Eğitim denildiğinde çoğumuzun aklına sınavlar, notlar, diplomalar ve başarı sıralamaları gelir. Oysa eğitimi yalnızca bu kavramlarla açıklamak, insanın öğrenme yolculuğunu oldukça dar bir çerçeveye hapsetmektir. Çünkü eğitim, sadece bir meslek edinmenin ya da bir sınavı kazanmanın aracı değil; insanın kendisini, çevresini ve dünyayı anlamlandırma sürecidir.

Bugün öğrencilerden beklenen en önemli şeylerden biri başarılı olmalarıdır. Ancak başarıyı yalnızca alınan puanlarla ölçtüğümüzde, öğrenmenin asıl değerini gözden kaçırabiliriz. Bir öğrenci matematik sorusunu doğru çözebilir; fakat neden o yöntemi kullandığını açıklayamıyorsa öğrenme henüz tamamlanmamış demektir. Gerçek eğitim, doğru cevabı bulmanın ötesinde, doğru soruları sorabilme becerisini kazandırır.

Düşünmeyi öğrenen birey, karşılaştığı bilgiyi sorgular, farklı bakış açılarını değerlendirir ve kendi kararlarını bilinçli biçimde verebilir. Bu nedenle eğitim kurumlarının görevi yalnızca bilgi aktarmak değil, öğrencilerin düşünme becerilerini geliştirecek ortamlar oluşturmaktır.

Elbette disiplin, düzenli çalışma ve akademik başarı eğitimin vazgeçilmez parçalarıdır. Ancak bunlar, merak duygusu ve öğrenme isteğiyle birleştiğinde anlam kazanır. Öğrencinin hata yapmaktan korkmadığı, soru sormaktan çekinmediği ve öğrenmenin bir yarıştan çok gelişim süreci olduğunu fark ettiği bir eğitim ortamı, kalıcı öğrenmenin temelini oluşturur.

Unutmamak gerekir ki sınavlar belirli bir dönemin sonucunu ölçer; eğitim ise bir ömür boyunca devam eder. Bugün öğrenilen bir bilgi zamanla unutulabilir, fakat araştırmayı, sorgulamayı ve öğrenmeyi öğrenen bir birey hayatı boyunca kendisini geliştirebilir.

Belki de eğitimin en önemli başarısı, öğrencinin yalnızca gelecekte ne olacağını değil, nasıl bir insan olmak istediğini de düşünmesini sağlamaktır.

Çünkü gerçek eğitim, yalnızca geleceğe hazırlamaz; insanın bugünü daha bilinçli yaşamasını da sağlar.