Ramazan ayı, paylaşmanın, sabrın, merhametin ve dayanışmanın en yoğun hissedildiği zaman dilimlerinden biridir. Sofralar sadeleşir ama gönüller genişler. Bir hurma, bir tas çorba bile anlam kazanır. Çünkü Ramazan sadece aç kalmak değil; nefsi terbiye etmek, empati kurmak ve vicdanla yüzleşmektir.
Toplum olarak her yıl aynı cümleyi duyarız: “Ramazan’da şeytanlar zincire vurulur.” Bu söz, aslında insanın kendi içindeki kötülükle mücadelesine işaret eder. Çünkü esas olan, insanın kendi iradesidir. Nefis terbiyesi, dış etkenlerden önce iç disiplinle başlar.
Böylesi manevi bir atmosferde ticaret de ayrı bir hassasiyet gerektirir. Tarih boyunca bu topraklarda esnaflık sadece alışveriş değil, aynı zamanda ahlaki bir duruş olarak görülmüştür. “Komşusu siftah etmeden ikinci satışı yapmamak” anlayışı, Anadolu irfanının en güzel örneklerinden biridir.
Ramazan ayı, fırsatçılık değil; fırsat eşitliği zamanıdır. İhtiyaç sahiplerini gözetmek, dar gelirliyi düşünmek, paylaşarak çoğalmak bu ayın ruhuna daha uygundur. Çünkü kazanç sadece maddi değildir. Asıl kazanç; gönüllerde yer edinmektir.
Bugün hepimize düşen görev, kendi vicdan terazimizi doğru tutmaktır. Ramazan, insanın iç muhasebe yaptığı bir aydır. Zincire vurulması gereken şey, belki de insanın içindeki hırstır.
Unutmayalım ki bereket, yalnızca rakamlarda değil; niyettedir.
Ramazan’ın sofralarımıza huzur, gönüllerimize ferahlık getirmesi temennisiyle…