Teknolojinin hızla geliştiği, akıllı telefonların ve internetin hayatımızın merkezine oturduğu bir çağda yaşıyoruz. Bilgiye ulaşmayı, dünyayı küçültmeyi ve insan hayatını kolaylaştırmayı hedefleyen bu muazzam buluş, ne yazık ki ellerimizde bir ahlak erozyonunun, toplumsal bir çöküşün en büyük silahına dönüştü. Amacından sapan teknoloji, bugün modern dünyanın en büyük virüsü, geleceğimizi kemiren en tehlikeli salgını haline gelmiş durumda.
Madalyonun bir de acı, hüzünlü ve maskelenmiş diğer yüzü var.
Yalnızlık ve çaresizlik..
Bugün pek çok kadın; evli veya bekar farketmeksizin yaşadığı derin yalnızlıktan, mutsuzluktan, ev içindeki sevgisizlikten ya da üzerindeki ağır aile baskısından kaçmak için sanal dünyanın kapılarını aralıyor.
Gerçek hayatta bulamadığı şefkati, anlayışı, bir çift tatlı sözü ve aidiyet duygusunu bu uçsuz bucaksız dijital mecrada, bir eş ya da sevgili arayışında bulacağını sanıyor.
Oysa maskelerin arkasına gizlenmiş bu sanal dünya, kurtlar sofrasından farksızdır. Temiz duygularla, sadece sevilmek ve değer görmek ümidiyle bu ağa düşen kadınlar; niyetleri karanlık, ruhları kirli yanlış kişilerin tuzağına düşüyorlar. Sevgi ararken şantaja uğruyor, umut beslerken dolandırılıyor ve nihayetinde büyük bir ruhsal çöküşle, telafisi imkansız hüsranlarla baş başa kalıyorlar. Bazı kadınlar ise para kazanmak uğruna, bilerek isteyerek kendilerini kurban ediyor.
Gerçek hayattaki baskıdan kaçarken, sanal dünyanın acımasız pençesinde hem gururlarını hem de geleceklerini kaybediyolar.
Eskiden toplumsal ahlaka aykırı görülen, ayıplanan, toplum dışına itilen ve gizli saklı yürütülen ne kadar gayriahlaki unsur varsa, artık canlı yayın maskesi altında ve özgürlük kılıfıyla evlerimizin içine, çocuk odalarına kadar girdi.
Üzülerek ve içim acıyarak izliyorum ki; sosyal medya platformları artık bilgiye, eğlenceye veya amacına hizmet eden mecralar değil, çağımızın modern ve sanal genelevleri haline gelmiştir.
Ekran karşısına geçip üç-beş kuruşluk dijital hediyeler, jetonlar veya güller alabilmek uğruna sergilenen rezaletlerin, yapılan şaklabanlıkların sınırı kalmadı. Kadınlar, genç kızlar ve hatta bazen erkekler; ekran karşısında sadece bir tık, bir beğeni ve maddiyat için bedenlerini, onurlarını ve haysiyetlerini gözler önüne seriyorlar. Aile mahremiyeti diye bir kavram kalmadı; yatak odaları, özel hayatlar, en mahrem anlar canlı yayınlarda milyonlarca yabancının seyrine, hatta acımasız yorumlarına sunuluyor. Takipçi kazanmak ve popüler olmak uğruna her türlü ahlaksızlık, hakaret ve gurursuzluk mubah görülüyor.
Geçmişin fiziki genelevlerine düşen insanlar, utançlarından yüzlerini gizler, toplum içine çıkamaz, adeta yerin dibine girerlerdi. Oysa bugünün sanal dünyasında bu işi yapanlar, sergiledikleri yüzsüzlüğü büyük bir gururla, "fenomenlik" adı altında topluma pazarlıyorlar. Ekranlardaki bu çürümüşlük, geniş kitleler tarafından alkışlanıyor, izlenme rekorları kırıyor. Bu durum sadece bireysel bir tercih veya masum bir eğlence değildir; bu toplumsal bir yüzsüzleşme, kolektif bir ahlaki kıyımdır.
İşin en acı sosyolojik boyutu ise yeni neslin zihinlerinin, ruhlarının zehirlenmesidir. Alın teriyle çalışarak, okuyarak, emek sarf ederek, tırnaklarıyla kazıyarak para kazanma inancı yok ediliyor.
Gençler; dijital dilenciliği, sanal teşhirciliği ve kolay yoldan zengin olmayı bir başarı hikayesi olarak görüyor. Emeksiz bir hayatın, zahmetsiz bir zenginliğin peşinden koşan kitleler, toplumun temeline dinamit koymaktadır. Üretmeyen, okumayan, sadece tüketen ve izleyen bir nesil, bir milletin sonunu hazırlar. Eğer bu gidişata hep birlikte dur demezsek, gelecekte ne koruyabileceğimiz bir aile yapısı kalacak ne de saygı duyabileceğimiz, vatanı emanet edebileceğimiz bir nesil.
Şimdi sorma vaktidir: Üç kuruşluk sanal paralar, ekran karşısında gönderilen dijital emojiler; insanın şerefinden, haysiyetinden, namusundan ve geleceğinden daha mı değerlidir? Küresel sermayenin cebini doldururken kendi öz değerlerimizi bu kadar ucuz feda etmek hangi akla sığar?
Buradan anne-babalara, öğretmenlere, toplumun her bir ferdine ve devlet yetkililerine açıkça sesleniyorum. Dijital dünyadaki bu kontrolsüzlüğe, bu denetimsiz ahlak pazarına daha fazla göz yumamayız. Çocuklarimızı, kadınlarımızı, yarınlarımızı bu platformların bataklığından korumak zorundayız. Hukuki yaptırımların yanında, bireysel olarak da bir duruş sergilemeliyiz.
İzlemeyerek, bu yayınları şikayet ederek, destek vermeyerek ve bu sanal dilenciliğe ortak olmayarak ilk büyük adımı atabiliriz. Takip ettiğimiz, izlediğimiz her rezillik, o bataklığı biraz daha büyütüyor.
Artık o sanal ekranları, telefonları bir kenara bırakın ve aynaya bakın. Kaybettiğimiz şey bir sosyal medya hesabı ya da sanal bir popülarite değil; insanlığımız, ahlakımız, kültürümüz ve geleceğimizdir!