Değerli okurlarım, bu hafta Türkiye’nin gündemine oturan bir iki meseleyi konu edip bu konular hakkındaki görüşlerimizi dile getireceğiz. İnşallah.

Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de cemaatlerin var olduğu bilinmektedir.

Cemaatler olması gerekir mi? Olmazsa ne olur? gibi sorular aklımıza gelebilir.

Bu sorulara herkes kendi konumuna göre cevap verebilir.

Ama bilinen bir gerçek vardır ki o da şudur: Cemaatler, her nerede olursa olsun bir boşluğu doldurur ve o cemaate intisap edeni mutlu eder. Bundan dolayıdır ki insanları bu cemaatlerden alıkoymak mümkün değildir.

Osmanlı, bunun farkına vardığından dolayı cemaatleri önemsemiş, onlara görev vermiş, âdeta bugünkü gibi kamu hizmeti görmelerini sağlamış, onları insanlığın lehinde kullanma yöntemine gitmiştir.

Osmanlı’da tekke ve zaviyeler adı altında bu işler yürütülmüştür.

Neydi tekke ve zaviyelerin esas görevi? Evin haylaz çocuğunu alıp belirli bir eğitimden geçirerek onu çevresine, anasına, babasına, dolayısıyla vatanına faydalı bir vatandaş hâline getirmek.

Ve bu böyle oluyordu. Haylaz (içi kumar, fuhuş vs. alışkanlıkları olan) bu kişiler topluma kazandırıldıktan sonra devlet tarafından da iş imkânı sağlanıyordu.

Bu yapı daha sonraları işlevini yitirdikten sonra, Cumhuriyet döneminde 1925 yılında kanunla yasaklandıktan sonra insanlar bir arayış içerisine girdiler.

Bu sefer kurumsal olan yapılar daha tecrübesiz ve art niyetli insanların eline geçmeye başladı.

Devlet, denetim ve kontrol noktasında eksik kalınca kendilerine daha çok alan bulan cemaatlerde, “Bir lokma, bir hırka” sloganıyla çıkmış oldukları yolda esas gayelerinden sapmalar oldu.

Normaldir, diyorum. İnsanın olduğu her yerde olumsuzluklar da olur.

Şu anda yapılan da devletin görmüş olduğu bu olumsuzluklara müdahale etmesidir. Ve bu çok tabiidir.

Cemaatin esas görevi, vatanına, milletine iyi bir Müslüman, iyi bir insan yetiştirmektir. Ama bu cemaatler öyle ki bankası olacak, özel okulu olacak, özel üniversitesi olacak, zengin olacak. Şimdilerde etüt yerleri yaygın.

Yetmedi; yurt dışında okullar, işletmeler, ithalat-ihracat şirketleri... Sonunda cemaate mensup insanların koşuşturduğu, cebinden, evinin nafakasından ayırdığı paralardan cemaat değil, sadece üst yöneticilerin birkaçının altınları, yatları, katları... Garibim cemaat ehline de çalışmaya devam. Himmete devam.

Bir kere şunu tespit edelim: Eğitim, devletin görevidir.

Devletin dışında eğitim veren kurumlarda okuyan çocuklar devletçi olmaz; o imkânı ona sağlayanın adamı olur.

Bunları hep gördük. 15 Temmuz’u hatırlayalım.

Şimdi nükseden mesele de aynen FETÖ gibi bir altyapıya sahip ve devletin temeline dinamit koyma gayreti içerisindedirler.

Çünkü saltanatlarına son veriliyor. Bu endişe onlara yeter.

Önemli bir husus da şudur: Vakıf okulları, özellikle vakıf üniversiteleri, bunlar denetleniyor mu? Buralarda okuyan öğrencilerin başarı oranları nedir? Bir kere her şeyden önemlisi, vergi veriyorlar mı? (Kurumlar vergisinden muaf olduklarını biliyorum.)

Dolayısıyla devletimiz önce bu işlere bir çözüm üretecek.

Peki, Diyanet varken neden Müslüman bir cemaat gider? Güzel bir soru değil mi?

Yıllar önce, şimdi rahmetli oldu, bir cuma çıkışında hemen caminin karşısındaki bir arkadaşımızın iş yerinde sohbet ederken, namazı kıldıran ve vaazı da veren müftü yardımcısı da geldi. Çay ikram edildi.

Müftü yardımcısı kardeşimiz şöyle dedi:

“Ya, ben bu insanları anlayamıyorum. Camide beş dakika durmazlar. Hemen çıkarlar. Ama giderler, küçücük bir odada 20 kişi bir arada saatlerce dururlar. Bu nasıl iş?” gibi bir çıkışta bulundu.

Ben de kendisine, “Hocam, bilemiyorum ama siz hiç bu soruyu kendinize sordunuz mu? Neden acaba?” dedim. Cevap alamadım.

“Hocam, ben birkaç şey söyleyeyim mi?” dedim.

“Buyur.” dedi.

“Hocam, siz namaz bitince kafanız önde kimseye bakmazsınız, cemaatin derdi ile dertleşmezsiniz. Borcu var mıdır, evlenecek çocuğu var mıdır, çeyizi hazır mı, hastası ne yapıyor? Şimdiye kadar kaç tane hasta cemaatinizi ziyarete gittiniz? Hiç mahallenizde bir garibana para topladınız mı? Yok.

Sadece camide halılar değişecek, klimalar çok yakıyor, elektrik parası çok geliyor cinsinden para topladığınız cemaatinize ücretsiz bir takvim dahi vermezsiniz.

Daha doğrusu sizler cemaatin gönlüne değil, tabiri caizse cebine girdiniz. Acaba bundan dolayı olmasın?”

Tabii ki bütün bunları yapan duyarlı din adamlarımız vardır. Bunlar istisna. Şahit olduklarım da vardır ve de itibarlıdırlar.

Meramımı genel manada ifade etmek isterim.

Ama cemaatler öyle değil. Soğuk bir kış günü cebinde parası olmayan birisi herhangi bir cemaatin çay ocağına uğrasa bedava çayını içer. Sıkıntılı hâlini gören ona hâl hatır sorar. Evinde yiyeceği yoksa ona yiyecek de verir. Derdi ile dertleşir. Hastasını ziyaret eder. Vs. vs.

Önce eksiklerimizi görelim. Sonra çaresine bakalım.

Ha, bu nasıl olacak? Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlettir. Her konuda yetişkin insanı vardır. Toplum bilimciler, psikologlar, ilahiyatçılar bir araya gelerek bu işlere çözüm üretilebilir. Ve bu bir an öce olmalıdır diye düşünüyorum.

Sürçü lisan ettikse af ola. Selam ve dua ile Allaha emanet olunuz.