GÜNEY GÜNEYAN'ın röportajı için tıklayınız...

Greenart Yapım’ın sahibi Vahdet Erdoğan, Türk sinemasına katkılarını, yapımcılık anlayışını ve yeni filmi “Nasipse Olur 2”nin perde arkasını anlattı. “Başarı, gişe, seyirci ve kalıcılığın birleşimidir” diyor.

Türk sinemasının önemli yapımcılarından Vahdet Erdoğan, Greenart Yapım’ın sahibi olarak sektördeki başarılı projelere imza atan bir isim. Hem yaratıcı hem de vizyoner bakış açısıyla sinemaya katkı sağlayan Erdoğan, “Nasipse Olur” gibi büyük gişe başarıları yakalayarak adını geniş kitlelere duyurdu. Bu röportajda projelerine, sinemaya olan tutkusuna, yapımcılık anlayışına ve “Nasipse Olur 2”nin perde arkasına dair samimi açıklamalarda bulundu.

5-71

2002 yılında yola çıktığınızda hedefleriniz nelerdi?

2002 yılında kurulduğumuzda hedeflerimiz arasında sinema sektörü de vardı. 2019 yılına kadar ajans, organizasyon ve araştırma alanlarında Türkiye’nin sayılı işlerine imza attık. 2012’de başlattığımız kısa film yarışmaları ise aslında sektöre girişimiz oldu. Uluslararası düzenlediğimiz bu yarışma bize hem dünyadan hem Türkiye’den birçok kişiyle çalışma imkânı sağladı. Bu süreç, vizyonumuzu geliştirmemize ve sektörü daha yakından tanımamıza da yardımcı oldu. Diğer taraftan yazmak benim için çocukluktan beri süregelen bir tutku. Hikâye anlatmak, insanlara farklı dünyalar gösterebilmek hep içimde vardı. Bugün yaptığımız birçok film ve dizide kendi hikâyelerim bulunuyor, bu da benim için ayrı bir gurur kaynağı.

Bir yapımcı olarak bir filme imza atarken en çok neye dikkat ediyorsunuz? Senaryo mu, oyuncu kadrosu mu, yoksa seyirci beklentisi mi?

Aslında sorunun içinde cevabı da mevcut. Çünkü saydığınız tüm unsurların bir arada olması gerekiyor. Ben hikâyeleri kaleme alırken, seyircinin kendinden bir şey bulabileceği karakterler oluşturmaya özen gösteriyorum. “Aa bu ben, bu babam, bu annem, bu arkadaşım, bu lisede tanıdığım Murat” diyebilecekleri karakterler yaratmaya çalışıyorum. Eğer ortada bir başarı varsa, bu insanların kendilerinden bir parça bulmasından kaynaklanıyor. Bu benim bakış açım; elbette her yapımcının, her senaristin yaklaşımı farklı olabilir. Ayrıca sadece senaryo veya oyuncu seçimi değil, projenin teknik kalitesi, görsel dili ve müzikleri de bir filmi bambaşka bir noktaya taşıyabiliyor.

Türkiye’de yapımcılık yapmak sizce hangi açıdan en zorlayıcı?

Her işin zorluğu var. Dikkat etmeniz gereken pek çok unsur bulunuyor. İnsanlara örnek olabilecek işler üretiyorsanız, yazdıklarınıza ve yaptıklarınıza daha da dikkat etmeniz gerekiyor. Eminim yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde bu iş en zor mesleklerden biri. Ama ben işimi çok severek, keyif alarak yapıyorum. Türkiye’de ayrıca ekonomik koşullar, sektörün iniş çıkışları, teknolojik imkânların kısıtlılığı gibi durumlar da yapımcıları zorlayabiliyor. Ancak bu zorlukların üstesinden gelmek, ortaya çıkan işin değerini daha da artırıyor.

Başarı sizin için ne ifade ediyor? Gişe rakamları mı, seyirciden gelen tepkiler mi, yoksa kalıcı bir iz bırakmak mı?

Başarıyla beslenen bir kişiliğim. Sorunun içindeki tüm etkenler bir araya gelmeli ki gerçek başarı ortaya çıksın. Gişe, seyirci tepkisi ve kalıcılık… Bunların hepsi başarının olmazsa olmazları. Bir araya geldiklerinde başarı kaçınılmaz oluyor. Benim için en değerlisi ise yıllar sonra bile hatırlanacak projelere imza atabilmek. İnsanların bir filmden çıktığında yalnızca gülmesi ya da ağlaması değil, o hikâyeyi yıllar sonra da konuşması başarıyı kalıcı kılıyor.

İlk “Nasipse Olur” filmi büyük ilgi görmüştü. Sizce bu başarının arkasındaki en önemli etken neydi?

“Nasipse Olur” gerçekten çok özel bir iş. Diğer projelerimiz de öyle tabii ama onun yeri bende hep farklıdır. Başarının arkasında birçok etken var fakat en önemlisi Yeşilçam tarzında bir iş yapmaya çalışmamız ve bunu doğru şekilde yansıtmamız oldu. Çok iyi bir gişe başarısına doğru giderken pandemi nedeniyle sinemaların kapanması büyük bir şanssızlıktı. Ancak bu, filmin dijital platformlarda ve televizyonlarda ulaştığı büyük başarıyla telafi edildi. Mesela 9.2 reyting ortalamasına ulaşan başka film olmadı. Bu bizim için çok büyük bir mutluluktu. Ayrıca filmin sıcak ve samimi dili, izleyicinin hayatına dokunması da bu başarıda önemli bir rol oynadı.

Devam filmi “Nasipse Olur 2” fikri nasıl ortaya çıktı? Seyirciden gelen talepler mi, sizin motivasyonunuz mu belirleyici oldu?

Seyircimizin talebi çok önemli bir etkendi. Filmin ikincisini yapacağımızı açıkladığımız günden bu yana gelen tepkiler hem mutluluk hem de heyecan verici oldu. Bu ilgi, hem beni hem teknik ekibimizi hem de oyuncularımızı çok mutlu ediyor. Ayrıca bizim için de bir meydan okuma oldu; çünkü ikinci filmle ilk filmin bıraktığı etkiyi devam ettirmek ve üzerine koymak zorundaydık.

İlk filmle ikinci film arasında ne gibi farklılıklar var? Hikâyeyi devam ettirirken nelere dikkat ettiniz?

Aslında hikâyenin devamını çekiyoruz. İnsanların sevdiği, kendilerini bulduğu o dokuya zarar vermeden ilerlemeye çalışıyoruz. Elbette devam filmi olması çıtayı daha da yükseltmeyi gerektiriyor. Biz de bunu başardığımızı düşünüyoruz. Yeni filmde karakterlerin gelişimine de önem verdik. İzleyici, onların bir önceki filmden sonra hayatlarının nasıl şekillendiğini görebilecek. Bu da hikâyeye daha gerçekçi bir boyut katıyor.

Kadro seçiminde nelere önem verdiniz? İlk filmdeki oyuncuların yeniden projede olması sizin için ne ifade ediyor?

“Nasipse Olur”u “Nasipse Olur” yapan tüm oyuncularımız kadroda yer almaya devam ediyor. Bunun yanında yeni katılan isimler de var. Sürprizi bozmak istemiyorum ama çok güzel bir film seyircimizi bekliyor. Daha fazlası spoiler olur. (Gülüyor) Oyuncularımızın projeye olan bağlılığı ve samimiyeti de bu filmin en güçlü taraflarından biri.

“Nasipse Olur 2” seyirciye nasıl bir duygusal veya mizahi yolculuk vaat ediyor?

Bir tür tanımı yapacak olursak, romantik komedi diyebiliriz ama içinde dram da barındırıyor. Hayatın içinden sahnelerle herkes kendinden bir şey bulabilecek. Bu da izleyicinin hikâyeye ortak olmasını sağlıyor. Yani izleyici bir yandan kahkahalarla gülerken, bir yandan da duygusal anlar yaşayacak. Bizim amacımız, hayatta hep var olan iniş çıkışları ekrana taşımak.

Türk yapımlarının yurtdışında gördüğü ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz? “Nasipse Olur 2” için uluslararası bir planınız var mı?

Türk yapımları son yıllarda yurtdışında çok büyük başarılara imza attı ve atmaya devam ediyor. Şu anda çekimlerini sürdürdüğümüz “Tut Elimi” adlı dizimiz önce bir kanalda yayınlanacak, ardından yurtdışına açılacak. Türk dizileri ve filmleri sayesinde dünyada Türkçe öğrenen insanların olması beni ayrıca mutlu ediyor. “Nasipse Olur 2” de diğer projelerimiz gibi birçok ülkede izlenecek. Bu da bize yeni kapılar açacak. Daha birçok sürprizimiz var, hepsi yakın gelecekte izleyiciyle buluşacak. Uluslararası pazarlarda Türk sinemasının daha da güçleneceğine inanıyorum.