Evet, değerli canlar,

Bugün de sıra dışı bir yazı yazmak istedim. Sebebine gelince, bu bir ay içerisinde dört sevdiğim insanı Hakk’ın yolculuğuna uğurlamak oldu.

Büyüklerimizin bir sözü vardır: “Sırası gelen gidiyor.” Bazı büyüklerimiz de beklenmedik ölümler karşısında, “Allah sıralı ölüm nasip etsin.” diye dua ederler.

Her ikisi de güzel sözlerdir; teslimiyetin bir işaretidir.

Tabii ki insanoğlunun ölüme hazırlıklı olması da yaşamış olduğu bu hayatta mümkündür.

Bizler hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Yarın ölecekmişiz gibi bir hazırlığımız yok maalesef.

Oysa ki bu konuda Peygamberimiz, Rehberimiz, Önderimiz Hz. Muhammed Mustafa (SAV) şöyle buyuruyor:

“Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız.”
(Tirmizî, Zühd)

Yine: “Bir saat tefekkür, bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır.”
(Suyûtî, Câmiu’s-Sağîr)

“Ölmeden önce ölünüz.”
(Ölüm gelip çatmadan önce şehvanî ve nefsanî hislerinizi terk etmek suretiyle bir nevi ölünüz.)

(el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ)

Bu konuda başka hadislerin de var olduğu malumunuzdur.

Ölümü düşünen kimse; nefsanî, şeytanî ve dünyevî hırslardan, kibirden, gururdan, ucuptan, mâlâyânî konuşmaktan, dedikodudan ve gıybetten beri olur.

Ölümü düşünmek imanı güçlendirir.

Kişinin hayatta yapmış olduğu işlerin bir muhasebesini yapmasına vesile olur.

Hayır ve hasenat yapmasının yolunu açar.

Hayata olumlu, müspet bakmasına vesile olur.

Kişinin hayatta hiçbir şey bilmediğini, fakat ölümü bildiği hâlde onu hiç göz önünde bulundurmadığını varsayarsak, bu kişi büyük ziyandadır.

Gitmiş olduğumuz bu cenazeler ne oluyor? Bir gün aynı şeyler bizim başımıza da gelecek.

Elbette bize de bir hesap sorulacak. Bu dünyaya niçin gönderildik?

Esas gayemiz ne olmalıdır?

Amacımız ne olmalıdır?

Aracımız ne olmalıdır?

Amacımıza ulaşmak için neyi araç olarak kullanmalıyız diye düşünmemiz gerekir.

Bizler her gün ölüm hâlini tefekkür edersek, yani öldük; bizleri aldılar, yıkadılar, kefenlediler, tabuta koydular, teneşir tahtasının üzerine koydular.

Sevenlerimiz ağlıyor.

Vakit namazı kılındı. Cenaze namazı öncesi helallikler alındı. Cenaze namazı kılındı. Dualar yapıldı.

Daha sonra bizleri mezarlığa getirdiler.

Getirip bizi daha önce açılan kabre koydular (gömdüler).

Evet, bir sevenin sevdiğine hayat boyu yapamayacağı şeyler olmaya başlıyor.

En sevdiğiniz kişiler üzerinize toprak atıyor.

Yasinler okunuyor, dualar yapılıyor.

Neticede herkes dağılıyor. Siz kabirde yalnız, tek başınıza kalıyorsunuz.

Dünyada mal olarak sevdiğiniz şeylerden yanınıza bir şey alamıyorsunuz.

En çok sevdiğiniz eşiniz, çocuklarınız sizinle beraber gelemiyor.

Ve siz kabirde yapayalnız kalıyorsunuz.

İşte esas iş burada başlıyor. Sorgu ve sualden sonra “berzah âlemi”, yani insanın öldükten sonra kıyamete kadar beklediği, dünya ile ahiret arasındaki geçiş ve kabir âlemidir.

İnsanoğlunun burada ne kadar bekleyeceği bilinmemektedir.

Burada beden yoktur; sadece “ruhlar” vardır.

İşte bu âlem nasıl bir âlemdir?

Bu âlemin kişinin cenneti veya cehennemi olması hususunda, kişinin dünyadayken yapmış olduğu ibadetlerin, İslami ve insani işlevlerin önemi büyüktür.

İşte günde iki dakika ölümü düşünmek, insanı nasıl da müspet bir yola girmesine vesile oluyor, değil mi?

Bizim aile kabristanlığımızın bitişiğinde bulunan kabristanlıkta yatan bir kardeşimizin mezar taşında şöyle yazıyor:

“Hayattayken yaşadıklarını sananlar, yaşadıkları hâlde ölü gibidirler.”

Ne kadar anlamlı bir söz, değil mi?

İnsanoğlu için esas âlemin “Bâkî” âlem olduğuna vurgu yapıyor bu yürekli adam.

İnsan, eğer hakiki manada ölümü tefekkür ederse kötülük yapamaz; kendisine yansıyan olumsuz işlere hep olumlu tarafından bakmaya çalışır.

Yine Üstat Necip Fazıl’ın ölüme bakışı da bizlere bir örnek teşkil etmektedir:

“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”

Hz. Ali Efendimizin de güzel bir sözü vardır:

“Ey Allah’ın kulları! Vallahi ölümden kurtuluş yoktur. Önünde durursanız yakalar, kaçarsanız yetişir.”

Ölümü düşünmek insana bir “kasvet” havası vermemeli.

Aksine bir ferahlık vermelidir.

Hülâsa-i kelâm, ölümü tefekkür etmek, ölüm gelip çattığında bizlere kolaylık sağlayacaktır. Gerçeklerden kaçamayız.

Ölüm, ebedî bir hayatın başlangıcıdır.

Bugünkü yazımıza bir şiirimizle veda edelim.

Ölünün Bir Fatiha'dır Senden Dileği

Ölünün bir Fatiha'dır senden dileği,
Sen de esirgeme ölüden bu isteği.
Öleni kabre koyar, döneriz geri,
Bizler deriz: Ölenle ölünmüyor ki.

Bilmez misin, bir an sonra sıra sende,
Belki de aldırış etmeden şu gidende.
Akşam okunur evde Yasin ve Tebâreke,
Ölümdür en güzel nasihat herkese.

Dervişler der ki: Ölümdür, beni diri tutan,
Sen ne zaman uyanacaksın bu uykudan?
Anla, yaşanıyor zaman içinde zaman,
İnsanoğludur zamanla beraber yaşlanan.

Yaşın kemale erdi, hani nerede anan, baban?
Hiç mi düşünmedin ölüm var bunca zaman?
Bilinmez kim, nerede, hangi saat, hangi mekân,
Belki bugün, belki yarından da yakın o an.

Sıdkî aşk ve muhabbetle Allah’a bağlan,
Acır sana O, Rahman ve Rahîm olan.
Bak, ibret al şu kefen ve tabuttan,
Sonra kabre girince olursun pişman.