İnsanlık Bilgiyi Korurken mi İlerliyor, Yoksa Yok Ederek mi?
İnsanlık tarihinin en büyük bilgi devrimlerinden biri yaşanıyor. Yapay zekâ, birkaç yıl öncesine kadar yalnızca bilim kurgu romanlarının konusu iken bugün milyonlarca insanın kullandığı bir teknolojiye dönüştü. Ancak bu devrimin perde arkasında çok az kişinin bildiği rahatsız edici bir hikâye bulunuyor.
2026 yılının Ocak ayında ABD'de görülen bir dava kapsamında gizliliği kaldırılan mahkeme belgeleri, dünyanın en büyük yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'in yürüttüğü "Proje Panama" isimli operasyonu ortaya çıkardı.
Bu proje yalnızca milyonlarca kitabın dijital ortama aktarılmasıyla ilgili değildi. Asıl dikkat çeken nokta, bu kitapların tarandıktan sonra sistematik biçimde imha edilmesiydi. İnsanlık tarihinde ilk kez bilgi korunurken aynı anda fiziksel hafızası da ortadan kaldırılıyordu. Bu olay yalnızca hukukçuların ya da teknoloji uzmanlarının değil, tarihçilerin, kütüphanecilerin, yazarların ve kültürel miras uzmanlarının da tartıştığı küresel bir meseleye dönüştü.
Sessizce Başlayan Operasyon
Mahkeme belgelerine göre Proje Panama 2024 yılının başlarında başlatıldı. Şirket içi belgelerde projenin amacı son derece açık şekilde tanımlanıyordu: "Dünyadaki kitapları yıkıcı yöntemlerle taramak." Belki de bundan daha dikkat çekici olan ise aynı belgelerde çalışanlara yapılan uyarıydı. Projeden dışarıda söz edilmemesi isteniyor, şirket çalışanlarına bu operasyonun gizli tutulması gerektiği hatırlatılıyordu. Bu durum, şirket yöneticilerinin yürüttükleri çalışmanın kamuoyunda nasıl karşılanacağını önceden tahmin ettiklerini düşündürüyor.
Bir Kitabın Son Yolculuğu
Operasyon son derece endüstriyel bir süreç olarak planlandı. İkinci el kitap satıcılarından toplu halde satın alınan eserler özel tesislere gönderiliyordu. Burada önce kitabın sırtı hidrolik kesim makineleriyle tamamen kesiliyor, sayfalar birbirinden ayrılıyor, yüksek hızlı tarayıcılar her yaprağı tek tek dijital ortama aktarıyor, işlem tamamlandıktan sonra ise geriye kalan kâğıt geri dönüşüme gönderiliyordu. Yani kitap artık kitap olmaktan çıkıyor, yalnızca sayısal veriye dönüşüyordu. Altı aylık süreçte yüz binlerce, hatta milyonlarca kitabın bu yöntemle işlendiği planlanmıştı. Bu operasyon için kitap alımları, lojistik hizmetleri ve tarama altyapısına on milyonlarca dolar harcandığı belirtiliyor.
Neden Kitaplar?
Yapay zekâ modellerinin eğitimi için internet verisi tek başına yeterli görülmüyor. İnternet; düzensiz, eksik, hatalı ve çoğu zaman güvenilir olmayan bilgiler içeriyor. Kitaplarsa tam tersine editörlerden geçmiş, mantıksal bütünlüğe sahip, dil açısından daha kaliteli kaynaklar olarak değerlendiriliyor. Şirket yöneticilerine göre kitaplar, büyük dil modellerine yalnızca bilgi değil; düşünme biçimi, anlatım düzeni ve muhakeme yeteneği kazandıran en değerli eğitim materyalleri arasında yer alıyor. Bu nedenle milyonlarca kitabın satın alınması, aslında yapay zekâ yarışında stratejik bir yatırım olarak görülüyordu.
Google Books ile Proje Panama Arasındaki Büyük Fark
Projenin dikkat çeken isimlerinden biri Tom Turvey'di. Turvey daha önce Google Books projesinde çalışmış deneyimli bir yöneticiydi. Ancak iki proje arasındaki yaklaşım tamamen farklıydı. Google Books'un temel amacı kitapları koruyarak dijitalleştirmekti. Fiziksel eserler yaşamaya devam ediyor, araştırmacılar bunlara erişebiliyordu.
Proje Panama ise kitabı yalnızca dijital veriye dönüştürüyor, fiziksel varlığını tamamen ortadan kaldırıyordu. İki yaklaşım arasındaki fark aslında teknoloji ile kültürel miras arasındaki bakış açısını da ortaya koyuyor. Birinde koruma öncelikliydi. Diğerinde ise veri üretimi.
Korsan Kütüphanelerden Yasal Satın Almaya
Mahkeme kayıtlarında dikkat çeken başka bir ayrıntı daha bulunuyordu. Anthropic'in kurucu ortaklarından Ben Mann'ın daha önce LibGen ve Books3 gibi korsan dijital arşivlerden milyonlarca kitabı indirdiği ortaya çıktı. Daha sonra şirket bu yöntemin hukuki risklerini fark ederek farklı bir strateji geliştirdi. Bu kez kitaplar satın alınıyor, ardından taranıyor ve fiziksel nüshaları yok ediliyordu. Şirket açısından bu yöntem daha güvenli kabul ediliyordu. Ancak etik tartışmaların başlamasını engelleyemedi.
Hukuk Ne Diyor?
Bartz v. Anthropic davasında Yargıç William Alsup önemli bir karar verdi. Satın alınmış fiziksel kitapların dijital ortama aktarılmasını "adil kullanım" kapsamında değerlendirdi. Kararın temel mantığı şuydu: Bir kişi satın aldığı fiziksel kitabı dijital kopyaya dönüştürebilir. Bu bir format değişikliğidir. Ancak aynı mahkeme korsan arşivlerden elde edilen milyonlarca kitabı tamamen farklı değerlendirdi. Bu içeriklerin yasa dışı olduğu belirtildi. Davanın sonunda milyarlarca dolarlık tazminat ve uzlaşma süreçleri gündeme geldi. Karar, yapay zekâ sektörünün geleceğini etkileyecek emsal davalardan biri olarak kabul ediliyor.
Asıl Tartışma Hukuk Değil
Belki de en önemli soru hukuki değildir. Bir kitabın dijital kopyasının bulunması, fiziksel kitabın yok edilmesini meşru kılar mı? Bir kitabı kitap yapan yalnızca içindeki kelimeler değildir. Kâğıdın dokusu...Cildi...Baskı kalitesi...Basıldığı dönem...Sahibinin aldığı notlar...Kütüphane damgaları...Zamanın bıraktığı izler...Bütün bunlar o kitabın tarihinin bir parçasıdır. Bir kitabı tarayıp imha ettiğinizde yalnızca metni korursunuz. Kitabın kimliğini ise geri dönülmez biçimde kaybedersiniz.
Kolektif Hafızanın Dönüşümü
Tarih boyunca uygarlıklar bilgilerini taş tabletlere, papirüslere, parşömenlere ve kitaplara emanet etti. Bugün ise bilgi giderek veri merkezlerinde saklanıyor. Kolektif hafızamız ilk kez fiziksel nesnelerden çok dijital sunucular üzerinde yaşamaya başladı. Bu dönüşüm önemli avantajlar sağlıyor. Bilgiye erişim kolaylaşıyor. Arama yapılabiliyor. Yedeklenebiliyor. Fakat aynı zamanda yeni riskler de ortaya çıkıyor. Bir sunucu kapanabilir. Bir şirket iflas edebilir. Dosya biçimleri değişebilir. Erişim engellenebilir. Oysa iyi korunmuş bir kitap, yüzyıllar boyunca hiçbir teknolojiye ihtiyaç duymadan yaşamaya devam edebilir. İşte bu nedenle birçok tarihçi ve kütüphaneci dijitalleşmenin fiziksel eserlerin yerine geçemeyeceğini savunuyor.
Bugün Başlayan Bir Eğilim
Mahkeme belgeleri, Proje Panama'nın tek örnek olmadığını da gösteriyor. Yapay zekâ şirketlerinin büyük bölümü artık benzer yöntemlerle kitap temin ediyor. Bazı aracı firmalar milyonlarca kitabı toplu halde satın alıyor ve müşterilerinin kimliklerini gizli tutuyor. Böylece hangi şirketin hangi kitapları kullandığı kamuoyu tarafından bilinmiyor. Bu durum, yapay zekâ sektöründe kitapların yeni bir hammaddeye dönüştüğünü gösteriyor. Petrol nasıl sanayi çağının temel kaynağı olduysa, kitaplar da yapay zekâ çağının stratejik hammaddelerinden biri hâline gelmiş durumda.
Gelecekte Bizi Ne Bekliyor?
Yapay zekâ geliştikçe daha fazla veriye ihtiyaç duyacak. Bu yalnızca kitaplarla sınırlı kalmayacak. Gazeteler...Akademik çalışmalar...Fotoğraf arşivleri...Film koleksiyonları...Ses kayıtları...Müzeler...Bütün kültürel miras yeni veri kaynakları hâline gelecek. Asıl soru ise şu: İnsanlık bu mirası koruyarak mı dijitalleştirecek, yoksa dijitalleştirirken geride hiçbir fiziksel iz bırakmayacak mı? Bu sorunun cevabı yalnızca teknoloji şirketlerini değil, gelecek kuşakların geçmişi nasıl hatırlayacağını da belirleyecek.
Proje Panama, yapay zekâ çağının en büyük çelişkilerinden birini gözler önüne seriyor. Bir yandan insanlığın ürettiği bilgiyi geleceğe taşımaya çalışıyoruz. Diğer yandan bu bilginin fiziksel taşıyıcılarını geri dönülmez biçimde ortadan kaldırıyoruz. Hukuk bu süreci "adil kullanım" olarak değerlendirebilir. Şirketler bunu "veri stratejisi" olarak görebilir. Ancak etik açıdan cevap bekleyen soru hâlâ aynı: İnsanlığın ortak hafızasını koruyor muyuz, yoksa onu farkında olmadan yalnızca algoritmaların içinde yaşayacak dijital gölgelere mi dönüştürüyoruz? Belki de gelecekte kütüphaneler hâlâ var olacak. Fakat raflarında kitaplardan çok, bir zamanlar kitap olmuş verilerin hikâyesi anlatılacak.