YAĞMUR TANYILDIZ'ın röportajı için tıklayınız...
Ege Üniversitesi Acil Servisi’nde görev yapmakta olan, aynı zamanda “Totoro'nun Büyüsü 1 / Kayaların Efendisinin Yükselişi” ve “Totoro'nun Büyüsü 2 / Kutsal Ağacın Gardiyanı” kitaplarının yazarı MUSA TÜRKARSLAN ile bir araya geldik. Doktorluktan yazarlığa uzanan yolculuğunu ve kitaplarını kendisinden dinlediğimiz Türkarslan; “Mesaimi doldurup eve gittiğimde yazar olarak yaşantım başlıyor, Doktor Musa’yı tamamen kenara kaldırıyorum” dedi.

Hoş geldiniz, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kimdir Musa Türkarslan?
Hoş bulduk. Nazik röportaj teklifiniz için teşekkür ederim. Yıllar öncesinde insanlara faydalı olmak amacıyla tıp fakültesini kazanmış bir hekimim. Tıp fakültesi bittikten sonra acil serviste yaptığım 4 aylık zorunlu hizmetimde halkımıza en büyük hizmeti acil serviste vereceğimi düşünerek Tıpta Uzmanlık Sınavında Acil Tıp asistanı olmaya hak kazandım. İnsanlar en zor zamanlarında acil servise başvurur ve acil serviste yapılan doğru tedaviler ile hayata tutunurlar. Ben de insanların hayatlarını kurtarmak için Ege Üniversitesi Acil Servisi’nde görev yapmakta olan bir doktorum. Hayatlarını kurtardığımız insanların mutluluğu ile görevime devam etmekteyim.
Doktorluktan yazarlığa uzanan bir hikâyeniz var… Yazmaya nasıl başladınız?
Yazmaya başlamam yıllar öncesine dayanmakta. Fakülte yıllarımda tıp eğitimime devam ederken bir yandan da kendimi okumaya vermiştim. Kitaplar okuyor ve bu kitaplarla alakalı varsa filmler izliyordum. Kitap okumak benim için bir tutku olmuştu. Sonrasında bir gün yakın arkadaşlarımdan biri kendi kitabımı yazmamı teklif etti. Bana söylediği cümleyi unutmuyorum. ‘’Madem bu kadar kitap okuyorsun sen de kendi kitaplarını yazsana’’ demişti. Ben de o an ‘’Neden olmasın’’ diye düşündüm ve yazım hayatıma başladım. İlk başta yazdığım yazıları amatör olarak görüyordum ve bastırılmaya değer bulmuyordum. Hatta kitabımın yayınlanması benim için bir hayalden bile öteydi. Sonrasında kendimi yazarlık konusunda yavaş yavaş geliştirerek bugün yayınlanan serime başladım.
Peki, hangi yönünüz ağır basıyor? Doktor Musa’ya mı kendinize daha yakın hissediyorsunuz yoksa yazar Musa’ya mı?
İki yönüm de aslında terazinin kefesine koyduğunuzda dengede kalmaktadır. Hastaneye gittiğimde bana ihtiyacı olan hastalarımın yanında kendimi doktorluğa daha yakın hissetmekteyim. İşimin ciddiyet gerektiren bir meslek olduğunu düşünmekteyim. Bu yüzden iş hayatımda günlük meselelerimi ve yazarlığımı bir kenara koyarak hastalarımın sağlığına odaklanıyorum.
Mesaimi doldurup eve gittiğimde ise yazar olarak yaşantım başlamakta. Bu sefer de Doktor Musa’yı tamamen kenara kaldırıyorum. Hastaneyle alakalı hiçbir şey düşünmüyorum ve hikayemdeki karakterlerin dünyasına giriyorum, onlarla oturup kalkıyorum ve hayal gücümü kâğıda geçiriyorum.
Yani hastanede hastalarına tedavi sunmaya ve onları hayata tutundurmaya çalışan doktor yanımı, evde ise karakterleri ve kurguyu yazıya geçiren yazar yanımı kendime daha yakın buluyorum.

“Totoro'nun Büyüsü 1 / Kayaların Efendisinin Yükselişi” nasıl çıktı ortaya?
Kitabımın nasıl ortaya çıktığını anlatmadan önce bağlantılı olduğu için kedimi nasıl sahiplendiğimi anlatmam gerekmekte. Soğuk bir kış gününde Isparta’nın ayazında nöbet çıkışı evimde dinlenmekteyken benimle aynı mesleği yapan komşum bana otoyol kenarında kalmış yanında annesi hayatını kaybetmiş zavallı bir kediden bahsetti. Arkadaşım bana bu kedi için yuva aradıklarını söyledi. Ben de daha önce hiç kedimin olmadığını fakat elimden geleni yapacağımı söyledim. Totoro adını verdiğim kedi kısa bir süre sonra benimle yaşamaya başlamıştı. O kadar ufaktı ki montumun cebinde benimle dışarıya çıkabiliyordu. Sonrasında Totoro bana ilham verdi. Bir kedinin ne kadar asil, estetik, arkadaş canlısı ve masum olabildiğini gördüm.
Kitabımın ilk ortaya çıkış nedeni kedi dostumun bana ilham olmasıydı. İkinci nedeni ise insanların hayatlarındaki zorluklardan kaynaklanan mutsuzluğun yüzlerine yansımasıydı. Birçok kişi hayatta ekonomik, tıbbi, ailevi vb. konulardan mustaripti. Ben de herkesin keyif alarak okuyabileceği başka bir fantastik evren yaratmaya karar verdim. Bu evrenin ise baş kahramanlarından biri benim sevgili kedim oldu.
Neler anlattınız kitapta?
Bu kitapta yerküreye inen ilk iki ırkın yani Borogların ve Batanyalıların hikayesini anlattım. Boroglar bir insanın yarı boyunda olan kraliçelerinin izinden giden bir halk. Borog toplumunda kadınlar daha üstün olarak görülmekte çünkü soyun devamı kadınların rahminden çıkan çocuklarla sağlanmakta. Bu halk kraliçelerini dini bir figür olarak kutsal görmekte. Bu nedenle toplumsal bir ayrım var. Kraliçe, soylular ve rahipler büyük bir keyif içerisinde yaşamaktayken işçiler ve köylüler gibi daha alt olarak görülen sınıflar büyük bir hayat mücadelesi vermekte. Yıllar boyunca bu sistem kabul görülmüş ve herkes kaderine razı olmuş. Fakat sonrasında eşitliği savunanlar, yükselme hırsıyla iktidara göz diken farklı gruplar hikâyenin seyrini değiştirmekte.
Batanyalılar ise orman halkları dediğimiz ayrı bir ırk. Bu ırkın mensupları ejderhalar, ayılar, kaplanlar ve tabii kediler gibi hayvanlar. Orman halkları kendi topraklarında adaletli bir şekilde huzur içerisinde yaşamaktalar. Ormanlarının merkezinde ise kutsal olarak gördükleri yerküreyi yerinde tutan afetleri engelleyen devasa bir ağaç var. Zaman içerisinde bu kutsal ağacın varlığına göz dikenler de oluyor ve büyük bir mücadele başlıyor.
Özetlemek gerekirse kitabımda iktidar hırsıyla yükselmek isteyenlerin, toplumlarına sınıfsal eşitlik getirmek için uğraşanların ve kendi diyarlarını masum duygularla savunmaya çalışan çeşitli kişileri hikayeleri anlatılmakta. Bu uğurda entrikalar, ihanetler, büyü ve savaşlar eksik olmuyor.

“Totoro'nun Büyüsü 2 / Kutsal Ağacın Gardiyanı” da okurlarla buluştu. İlk kitabın devamı niteliğinde değil mi?
Evet bu ilk kitabın devamıdır. İlk kitapta başlayan serüven bu kitapta son buluyor. Aynı evrende yeni kitaplarımın daha genç ırklarla çalışma süreci devam ediyor. Bir aksilik çıkmazsa bu kitaplarımı da yayınlatacağım. Fakat yeni kitaplar her ne kadar aynı evrende geçse de farklı bir zaman diliminde yeni bir hikâyeyi anlatacaklar. Bu yüzden Kutsal Ağacın Gardiyanı bu serinin ikinci ve son kitabıdır.
Okurlardan gelen yorumlar nasıl? Seri sevildi mi?
Gelen yorumlar kitapların akıcı ve keyif verici olduğu yönünde. Şu ana kadar olumsuz yorum almadım. Okurlarımın kitaplardan keyif alması beni de mutlu edilmekte. Evet seri sevildi diyebiliriz.

Yeni kitap çalışmanız var mı? Bundan sonra okurlarınızı neler bekliyor?
Evet, yeni kitap çalışmalarım devam etmekte. Önümüzdeki süreçte yazmayı planladığım beş kitabımın taslakları neredeyse hazır. Artık bunları taslak olmaktan çıkartıp kitap haline getirmek için uğraşıyorum. Bir aksilik çıkmazsa her bir ya da iki yıl içerisinde yeni kitap çıkarmayı düşünüyorum. Bundan sonraki kitabımda insanlar ve vahşi orkların hikayelerini anlatacağım. Farklı bir zaman diliminde geçeceği için ilk iki kitabımın nispeten devamı niteliğinde olmayacak. Yeni çıkacak kitapların hikayelerinin daha keyifli olduğunu düşünüyorum.
Sizin okuduğunuz, kendinize örnek aldığınız yazarlar var mıdır?
Saygı duyduğum, hayranlık beslediğim birçok yazar var. Sabahattin Ali’nin akıcı Türkçe’sini, Victor Hugo’nun zorlu geçen süreçleri betimlemesini, J.R.R Tolkien’in olağanüstü hayal gücünü, Richard Knaak’ın sürükleyici anlatımını, İlber Ortaylı’nın dehasını her zaman örnek almışımdır. Daha birçok yazar da var elbette fakat benim üzerimde en büyük etkisi olan yazarlar bunlar.
Bu keyifli sohbet için teşekkür ederim. Son olarak neler söylemek istersiniz?
Ben teşekkür ederim. Bu yazıyı okuyanların ufak tefek dertlere kafalarını yormamalarını bu kısacık hayattan olabildiğince keyif almaya çalışmalarını istiyorum. Yoksullukların, dertlerin, savaşların, orman yangınlarının, depremlerin, yuvasız kalan kedilerin olmadığı güzel bir dünyada hep beraber kardeşçe yaşamayı umut ederek herkese iyi günler diliyorum.