Dostlar, dünyanın binbir türlü hali var...

Özellikle dünya siyasetini takip ederken; savaştan, barıştan, insanlıktan bahsettiğimiz ve insanlığın özünde olan sevgi ile merhametin yeryüzünde egemen olduğu sorunsuz bir yaşam hayal ettiğimiz anlarda, bir bakıyorsunuz ki işin arka planı çok farklıymış.

Yeryüzü kana doymuyor. Kan üzerinden yapılan pazarlıklar, kirli ittifaklar dünyayı şiddete meyilli bir hale getirdi. Kimler mi yaptı bunu? Sizin sahnede gördüğünüz ama arka planını fark edemediğiniz o odaklar...

Geçenlerde istihbaratçı dostumla gene bir araya geldik.
"Görüyor musun?" dedi, "Şu olanı biteni? Bütün dünyanın gözü önünde adam gitti ne yaptı?"
"Kim?" dedim, "Kim, ne yaptı?"

"Bak dostum," dedi. "Biz ülkeler arası istihbarat ve stratejiyi belirlerken ne yaparız bilir miydin? 'İstihbarat çarkı' (intelligence cycle) adı verilen döngüsel bir süreç ve jeopolitik analiz metotları kullanırız. Bu süreç; ham bilgilerin toplanmasından devlet başkanlarının karar almasını sağlayacak stratejik hamlelere kadar uzanan karmaşık bir operasyonlar bütünüdür. Bu süreçte şu kritik sorulara yanıt aranır:

· 'Hangi ülke bizim için bir tehdit oluşturuyor?'

· 'Kritik bir bölgedeki enerji koridorları nasıl değişecek?'

Bu soruların ardından oyun teorisi, diplomasi (ittifaklar kurma, kınama veya arabuluculuk) ve ekonomik stratejiler (yaptırımlar, ambargolar veya stratejik yatırımlar) devreye girer."

Dostum derin bir nefes alıp devam etti:
"İsrail ile Türkiye arasında yaşanan gelişmeler belliyken, Azerbaycan’la Türkiye’nin arasını açmaya çalışan faaliyetleri gördün değil mi? Büyük çerçeveye bak."
"Yahu kim, ne yaptı?" diye üsteledim.
"En basitini söyleyeyim," dedi. "Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’na denk gelen Güney Kıbrıs ziyareti... İşte sana dünyaya verilen açık bir mesaj! Birileri düğmeye bastı dostum. Azerbaycan ile Türkiye’nin arasını açmaya, hatta Mezopotamya’da Türklerin varlığını pasifize etmeye çalışıyorlar. Ben sana bu Mahmud Abbas'ın kim olduğunu söyleyeyim: Yaser Arafat'ın şüpheli ölümünün ardından, 2008 yılında Filistin halkının tam olarak tanımadığı bir figürken, küresel bir operasyonla devlet başkanı yapılan biri... O dönem FETÖ’nün Zaman gazetesi bu gelişmeyi büyük bir sevinçle 'Bahai Mahmud Abbas Filistin Devlet Başkanı Oldu' başlığıyla duyurmuştu. Yani milyonlarca Müslüman'ın başına, Museviliğe yakın bir inanç olan Bahailiğe mensup bir figür getirdiler ve bu kurguda İsrail büyük rol oynadı."

İstihbaratçı dostumun bu tespiti üzerine ben söze girerek şunları ekledim:
"Bu Bahailik meselesi çok önemli dostum. Benim de fikirlerine değer verdiğim vatansever yazar, kıymetli dostum ve ağabeyim Semih Tufan Gülaltay, ta 1998 yılında yayımladığı 'Fetullah Müslüman mı?' kitabında bu tehlikeye erkenden dikkat çekmişti. O kitapta, terör elebaşı Fetullah’ın dedelerinin İran’ın Şiraz kentinden göç eden Bahai bir aileye dayandığını açıkça yazmıştı. Ben de okudum o kitabı ve bugün bakıyorum da Filistin mücahidi geçinip Azerbaycan’a karşı duranlar bu iç yüzü hiç bilmiyorlar. Bilselerdi, Bahailerin Müslüman olmadığını, peygamber olarak gördükleri Bahaullah’ın yazdığı *'Kitab-ül Akdes'*e inandıklarını anlarlardı. Zaten o terör elebaşı da vaazlarında Kur'an ismi yerine boşuna 'Akdes' kelimesini kullanmıyordu; ona inananlar da bunu Kur'an sanıyordu."

Sözü yeniden kendime alarak sosyal medyadaki diğer büyük iddiaları masaya yatırdım:
"Madem bu küresel ağlardan ve sosyal medyadaki planlardan bahsediyoruz, o halde son dönemde ortaya atılan şu diğer çarpıcı iddiaları da okudun mu? Rusya ve İngiltere ile derin ilişkiler geliştirildiği iddia edilen Hakan Fidan cephesinde garip hareketlilikler var. Sosyal medyada bazı çevrelerin açıkça 'Putin gibi bir lider olacak' ya da 'İngiliz parlamenter sisteminde başbakan yapılacak' şeklinde paylaşımlar yapması, Ankara’da bir şeylerin tezgahlandığı şüphesini doğuruyor."

Analizlerime devam ettim:
"İddialara göre, Türk devletinin kırmızı çizgisi olan 12 mil konusunda Yunan medyasından To Vima'ya tavizler verilerek Avrupa Birliği desteği aranmış. Eğer bu doğruysa, savaş sebebi sayılan bir konuda geri adım atılmış demektir. Dahası var: Geçtiğimiz zirvelerde Putin’in Fidan ile yürürken Rus gazetecilere 'göz kırpması' yabancı ajansların gözünden kaçmadı. Kazan Zirvesi’nde Putin’in Dışişleri Bakanı'na adeta bir devlet başkanı protokolü uygulaması ve kameralara yansıyan o aşırı sevinçli yüz ifadeleri, diplomatik ciddiyetle ne kadar bağdaşıyor? Moskova heyetindeki onca bakan varken sadece bir ismin bu şekilde öne çıkarılması hayatın olağan akışına aykırı değil mi? 15 Temmuz sonrası Erdoğan’a darbeci subayların WhatsApp yazışmalarını Putin’in ilettiği söyleniyor; peki bu yazışmaları Rusya’ya Türkiye’den kim ulaştırdı? Ya rahip Brunson krizi? O kriz günün sonunda en çok kime yaradı? Elbette Putin’e. Bugün bölgede kritik dengelerin oylanacağı günlerin arifesinde, Azerbaycan'la kriz çıkarılması ve Doğu ile Batı arasında adeta danışıklı dövüşü andıran algı operasyonlarının yürütülmesi çok manidar. Baksana dostum, bu iddialar yenilir yutulur gibi değil. Sen istihbaratçısın, bunları kendi metodolojinle analiz edersin; ben sadece bir gazeteci olarak önüme konan parçaları birleştiriyorum..."


Evet dostlar, mesele çok derin. Türkiye üzerinde oynanan oyunların sonu gelmiyor. Tam bu yazıyı kaleme alırken, MİT mensubu merhum Kâşif Kozinoğlu’nun Adli Tıp raporuyla zehirlendiğinin kesin olarak tespit edildiğine dair iddialar yeniden gündeme düşüyor. İşte şimdi adalet terazisi er ya da geç işlemeye başlayacak. Hiçbir şey sonsuza kadar gizli kalmaz.

Ne de olsa... "Bu köprünün altından daha çok sular geçer."

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere.