“Zaman kaybı” genelde çok rahat söylenen bir laf. Ne olduğu pek açıklanmaz, ama herkes ne demek istendiğini anlar. Çalışmıyorsan, üretmiyorsan, sonunda gösterilecek bir şey yoksa… o zaman boşa gitmiştir. Oyunlar da yıllarca bu tanımın en kolay hedefi oldu.

Bir oyun oynarken dışarıdan bakıldığında gerçekten bir şey olmuyormuş gibi durur. Ekran karşısında oturan biri, elinde bir kontrolcü ya da klavye. Ne çıktı var, ne belge, ne kanıt. Saatler geçer ve geriye sadece kapatılmış bir oyun kalır. Bu yüzden oyun, “zaman kaybı” demek için çok elverişli bir alan sunar.

Ama mesele şu: Zamanın değerini yalnızca sonunda kalan şeyle ölçmek, süreci tamamen yok saymak demektir. Oysa oyun, sürecin ta kendisidir. Oynarken insan sürekli karar verir, yanılır, öğrenir, adapte olur. Kaybetmeyi tolere etmeyi, sabretmeyi, bazen de vazgeçmemeyi öğrenir. Bunlar sessiz kazanımlardır; alkış almaz, sertifikaya dönüşmez.

Oyunların öğrettikleri çoğu zaman fark edilmez çünkü klasik öğrenme kalıplarına uymaz. Yabancı dil, ders kitabı gibi gelmez; anlamaya çalışırken öğrenilir. Tarih, ezberlenmez; bağlam kurularak kavranır. İnsan ilişkileri anlatılmaz; yaşanır. Bir takımın içinde başarısız olmak, iletişimin ne kadar kırılgan olduğunu teoriden çok daha net gösterir.

İlginç olan şu: Aynı sürede sosyal medyada kaybolmak çoğu zaman “kafa dağıtmak” olarak görülürken, aktif olarak düşünülen, etkileşime girilen oyunlar hâlâ şüpheli sayılır. Oysa biri pasif bir tüketimdir, diğeri ise sürekli tepki isteyen bir uğraş. Hangisinin gerçekten “boş” olduğu sorusu nadiren sorulur.

Elbette her oyun oynayan bir şey kazanmaz. Her geçirilen saat değerli değildir. Ama bu durum oyunlara özgü de değildir. Bir kitabı anlayarak okumakla, sayfaları boş boş çevirmek arasında nasıl fark varsa; oyun için de aynısı geçerlidir. Sorun araçta değil, kullanım biçimindedir.

“Zaman kaybı” denilen şey çoğu zaman, başkalarına anlatılamayan kazanımların toplamıdır. Gösterilemediği için yok sayılır. Ama insanın bakış açısını, sabrını, merakını şekillendiren şeyler genelde zaten sessizdir.

Belki de mesele şu soruda düğümleniyor:

Bir şey, sadece başkasına kanıtlanabiliyorsa mı değerlidir?

Oyunlar bu soruya rahatsız edici bir cevap verir.

Çünkü bazen en çok vakit alan şeyler, en az görünür olanlardır.