Bazı yolculuklar insana yalnızca mesleğini değil, kendini de yeniden keşfetmeyi öğretir. Zehra Yılmaz da oyunculuğun farklı dünyalarında kendine yeni kapılar açarken, hayatın getirdiklerini kabullenmeyi ve her şeyin kendi zamanında güzelleştiğini öğreniyor. Dondurmam Gaymak: Gapital ile sinemaseverlerle buluşan, Hamal dizisiyle ekran yolculuğunu sürdüren başarılı oyuncuyla; canlandırdığı karakterlerin iç dünyasını, mesleğinde kendini aşma arzusunu, İsmail Gündoğdu ile kurduğu yeni hayatı ve geleceğe dair hayallerini konuştuk. Geçmişteki heyecanını ve cesaretini bugünkü birikimiyle buluşturan Yılmaz, samimi yanıtlarıyla hem oyunculuk serüveninden hem de hayata bakışını değiştiren deneyimlerden söz etti. Çünkü onun için hayaller, ulaşılan duraklardan ibaret değil; insanın kendine inanmaya devam ettiği sürece uzayıp giden bir yolculuk.

Merhaba Zehra Hanım, Dondurmam Gaymak Gapital ile vizyonda seyirci ile buluşuyorsunuz. Yıllar içinde seyircinin belleğinde yer etmiş, yerel kültürü ve samimiyetiyle karşılık bulmuş bir film. Gapital ile böyle bir mirasın devamına katılmak, bir oyuncu olarak size nasıl bir sorumluluk yükledi?
Dondurmam Gaymak, yıllar geçmesine rağmen insanların hafızasında sıcaklığını koruyan çok özel bir film. Böyle bir hikâyenin devamında yer almak benim için hem heyecan verici hem de kıymetliydi. Çünkü seyircinin zaten sevdiği, benimsediği bir dünyanın içine dahil oluyorsunuz. Bunun doğal olarak bir sorumluluğu var. Ama ben bu sorumluluğu bir baskı olarak değil, o samimiyeti koruma isteği olarak gördüm. Bence bu filmin en güzel tarafı, hayatın içinden olması. Biz de o doğallığı kaybetmeden bugünün hikâyesini anlatmaya çalıştık.

Filmde yerel değerleri koruma çabasıyla değişen dünya arasında bir çatışma bulunuyor. Sizce günümüzde insanlar geleneklerini gerçekten korumak mı istiyor, yoksa geleneklerin kendilerine sunduğu aidiyet duygusunu mu kaybetmekten korkuyor?
Bence ikisi birbirinden çok ayrı şeyler değil. İnsan bazen bir geleneğe, o geleneğin kendisinden çok ona hissettirdikleri için bağlı kalıyor. Çünkü gelenek dediğimiz şey biraz da çocukluğumuz, ailemiz, anılarımız ve kendimizi ait hissettiğimiz yer. Ama şuna da inanıyorum: Bir şeyi korumak, onun hiç değişmemesi gerektiği anlamına gelmiyor. Dünya değişirken değerlerimizi de yaşatmanın yeni yollarını bulabiliriz. Önemli olan geçmişe tutunurken bugünü kaçırmamak.
Bir filmin devamı çekildiğinde seyirci, ilk filmde sevdiği duyguyu yeniden yaşamak ister. Ancak yıllar değişir, seyirci değişir, mizah anlayışı değişir. Sizce Gapital bugünün seyircisine ilk filmin döneminden farklı olarak ne söylüyor?
Bence ilk filmin ruhunu korurken bugünün dünyasına da çok güzel dokunuyor. Artık her şey çok hızlı değişiyor. İnsan ilişkileri, alışkanlıklarımız, hayata bakışımız… Ama bazı duygular hiç değişmiyor. Samimiyet, dayanışma, ait olma isteği gibi. Gapital biraz da bize bunları hatırlatıyor. Üstelik bunu öğüt vererek değil, güldürerek yapıyor. Bence bir hikâyenin hem eğlendirip hem de insanı düşündürebilmesi çok değerli.

Zeynep, memleketiyle ve yaşadığı coğrafyayla güçlü bir bağ kuran bir kadın. Günümüzde başarı çoğu zaman bulunduğun yerden uzaklaşmakla ölçülürken, Zeynep'in kendi kökleriyle kurduğu ilişki size ne düşündürüyor?
Ben insanın nereden geldiğini bilmesinin, nereye gideceğini de etkilediğine inanıyorum. Zeynep’in sevdiğim taraflarından biri de bu. Kendi kökleriyle güçlü bir bağı var ve bunu bir engel olarak görmüyor. Bence başarı her zaman bir yerlerden uzaklaşmak demek değil. Bazen olduğun yerde kalıp orada bir şeyleri değiştirebilmek de büyük bir başarıdır. Zeynep’in bu duruşunu çok kıymetli buluyorum, çünkü insanın kendine ve geçmişine sahip çıkması da bir cesarettir.
Filmde yerel üretim ve küçük esnafın mücadelesi önemli bir yer tutuyor. Sizce bugün bir insanın kendi emeğiyle ayakta kalma çabası neden giderek daha büyük bir mücadeleye dönüşüyor? Bu hikâyenin seyircide yalnızca gülümseme değil, bir farkındalık da yaratmasını ister misiniz?
Çünkü artık yalnızca çalışkan olmak, emek vermek ya da işini iyi yapmak her zaman yeterli olmuyor. Özellikle küçük esnafın ve kendi emeğiyle bir şeyler üretmeye çalışan insanların karşısında çok büyük bir rekabet var. Bence filmin en güzel yanlarından biri de bu mücadeleyi mizahın içinde anlatabilmesi. Seyircinin gülmesini elbette isterim ama film bittikten sonra kendi hayatından bir şeyler hatırlaması, belki çevresindeki insanların emeğine başka bir gözle bakması da beni çok mutlu eder.

Seyirci komedi filmlerinde çoğunlukla gülerken oyuncunun o sahneyi ortaya çıkarmak için harcadığı emeği görmez. Doğaçlama, ritim, beden dili ve sahne partneriyle kurulan ilişki düşünüldüğünde, komedinin en zorlayıcı tarafı sizce hangisi?
Bence komedinin en zor tarafı doğal kalabilmek. Çünkü seyirciyi güldürmeye çalıştığınız an bazen o samimiyeti kaybedebiliyorsunuz. Ben bir oyuncu olarak karakterin yaşadığı duruma gerçekten inanması gerektiğini düşünüyorum. Karakter için o an komik değil, son derece gerçek bir durum. Komedi de zaten çoğu zaman oradan çıkıyor. Bir de tabii ritim çok önemli. Karşınızdaki oyuncuyu dinlemek, doğru zamanda tepki vermek ve sahnenin akışına güvenmek gerekiyor. Komedi dışarıdan kolay görünse de çok ince bir dengesi var.

Bir karakterin seyirci tarafından sevilmesiyle oyuncunun o karakteri anlaması her zaman aynı şey olmayabilir. Siz oynadığınız karakterlerin haklı bulmadığınız yanlarını da anlamaya çalışır mısınız?
Kesinlikle. Hatta bence oyunculuğun en sevdiğim taraflarından biri bu. Gerçek hayatta asla yapmayacağım bir şeyi bir karakter neden yapıyor, onu anlamaya çalışmak bana çok heyecan verici geliyor. Çünkü hiçbir insan sadece iyi ya da sadece kötü değil. Hepimizin çelişkileri, zaafları, hataları var. Bir karakteri yargılamaya başladığınız anda onu gerçekten anlamaktan uzaklaşıyorsunuz. Ben oynadığım karakteri haklı çıkarmaya değil, onun kendi içindeki haklılığını bulmaya çalışıyorum. Seyircinin onu sevip sevmemesi başka bir mesele ama benim önce ona inanmam gerekiyor.
Hamal dizisiyle televizyon ekranlarına geri dönüyorsunuz. Oktay Kaynarca, Fahriye Evcen ve Caner Cindoruk gibi deneyimli oyuncuların yer aldığı bir kadroda bulunmak sizin için nasıl bir çalışma deneyimi sunuyor?
Ben oyunculuğun sürekli öğrenmeye açık bir meslek olduğunu düşünüyorum. Ne kadar deneyim kazanırsanız kazanın, her yeni setin ve birlikte çalıştığınız her oyuncunun size kattığı başka bir şey oluyor. Böyle güçlü isimlerle aynı projede yer almak benim için hem heyecan verici hem de motive edici. İyi oyuncularla çalışmanın insanı da geliştirdiğine inanıyorum. Yeni bir hikâyenin parçası olmak, farklı karakterlerle ve oyuncularla bir araya gelmek mesleğimin en sevdiğim taraflarından biri.

Kariyerinizde farklı türlerde yapımlarda yer aldınız. Hamal dizisinde oynayacağınız karakter sizden duygusal, fiziksel ya da psikolojik açıdan bugüne kadar alışık olmadığınız bir hazırlık gerektiriyor mu? Nasıl bir karakter ile sizi izleyeceğiz?
Benim için bir karakteri canlandırmanın en heyecan verici tarafı, onun görünenin arkasındaki dünyasını keşfetmek. Bir insanın neden öyle davrandığını, nelerden korktuğunu, neyi sakladığını anlamaya çalışıyorum. Bu projede de karakterimin duygusal dünyasına odaklanıyorum. Seyircinin ilk bakışta gördüğünden daha fazlasını zamanla keşfedebileceği karakterleri seviyorum. Çok fazla ipucu vermek istemem ama benim için de yeni şeyler deneyimleyebileceğim, heyecan duyduğum bir süreç.
Hamal, suçluluk, geçmişle hesaplaşma ve insanların taşıdığı görünmez yükler üzerine kurulu bir hikâye. Sizce insanın geçmişinden kaçması mı daha zordur, yoksa geçmişiyle yüzleştiğinde değişmek zorunda kalması mı?
Bence insanın geçmişinden gerçekten kaçabilmesi mümkün değil. Üzerini örtebilir, görmezden gelebilir ama bir şekilde hayatının başka bir yerinde karşısına çıkar. Asıl zor olan yüzleşmek. Çünkü yüzleşmek bazen kendinle ilgili inanmak istemediğin şeyleri de kabul etmeyi gerektiriyor. Ama ben değişmenin de tam orada başladığını düşünüyorum. İnsan geçmişini değiştiremez ama geçmişinin geleceğini nasıl etkileyeceğine karar verebilir. Bence asıl cesaret de bu
Hayatınızda yeni bir sayfa açtınız. İsmail Gündoğdu ile hayatlarınızı birleştirdiniz. İnsan hayatında böyle önemli bir değişim yaşadığında, kendisine ve geleceğine ilişkin öncelikleri de yeniden değerlendirebiliyor. Sizin hayatınızda ne gibi değişimler oldu?
Evlilik benim için hayatı paylaşmanın çok güzel bir hali. Elbette insanın hayatında bazı şeyler değişiyor ama ben evliliğin insanı değiştirmekten çok, kendisini başka yönleriyle tanımasına vesile olduğunu düşünüyorum. Artık sadece kendi hayallerim değil, birlikte kurduğumuz hayaller de var. Birlikte karar vermek, birbirinin mutluluğunu önemsemek, hayatın güzel olduğu kadar zor taraflarında da yan yana durabilmek çok kıymetli. Kendimi daha huzurlu ve hayatımın bu dönemine karşı daha heyecanlı hissediyorum.
Eşiniz ile aynı sektörün içinde olmak evlilik hayatını daha mı kolaylaştırıyor yoksa zorlaştığı noktalar da oluyor mu?
Bence aynı sektörde olmanın en güzel tarafı birbirinizi daha kolay anlayabilmeniz. Çünkü bizim mesleğimizin çalışma saatleri, temposu ve belirsizlikleri bazen dışarıdan göründüğünden çok farklı. Birbirimizin yaşadığı heyecanı, stresi ya da yorgunluğu anlayabilmek büyük bir avantaj. Tabii ki her meslekte olduğu gibi bizim de yoğun dönemlerimiz olabilir. Ama ben bunun bir zorluktan çok, doğru iletişim kurulduğunda ilişkiyi güçlendiren bir tarafı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta önemli olan aynı işi yapmak değil, birbirinin hayatına ve hayallerine saygı duymak.
Bugün hem hayatınızda yeni bir sayfa açtığınız hem de mesleki yolculuğunuzda yeni hedeflere doğru ilerlediğiniz bir dönemdesiniz. Sahip olduğunuz hayatı kurarken geride bıraktığınız Zehra'yı düşündüğünüzde, onun sizden beklediği ama henüz gerçekleştiremediğiniz bir hayaliniz var mı?
Elbette var. Hatta bence insanın hayallerinin hiç bitmemesi gerekiyor. Geçmişteki Zehra’ya baktığımda onun cesaretini, heyecanını ve bazen de sabırsızlığını görüyorum. Bugün birçok hayalimi gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum ama hâlâ yapmak istediğim çok şey var. Özellikle oyunculukta kendimi daha önce hiç denemediğim karakterlerin içinde görmek, sınırlarımı zorlamak istiyorum. Ama yıllar içinde öğrendiğim bir şey var: Her şeyin bir zamanı var. Eskiden bazı şeylerin hemen olmasını isterdim, şimdi yolculuğun kendisinden de keyif almayı öğreniyorum. Sanırım geçmişteki Zehra’nın benden en çok isteyeceği şey de bu olurdu; ne olursa olsun hayal kurmaktan ve cesaret etmekten vazgeçmemem.