Gezgin Özden
Son yıllarda okullarda yaşanan şiddet olaylarını konuşurken çoğu zaman sonuçlara odaklanıyoruz. Oysa asıl sorulması gereken soru şudur:
Bu noktaya nasıl geldik?
Bir eğitimci ve bir veli olarak açıkça ifade etmek gerekiyor:
Öğretmenin değersizleştirildiği bir sistemde, okulun güvenli kalmasını beklemek gerçekçi değildir.
Çünkü öğretmen yalnızca ders anlatan kişi değildir.
O, sınıfın lideridir. Rehberidir. Denge unsurudur.
Bir çocuğun öfkesini fark eden, yalnızlığını gören ve çoğu zaman ilk müdahaleyi yapan kişidir.
Ancak bugün gelinen noktada öğretmenin sözü tartışılır hale gelmiş, otoritesi zayıflatılmış, itibarı ise giderek aşınmıştır.
Peki bunun sonucu ne olur?
Sınırların belirsizleştiği bir ortam oluşur.
Çocuk, kime kulak vereceğini bilemez.
Davranışın karşılığı net olmayınca, riskli tutumlar görünür hale gelir.
Daha da önemlisi, öğretmen kendini yalnız hisseder.
Desteklenmeyen, sürekli eleştirilen ve değeri sorgulanan bir öğretmenin; sınıf içinde güçlü bir rehberlik sunması kolay değildir. Bu durum sadece eğitim kalitesini değil, okul iklimini de doğrudan etkiler.
Elbette mesele yalnızca öğretmen değildir.
Aile, medya, sosyal çevre ve dijital dünya da bu tablonun parçalarıdır.
Ancak öğretmeni zayıflatan bir sistem, bu parçaları bir arada tutma gücünü de kaybeder.
Bir veli olarak şunu bilmek isterim:
Çocuğumun öğretmeni güçlü mü?
Sözüne değer veriliyor mu?
Arkasında bir sistem var mı?
Çünkü güçlü bir öğretmen, güvenli bir okul demektir.
Çözüm ise çok uzak değil.
Öğretmenin itibarı yeniden inşa edilmelidir.
Karar mekanizmalarında daha fazla söz hakkı tanınmalı,
Velilerle kurulan iletişim karşılıklı saygı temelinde yeniden şekillendirilmelidir.
Ve en önemlisi…
Toplum olarak şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Öğretmeni değersizleştiren bir anlayış, sadece bir mesleği değil, geleceği zayıflatır.
Bugün yaşananlar bir tesadüf değil.
Bu, uzun süredir biriken ihmallerin sonucudur.
Eğer gerçekten güvenli okullar istiyorsak,
Önce öğretmenin sesini yeniden güçlendirmeliyiz.