ERMAN GİYDİREN'in röportajı için tıklayınız...

Genç ve başarılı mimar YÜKSEL KORKMAZ ile meslek yolculuğundan, hem mimari hem de iç mimari projelerinden konuştuk… 12-13 yaşlarında ilk İtalya seyahatinde mimar olmaya karar verdiğini söyleyen Korkmaz; “Mimarlık hayalim küçük yaşlardan beri hep vardı” dedi…

Üst-16

Yüksel Korkmaz’ı biraz daha yakından tanıyabilmek adına kendinizden bahseder misiniz?

27 yaşındayım. 8 yaşımdan beri sanatla uğraşıyorum. Bağlama ve bateri çalıyorum. Ses eğitimleri aldım. Profesyonel Halk dansları eğitimi aldım. 15 yıl dansla uğraştım, 5 yıl devlet dansları sanatçılığı yaptım. Tiyatroyla uğraştım. Bunun dışında yeni yerler keşfetmeyi, gezmeyi, yeni yapılar ve insanlar tanımayı seviyorum.

Mimar olmaya nasıl karar verdiniz? Hayaliniz miydi?

Az önce de bahsettiğim gibi sanatla uğraşmayı seviyordum. Sürekli sanatın içindeydim. Mimarlığı da sanatın bir parçası olarak görüyordum ki baktığımızda da güzel sanatlar içerisinde bir bilim alanı olarak geçiyor. 12-13 yaşlarında ilk İtalya seyahatimde mimar olmaya karar vermiştim. Aslında oyunculuk da hayalimdi. Müzik, tiyatro, dans… Küçüklüğüm hep sanat ortamında geçtiği için oyunculuk ve mimarlık hayalim küçük yaşlardan beri hep vardı.

Mimarlık felsefenizi özetler misiniz? Sizin için mimarlık ne ifade ediyor?

İnsan, hayatında işler çıkmaza girdiğinde veya zorlu koşullarla karşılaştığında hep karmaşık düşüncelere yönelir ve zorluğu zorlukla çözmeye çalışır. Bunun aksine keza mimarlıkta da böyledir, şöyle düşünüyorum ki aslında ‘’mimarlık kolay değil zordur basit ve kolay birbirinden farklı şeylerdir mimarlık kolay değil ama basittir zor olan basit düşünebilmek ve basite indirgeyebilmektir’’ bu mantalite ile hareket ediyorum ve felsefemi bu şekilde özetleyebilirim. Benim için ne ifade ediyor, şöyle diyebilirim buna da; nasıl insanların bir kimlik kartı var ve kişiye özel bilgiler içeriyor aynı şekilde bir ülkeyi tanımak istiyorsanız; gelişmişliğine, kültürüne, eğitimine… dair bilgiler edinmek istiyorsanız o şehrin yapısına baktığınızda bu bilgileri edinebilirsiniz. Yani insanların kimliği gibi ülkelerin şehirlerin kimliği de aslında oradaki yapılardır diyebilirim ben bu gözle bakıyorum ve bana bunu ifade ediyor.

Siz hem mimari, hem de iç mimari projeler tasarlayıp çiziyor ve uygulama yapıyorsunuz. Bütün bu işler için ana prensibiniz nedir?

Ana prensibim şu; ben olsam nasıl bir alanda mutlu olurum ve nasıl bir yerde yaşamak keyifle vakit geçirmek isterim düşüncesi. Kendi hoşuma gitmeyen bir şeyi müşterinin hoşuna gitmesini zorlayamam. Bu şu demek de olmuyor; her insan tabii ki de birbirinden farklıdır, illa benim hoşuma giden şey müşterinin de hoşuna gidecek diye bir durum söz konusu olamaz. Her şeyden önemlisi, karşımdaki müşteriyi dinleyip anlamak. Müşteriyle iletişim kurmak, bağ kurabilmek ve isteklerini karşılayabilmek. Müşteriyi anladıktan sonra ona hitap etmeye başlıyorsunuz zaten. Kendi bilgi ve birikiminizle müşterinin isteklerini harmanlayınca ortaya zaten kaçınılmaz ve tatmin edici bir başarı çıkmış oluyor. Yani ana prensibim anlamak çünkü günümüzde pek çok konuda insanlar sadece sıra bana gelsin diye karşıdakini dinliyor, anlamak için değil. Biz mimarlıkta da her şeyden önemlisi muhatabımızı anlayıp ona göre projelerimizi oluşturuyoruz çünkü her tasarım aslında bizlere bir yaşanmışlığı anlatıyor. Önemli olan bu noktalara dokunabilmek ve o hissiyatı karşı tarafa, içeride bulunan insanlara da geçirebilmek.

Malzeme seçimlerinde nelere dikkat edersiniz?

Şöyle ki burada çok farklı olgu var. Türkiye’de kullandığım malzemeleri yurtdışında yaptığım projelerde, yurtdışındaki yaptıklarımı da Türkiye’de kullanamam. Tabii bu hepsi için geçerli değil çünkü hava koşulları coğrafi etmenler gibi pek çok doğal unsur başta olmak üzere birbirini etkileyen faktörler var. Aynı zamanda müşteri görüşleri de bunda etkili oluyor çünkü bazı insanlar gösterişi ön planda tutar bazıları da gösterişi ikinci üçüncü plana atıp uzun ömürlü olmasını ister. Ayrıca bunlar tabii ki de maddiyata da bağlı olan şeyler. Tüm bu parametreler göz önüne alındığında hem müşterimiz hem mimari alandaki deneylerimizle ortak malzeme seçimlerine yöneliyoruz ama bana sorarsanız evet gösteriş önemlidir ama en önemlisi uzun vadede sıkıntı yaratmadan kişiye yardımcı olabilmektir. Peki, uzun vadede dayanıklılık diyoruz ama o kadar hızlı bir çağda yaşıyoruz ki anlık olarak her şeyin modası değişmiş oluyor, bu durumu da göz ardı edemeyiz. Uzun vadede dayanıklılığı olurken de modası hemen geçmeyecek olan, klasiklerin dışına çıkmış malzemelerle bunu yapmaya özen gösteriyoruz.

3-95

Sizce mimari tasarımın öncelikleri nelerdir?

Bence mimari tasarımın öncelikleri kesinlikle basit düşünebilmek ve basite indirgeyebilmektir. Sonrasında fonksiyon ve işlevsellik gelir.

En çok ne tür projelere imza atıyorsunuz?

Yapı ölçeğinde sorarsak, villa tasarımları ve apartman tasarımları. Tabii ki bunların yanında iç mekan ve dış cephe modellemeleri yani 3d Render işleri de yapıyorum. Fakat yurtdışında öğrendiğim ve beni daha çok cezbeden ayrıca farklılığına daha çok inandığım ve insanların da en çok farklılığa ihtiyaç duyduğunu hissettiğim bir alan olan kaya tasarımlarını uygulamaktan çok daha fazla keyif alıyorum diyebilirim. Bunun eğitimlerini aldığım için uygulamasını da bizzat ben kendim yapıyorum.

Mimari değerler ve yaratıcılık söz konusu olduğunda beslendiğiniz alanlar nelerdir?

Müşterinin bizzat kendisi çünkü her şeyden önemlisi o kişideki yaşanmışlığı anlamak ve bunu mimari olarak dışa vurmak. Aynı zamanda sanatın bir parçası olduğu için sanatın bütününden ve ahenginden etkilenerek bunu yapmak. Bazen bir taslak hazırlamak için bütün gün uğraşıyoruz ama istediğimiz sonucu elde edemediğimiz de oluyor. Akşam okuduğumuz bir kitap veya dinlediğimiz bir müzik veya izlediğimiz bir filmdeki kesitten etkilenerek bir bağ oluşturarak çıkarttığımız tasarımlarda oluyor.

Türkiye’de inşaat sektörü gelişiyor ve ekonomide büyük rol oynuyor. Mimarlık ofislerine yansımaları nelerdir? Türkiye’de ki inşaat sektörünün geldiği noktayı bir mimar olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet, gelişiyor fakat bana kalırsa bu biraz bilinçsiz bir şekilde oluyor yani kapsamlı bir planlama olmadan biraz gelişigüzel oluyor. Sırf kazanç sağladığı için yapmış olmak için yapılıyor. Bu nedenle de son zamanlarda getirdiği kazanç oranları da geçmişe göre çok çok düşmeye başladı. Tabi her şeyin ömrü vadesi olduğu gibi inşaat sektöründe bir ömrü vadesi var ki bu artık yavaş yavaş doyum noktasına gelmeye başladı ama tabii ki de insan var olduğu sürece ihtiyaçları da var olacak ve insan ihtiyaçları devam ettiği sürece sektörde daralmalar küçülmeler olsa da sonuna kadar inşaat sektörü devam edecek diye düşünüyorum.

5-76

Mekân bir marka için temel unsurlardan biri. Mekân konsepti geliştirmede markaların yaklaşımları nasıl? Yenilikçi, açık fikirlere ve tasarımlara açıklar mı?

Daha önceki yıllarda daha çok sık duyardım yurtdışında herhangi bir mimari gelişmeyi uyarlayacak veya geliştirip ilerleterek ülkemize tanıtma fikri olduğunda bunun daha 30 yılı var onun daha 10 yılı var gibi söylemleri. Tabii ki şu an hâlâ var ama geçmişe nazaran bu biraz daha azalmaya başladı çünkü ekonomiye de bağlı olarak sektörde çok fazla maliyet artışları oldu ve insanlar da bir yatırım aracı olarak en basitinden bir ev alacak olduğunda farklı bir şey istiyor artık bir yenilik istiyor. Bu kadar para harcıyorsam buna değsin farklı bir şey olsun istiyor ve bu da nihayetinde insanları daha farklı yenilikçi ve özgün tasarımlara fikirlere yönlendiriyor. İşin açıkçası bu da beni mutlu ediyor zaten buna istinaden de yurtdışında öğrendiğim bu kaya tasarımlarını veya günümüzde birbirinin benzeri olan mimari tasarımları daha da özgün parantez içinde aykırı olacak şekilde tasarımlar yaparak elimden geldiğince ben de buna destek olmaya çalışıyorum. Tabi şunu da diyecek olanlara saygı duyuyorum bu işin bir de ekonomik boyutu var. İstenildiği halde ekonomik nedenlerden dolayı çok fazla yeniliğe gelmek isteyip de gelemeyen yaklaşımlar da var maalesef.

Sohbetiniz için teşekkür ederim. Son olarak neler söylemek istersiniz?

Umarım keyif aldığımız ki benim açımdan öyle oldu, okuyan ve takip edenlerin de keyif aldığı ve bir şeyler öğrendiği bir sohbet olmuştur. Nasıl ki başkasının üzerinde bir kıyafet görüyoruz ama ona yakıştığı gibi bize yakışmıyor tasarım da böyledir. Bir yerde gördüğümüz tasarım sırf orada hoşumuza gitti diye aynısını başka bir yere birebir yapamayız, çünkü her bir yerin mekanın kendi içerisinde bir kimliği var, birbirine bağlı ve birbirinden farklı olan etkenler var. Yurtdışında bulunduğum mimarlıkta yöneticilik yaptığım dönemlerde Türkiye’deki kavramları birebir oraya uygulamadım, uygulayamam da. Şu an buradayım yine yurtdışına pek çok iş yapıyorum oradaki şeyleri de birebir direkt olarak Türkiye’de uygulayamam. Hayal satmayalım evet özgünlükten yenilikten tasarımdan bahsediyoruz ama ülkemizin de kendi içerisinde gerçekleri var. Bunu da dikkate alarak daha realistik ve ayaklarımızı daha sağlam yere basacak şekilde ilerlemiş oluruz. Ayrıca mimarlık bir ana bilim ve sanat dalıdır altında pek çok farklı diğer dalları barındırır. Sosyoloji, psikoloji, sanat gibi pek çok alanda da kendimizi geliştirmeliyiz. Son olarak özgün, farklı, sıra dışı ve doğru tasarımlar için sizler de bizi takip ederek ve bizimle iletişime geçerek bulunduğunuz alanları güzelleştirebilirsiniz diyelim. Saygılar, sevgiler.