Üniversite adaylarını kuşatan tercih çıkmazı, eğitim politikalarının ciddi sorunlarını da bünyesinde taşımaktadır. Bu problemi dijitalleşmenin sonucu olarak görmek sorunu anlamamak demektir. Doktoralı gençler asgari ücretle iş ararken inşaat, mobilya, imalat sektörlerinde yabancı uyruklular 3-4 asgari ücretle çalıştırılıyorsa yönetim ve planlama problemi de vardır. Her evin ihtiyaç duyduğu sektörler, genellikle orta yaş üzerindekilerin sırtındadır. Öte yandan diplomalı işsizler ordusu hayatın parçası olan sektörleri anmak dahi istemezken modern hammallık, motosikletli kuryelikte yarışıyorlar.

İşsizlik hemen her ülkede ciddi sorun olduğu halde sosyal ve ekonomik politikalarla çözüm yolları geliştirilmektedir. Fakat bizde ne okuyan ne de çalışan “ev gençleri” ordusu gittikçe artmakta ve olağanlaşmaktadır. Henüz farkedilmeyen çok daha endişeyi mucip bir gerçek ise fen bilimlerine ilgisizliktir.

Üniversite giriş sisteminde sayısal ve sözel olarak adlandırılan alan, fen ve beşeri/sosyal bilimler demektedir. Bir dönem üniversitenin adı “Dârü’l-Fünûn” olup matematik, fizik, kimya, biyoloji gibi disiplinler bu çatı altında toplanmıştı. Klasik medrese müfredatında da bu alanlarda dersler bulunmaktaydı. Müspet/doğa/pozitif bilimler olarak bu dallardaki başarılı eğitim, aynı zamanda sanayi, teknoloji, mühendislik nihayet dijital sektörlerin alt yapısını oluşturmaktadır. Son derece vahim sorun ise üniversite tercihlerinde bu alanlara ancak açıkta kalmamak için müracaat edilmesidir. İnşaat Mühendisleri Odası, sıfır sayısal net ile mühendislik fakültesine gelinebilmesine isyan etmektedir.

Önceki neslin ilkokul mezunlarının matematik bilgisi, günümüz lise mezunlarının önemli bir kısmında bulunmadığı acı bir gerçektir. Tatilde kitap okuma yasağını müjde olarak duyurmanın, sınıfta kalmayı/sınavlarda başarısız not almayı unutturmanın sonucu başka türlü olamaz. Bu süreçte velilerin de ciddi sorumluluğu olup onların eğitimi de “Milli Eğitim”in görevidir.

ABD’deki bir araştırmaya göre mezunlarının en fazla pişman oldukları bölümler gazeteciklik, sosyoloji, güzel sanatlar, iletişim, eğitim, pazarlama, tıp asistanlığı, kamu yönetimi…. olarak sıralanmıştır. Araştırma sorusu mezuniyetten sonraki pişmanlık derecesi olup işsiz kalma değildir. Tercih aşamasında ekranlarda gördüğü gazeteciye veya sanatçıya heveslenerek bölümü seçmesine karşın günlük hayatta bunun karşılığının olmadığı farkedilmiştir.

Bizdeki araştırmanın sorusu ise mezuniyet sonrası iş bulabilme süresidir. Buna göre iş bulmak için en uzun süre beklenen alanlar: Hukuk, maliye, kamu yönetimi, gazetecilik, sosyoloji, gemi makinaları işletme mühendisliği, arkeoloji, felsefe, ilahiyat, sosyal yardım, güzel sanatlar…

Her iki listede sosyal bilimlerin çoğunluğu, bu alanlarda laboratuvar, teknopark gibi masraflı yatırımlara ihtiyaç duyulmadan diploma verilebilmesidir. Her şehre üniversite programında belirtilen alanlarda bölüm açmak daha kolaydır. “Benim çocuğum da üniversite mezunu olsun” hevesine karşılık açılan programlar sadece diploma verebilmektedir. Piyasa gerekli elemanı bulamazken işsizler ordusu diplomalılaştırılmaktadır. Bir müteahhidin tespitiyle “inşaat mühendisine verdiği ücretin üç katını işçiye/ustaya vermesi” eğitim ve müfredat yanında medya sektörünün de sorumluluk alanına girmektedir.

Uyuşturucu gibi toplumu bağlayan dizilerdeki villalar, şirketler, yöneticiler, lüks araçlar halkı ve yeni nesli daha tatminkar ve huzur sebebi olabilecek, kişilik ve istidadının doğal sonucu olarak mutluluk yolunu açacak el zanaatlarına küstürmektedir. Önceki nesilde sanat okullarına sınavla girilir, kazananların “sanat altın bileziktir” havasından geçilmezdi. Gerçekten de mezunlarının çoğu üniversite diplomalılarına göre daha müreffeh ve mutlu düzen kurabildiler.

İki listedekilerle alakalı daha fazla analiz gerekli olduğu halde ilginç olan bir husus, hukuk fakültesi mezunlarının hazin durumudur. Köklü hukuk fakülteleri yakın tarihe kadar bin civarında öğrenci almakta, dersler konferans halinde verilmekteydi. Günümüzde bu kontenjanlar 200-250 civarına düşürülmüştür. Halbuki verimli bir ders en fazla 30-40 öğrenciyle yapılabilmektedir. Pedagojik olarak başarısızlığı ispatlanmış iki dönem boyunca, sadece iki sınavla, devam zorunluluğunu bir şekilde aşarak, tartışamaya, müzakereye girmeden, fakülte binası çevresindeki fotokopicilerde çoğaltılan Zeyneb’in, Esra’nın notlarıyla verilen mezunlardan yetişen avukat, hakim, savcıların başarıları ayrı bir konudur. Diğer asıl sorun bu ülkenin ihtiyacı olan hukukçu sayısı ile açılan kontenjanları arasındaki uçurumdur. Aynı sorun mühendislikler dahil hemen her alanda sözkonusudur. Bununla beraber çoğu teknik ve dijital alandaki sorunun kaynağı, kendi sektörlerimizi atıl bırakarak Çinlilere istihdam oluşturan, alan açan, onların uzmanlaşmasını ve gelişmesini sağlayan ithalat/dış yatırım politikalardır.

İş bulamama listesinde ilahiyatçıların da bulunması şaşırtıcı geldi. Yıllardır en fazla öğretmen kadrosu, din bilgisi alanında açılmaktadır. Öte yandan diplomasi dahil hemen her alanda ilahiyatçılar görülmektedir. Her üniversitede bu fakültelerin açılması da sorunun sebeplerindendir. Temel görevi Müslümanların din adamı ihtiyacını karşılamak olduğu halde, kilise üniversitelerinden aldığı derslerle İslamın temel akidelerini inkâr eden profesörlerin tahribatı ayrı bir konudur.

Bu listelerede maliye, kamu yönetimi, gazetecilik, sosyoloji, felsefe gibi alanlara yakın olan kendi alanım “uluslararası ilişkiler”in bulunmaması, ilginç gelebilir. Uluslararası ilişkiler programlarında ağırlıklı olarak yabancı dil dersleri önemli avantaj sağlamaktadır. Maliye veya iktisat mezunları boşta kaldığı halde mezunlarımın çoğunun bankacılık ve ticaret şirketlerinde hatta mezun olmadan iş bulabilmelerinde yabancı dil konusu önemli rol oynamaktadır. Derslere, tartışmalara katma, eleştirel ve analitik düşünce aşılama konusundaki gerekli hassasiyetim ayrı bir konudur.

Beşeri ve doğa bilimleri arasındaki rekâbet veya diğerini dışlama tartışmaları asırlardan beri yaşanmaktadır. İyi bir sosyoloji veya kamu yönetimi eğitimi sayesinde ulaşım, konut veya enerji sorunları çözülemez. Sayısal ve teknik alanlarda da uzmanlık elbette teşvik edilmeli, desteklenmelidir. Bununla beraber mesela Sovyetler Birliği’nin bir çöküş sebebi de sosyal bilimlerdeki yetersizlik, ideolojik körlüktür. Üniversite tercihlerinin yapıldığı bugünlerde sorunları, eğitimin kalitesi, toplumun ihtiyacı, mezunların istihdamı gibi konuları da dikkate alarak gerçekçi plan ve programların yapılmasına şiddetle ihtiyaç duyulmaktadır.