Tarih, sahnelerin değiştiği ama oyunun hep aynı kaldığı devasa bir tiyatrodur. İkinci Dünya Savaşı bittiğinde, Sovyetler Birliği namluları indirdi ama daha tehlikeli bir cephe açtı: Zihin operasyonları. Moskova, ABD’yi içten çökertmek için gözünü Hollywood’a dikmiş, sinema yıldızları üzerinden yoğun bir komünizm propagandası başlatmıştı. Bugün insanlığa "iyilik meleği" gibi sunulan UNESCO veya UNHCR (BM Mülteciler Yüksek Komiserliği) gibi küresel kurumlar, aslında o dönemde arka planda çok başka ajandaların taşeronluğunu yapıyordu.
İşte tam bu kaosun ortasında, Sinema Oyuncuları Sendikası’nın başına dindar ve milliyetçi bir aktör geçti: Ronald Reagan.
Siyasi rakipleri onunla "Aptal kovboy", "Figüran", "Palyaço" diyerek alay ediyordu. Ancak Reagan, her seçimde komünist odaklarla kelimenin tam anlamıyla yumruk yumruğa dövüştü. ABD’nin yeni dünya düzeni sinyallerini okuyan bu adam, sendikayı küresel çetelere asla teslim etmedi. Bu cesur duruşu onu önce Kaliforniya Valisi, ardından da Beyaz Saray’ın patronu yaptı. Uğradığı suikast girişimi bile onu durduramadı. Hollywood koridorlarında 40 yıl boyunca komünizmle mücadele ederek kazandığı tecrübe, ona "Sovyet Sosyalist İmparatorluğu’nu çökerten başkan" unvanını kazandırdı. Elbette bu süreçte İngiliz istihbaratı MI6’in perde arkasındaki hassas ve tereyağından kıl çeker gibi yürüttüğü operasyonlar, ABD’nin değirmenine çokça su taşıdı.
Gelelim bugüne... Dünya yine aynı gerilim hattında.
Rusya, Vladimir Putin’in liderliğinde küllerinden doğarak adeta modern bir "Çarlık İmparatorluğu" vizyonuyla dünyayı yeniden tehdit ediyor. Bu hamleye karşılık ABD, küresel strateji tahtasında taşları yeniden oynatıyor. Özellikle 2016 sonrasında Türkiye üzerindeki nüfuz arayışını iki katına çıkaran Washington, "Müttefikiz" maskesi altında Ortadoğu’yu yeniden dizayn ediyor.
Türkiye bugün tam bir ateş çemberinin ortasındadır: Güneyde İsrail, batıda Yunanistan ve Fransa, doğuda ise İran’ın molla rejimi ile Rusya’nın artan gölgesi... İçeride iktisadi bunalımlar ve siyasi krizler baş gösterirken, dışarıda jeopolitik riskler gün geçtikçe tırmanıyor.
Tam da bu kırılgan dönemde, içerideki anayasa tartışmaları ve bölünme senaryoları yeniden alevlendiriliyor. İşte ABD, tam da bu iç tartışmalardan "kendine vazife çıkararak" yeniden sahne alıyor. Küresel güçlerin, çevre bölgelerdeki askeri yığınakları ve bölücü unsurlara verdikleri açık destekle Türkiye’yi büyük bir kıskaca almaya çalıştığı aşikardır.
Gerçek şudur: Küresel güç odakları arasındaki bu Soğuk Savaş kalıcıdır. Türkiye gibi bölgesel aktörler, yapay iç tartışmalarla (özellikle anayasa gündemleriyle) içeriden zayıflatılmak istenmektedir. Bu coğrafyada ayakta kalmanın tek yolu nettir: ABD ve Rusya arasındaki o dar koridorda sıkışıp kalmadan, küresel çetelerin dayatmalarına boyun eğmeyecek milli bir direnç hattı oluşturmak elzemdir.