GİZEM YILDIZ'ın röportajı için tıklayınız...
Henüz yolun başında genç bir oyuncu… Ama ışığı şimdiden parlıyor. “Geleceğe Mektuplar” dizisiyle ekrana adım atan Işıl Elmas, oyunculuğa olan tutkusu, sahnede kendinden tamamen kopuşu ve “Ben bunu yaparım” diyerek hayatla kurduğu bağı bizimle paylaştı. Kamera önünde büründüğü karakterlerle, kamera arkasında neşeli ve hayat dolu kimliğini buluşturan Elmas, oyunculuğun iyileştirici gücünü anlatıyor.

Henüz yeni tanıdığımız bir yüzsünüz. “Geleceğe Mektuplar” dizisiyle birlikte büyük bir çıkış yakaladınız. Öncelikle sormak isterim; oyunculuk serüveniniz nasıl başladı?
Aileden gelen yetimle sanata ilgim olduğunu hep biliyordum ama bu ilginin kağıt kalem, çizim değil, sahneyle ilgili olduğunu fark ettiğimde oyunculuk yolculuğum başladı. Özel eğitimler aldım, almaya da devam ediyorum. Çünkü bu yolculuğun bir sonu olmadığını düşünüyorum. Koçlarla çalışmanın bana daha fazla katkı sağladığına inanıyorum. Oyunculuk serüvenimin nasıl devam edeceğini merakla bekliyorum.
İlk kamera önü deneyiminiz nasıl gerçekleşti?
İlk kez “Geleceğe Mektuplar” dizisiyle set hayatıyla tanıştım. İlk günüm çok rahat geçti. Ekibin enerjisi bana da yansıdı. Yapıp yapamayacağım kaygısını hiç yaşamadım, aksine “Ben bu işi başarabilirim” dedim.
“Geleceğe Mektuplar” yayınlandığı günden bu yana çok konuşulan diziler arasında yer alıyor. Canlandırdığınız karakterden biraz bahseder misiniz?
İzlerken çok derinliği yok gibi görünse de aslında sevgisine yenik düşmüş bir karakter. Ne yaşayacağını 20 yıl sonra öğrenecek ama o anı tamamen aşkıyla, saf duygularıyla yaşıyor. Çok iyi niyetli biri. Hikayesini çok daha derinden incelemeyi ve onu çok daha yakından tanımayı çok isterdim.
Belki de hayatınızın dönüm noktası olacak bir rolle karşılaştınız. Bu dizide nasıl deneyimler kazandınız?
Set çalışanlarından oyunculara kadar çok güzel bir ekiple çalıştım. Bana set hayatını sevdirdiler, birçok deneyim kattılar. 2 bölümde yer aldım ama kısa sürede çok şey öğrendim. Stressiz, keyifli bir süreçti.
Duygusal yoğunluğu güçlü bir diziden bahsediyoruz. Bu karakteri Işıl olarak nasıl tanımlarsınız?
Pelin sorgusuz güveni ve dayatılan mutluluğu benimsemesiyle hayatı seviyor oluşundan bana biraz ters bir karakterdi. Ben hayatta olup bitenleri daha çok sorgularım ama Pelin duygularının peşinden gidiyor.
İlk dizi tecrübeniz “Geleceğe Mektuplar”, ikincisi ise “Selahaddin Eyyubi” olmuş. Tarihi bir dünyada olmak size nasıl hissettirdi?
Sete girdiğimde gerçekten başka bir evrende olduğumu hissettim. Hatta “Birazdan bizi kılıçla saraydan atacaklar” diye düşündüm (gülüyor). Kostümleri giyip kamera karşısına geçtiğimizde tamamen farklı bir dünyaya adım atmış oluyoruz. Günlük konuşma dilimiz bile değişiyor. O dönemi deneyimlemek çok güzeldi.
Zorlandığınız yönler oldu mu?
Dönem işlerinde ast–üst ilişkisi, hiyerarşi dengesi zorlayıcı olabiliyor. Karşında kelle alabilecek bir kral duruyor ama senin ona nedime olarak doğru tavrı sergilemen gerekiyor. Gerçekte yaşadığımız hayat ve hiyerarşi dengesini düşündüğümüzde o tavrı ilk kez deneyimlemek ve dönemin ciddiyetini algılamak ilk etapta zorlayıcı olmuştu.

Genel olarak bir karaktere hazırlanırken nasıl bir süreç izliyorsunuz?
Öncelikle karakterin neler tecrübe ettiğini anlamaya çalışıyorum. Kağıt üstünde yaptığım çalışmayı kamera önüne taşımak daha çok zaman alıyor. Karakteri içselleştirmek istiyorum. Onu anlayabileyim ki sahnede doğal bir şekilde ortaya çıksın.
Sizi ekranda izliyoruz ama kamera arkasında nasıl bir Işıl var?
İyimser, neşeli ve enerjik biriyim. Oynadığım roller şimdiye kadar kişiliğimi çok zorlamadı, dolayısıyla kendimle bağlantı kurabildim. Ama kamera arkasında insanları kendi haline bırakmayı seven, hayat dolu bir Işıl var.
Oyuncu olmasaydınız ne yapmak isterdiniz?
Bu benim için en zor sorulardan biri (gülüyor). İç Mimarlığa hep ilgim vardı ilk Üniversitem iç mekân tasarımı üzerineydi. Anne ve babamdan gelen bir çizim yeteneğimi dekorasyon ve iç mekân tasarımı ile birleştirdiğimde Oyunculuk üzerine yoğunlaşmamış olsaydım İç Mimarlıkla ilgilenmek isterdim.
Hayatla bir kavganız olduğunda sizi ayakta tutan motivasyon cümleniz nedir?
“Ben bunu yaparım.” Benim tek kavgam kendimle, başarısızlığı hiç sevmem o yüzden tek motivasyon cümlemdir. Karar verdim mi, engel mi çıktı fark etmez ben bunu yaparım.
Kendinize en çok hangi konuda güvenirsiniz?
Karar verdiğim her konuda kendime çok güvenirim. Her şeyi çalışarak başarabileceğime güveniyorum. Yeter ki çok isteyeyim, eğer eyleme geçtiysem tüm artı ve eksilerini ölçüp tartmış ve evet bunu başarabilirim demiş ve kendime güvenmişimdir.
Bir karaktere büründüğünüzde kendinizden ne kadar uzaklaşırsınız?
Çok uzaklaşırım. “Kestik” denilene kadar sanki Işıl hiç olmamış gibi olurum. Her “Kestik” duyuşumda ve Işıl’a geri döndüğüm her anda bu ayrımın karakterimdeki değişimine çok şaşırıyorum.
Bir karakter sizde kalıcı bir iz bıraktı mı?
Pelin diyebilirim. Çocukluğumdan beri Pelin Karahan’a çok benzetilirim. İlk rolümün onun gençliğini oynamak olması benim için çok anlamlıydı. Çok daha özeldi ve daha çok özenmemi sağladı. Diziyi izlediğimde neden Pelin’i seçtiğimi çok daha iyi anladım.
Sanatın sizi en çok iyileştirdiği anı hatırlıyor musunuz?
Kendi hayatımdan kopup, sahneyi oynadığım an iyileştiğimi hissediyorum. En çok iyileştirdiği an kendi hayatım içinde yaşadığım yoğun stresin “Kayıt”ı duymamla yok olduğunu, “Kestik” ile nasıl soyutlanmış olduğumu pekiştirdim. Kendimi akışa bırakmak ve yeni karakterimle Işıl’ı bir kenara koyarak onunda dinlenmesine ve iyileşmesine izin vermek çok kıymetli.