve da rafinerilere yapılan saldırılarla ortaya çıkan rafineri ürünlerinden bilhassa dizel ve benzin fiyatlarının küresel boyutta şok oluşturacak şekilde yükselmesinin, enerji politikalarının yadsınamaz önemini pekiştirmiş olmasının yanı sıra böylesi şartların devam etmesi neticesinde ülkeler ve toplumlar için yadsınamaz sonuçlara evrilebileceği de ön görülebilir olmuş bulunmaktadır.