Oyunculuk ve eğitmenliğinin yanı sıra yakın zamanda yaşadığı bir heyecanı, sanatı ve hayatı Ergün Demir'le konuştuk. Buyurmaz mısınız sohbetimize?

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz?

İşimi yani oyunculuğu ve eğitmenliği çok severek yapacak kadar tutkulu, öğretirken öğrenecek kadar bilgiye açık, yakın zamanda yönetmenliğini yaptığım filmin koltuğunda, bu görevi başarmanın sevinciyle mutlu, yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen gelecekten umutlu...

Yakın zamanda Elazığ'da çekilen 'Ses Ver - Kader' filminde rol aldınız. Nasıl bir film bekliyor seyircileri?

'Ses Ver - Kader' filmi, bir insanlık serüveni aslına bakılırsa. Uzun zamandır Gani Rüzgar Şavata ile konuşuyorduk. Birkaç kez çalışma fırsatımız oldu. Gani filmin yapımcısı, aynı zamanda başrolü. Hikâye uzun zamandır tutuklu bir babanın, evlenecek kızının düğününe katılmak istemesiyle başlayıp, bir depremin tüm hesapları alt üst etmesini konuya alan dramatik bir hikaye.

Rol aldığınız bu filmde bir ilki ve farklı bir heyecan yaşadınız. Yönetmenlik de yaptınız.

Rol teklifi beni onore etse de, bu projede kamera arkasına geçmek istediğimi Gani'ye söyleyince, uzun bir entelektüel atışması yaşadık. Kabul etti, oğlu İbrahim karakterini oynamam şartıyla. Muhteşem bir deneyim oldu. Burada huzurunuzda kendisine teşekkür etmek isterim. Hayatımda ilk kez hem oyuncu hem yönetmen olarak heyecan dolu üç hafta yaşadım.

Yönetmen olarak kamera arkasında olduğunuz bu deneyim ve süreç neler kattı size?

Bir orkestra düşünün. Her oyuncu ezberiyle gelir, tıpkı enstrüman çalar müzisyen gibi. Yönetmen orkestra şefi gibi, tüm müzisyenler ahenk içinde. Çaldıran için zor bir görev. Görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, kostüm, makyaj ve ekip arkadaşları ile bir zaman içinde, bir mekan içinde yegâne bir dünya yaratmakla mükellefsiniz. Muhteşem bir görev. Burada tüm takım arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum özveri dolu gayretleri için. Elimizdeki imkânlar çerçevesinde mucizeleri gerçekleştirdik.

YÜREĞİMİN SÜZGECİNDEN SAF ZEYTİNYAĞI GİBİ ORTAYA ÇIKAR!

Olmayı kabul ettiğiniz bir projede, rolünüzü üstünüze giyerken, nelere dikkat edersiniz daha çok?

Çocukluğumdan bugüne dek çok sevdiğim bir şey yaparım; gezinirken karşılaştığım kalabalıkta birini izler hayatını tahayyül ederim. Ofise döner kağıt kalem alır, yazarım. Önce yazmalıyım; filizlenen o kişi beden dilinden, tonlamasına kadar beni istilâ eder. Yüreğimin süzgecinden saf zeytinyağı gibi ortaya bir şeyler çıkar.

İMKANSIZ ŞEYLERİ KABUL ETMEK TABİATIMDA VAR!

'Serhat' projesinde farklı bir karakterle rol aldınız. Nasıldı o süreç?

Bizler oyuncular seçilen insanlarız, tezgahtaki meyveler... 'Fatih Harbiye' dizisinde oynadığım mafya babası rolümden etkilenerek 'Nardanshi' karakteri için beni uygun görmüşler. Fransızca, İngilizce hatta Arjantin'de İspanyolca tiyatroda sahne alarak yılın oyuncusu seçilen ilk ve tek Türk'üm ama bu rolümde zaman zaman Rusça konuşmam gerektiğini söylenince kalakaldım. Çılgınlık işte! İmkansız şeyleri kabul etmek tabiatımda var. Özel bir koç ile tonlamaları haftalarca çalışıp, güzel bir karakter yaratmayı başardık. Sinema tadında bir iş oldu. Yönetmenimiz Bora Tekay ve Tamer (Karadağlı) bana zaman tanıdılar, bu karakteri etten - kemikten var edebilmek için. Kendilerine bir kez daha teşekkür ediyorum.

EİNSTEİN’İN BİSİKLETİNE PEDAL BASMAYA DEVAM ETMEK ZORUNDAYIZ!

Dizilerin artık ekranda kanallar yerine dijital dünyada yer bulması neleri değiştirdi?

Özünde hiçbir şey… Tüketici alışkanlıkları, tutkuları, beklentileri evrim geçirse de eninde sonunda tüketmeye, Einstein’in bisikletine pedal basmaya devam etmek zorundayız, arz-talep denklemini ayakta tutmak için.

Sanat ve mesleğiniz gözlem, empati ve hissetmekle alakalı. Hissetmezseniz hissettiremezsiniz ve bu sırıtır sanırım?

Aynen öyle… Shakespeare ‘To be or not to be...’ diye yazmış asırlar önce ve mürekkebi kurumuş. Bunu değiştiremezsiniz. Önemli olan kelimeler arası Hamlet’in anlattıkları, hissettikleri, çatışmaları... Hissiyat diyarı. Hissedemediğini yapamazsın, yapamadığında da suratının ortasındaki burnun gibi belirir.

OYUNCULUK DÜNYANIN EN ZOR MESLEĞİ ZİRA RASYONEL, NESNEL BİR TARAFI YOK!

Oyunculuğun yanı sıra 10 yılı aşkın bir süredir 34 Film Akademi'de eğitmenlik yapıyorsunuz. Bu süreçte gözlemleriniz ne şekilde evrildi?

Öncesinde Ekol Drama'da, toplamda tam tamına 20 yıldır güzelim ülkemin en saygın kurumlarında eğitim verdim. Günümüzün dizilerinde başrol, ana cast oyuncusu olarak görev almaya ve bu vesileyle gurur duyduğum onlarca oyuncu yetiştirdik. Bugün 34 Film Akademi bünyesinde, kurucu - yönetici dostum Hamdi Bor ile bu sürece devam ediyoruz. 20 yıl bir fikir sahibi olmak için yeterli bir süredir sanırım! Ülkemizde beni tek rahatsız eden sabırsız oluşumuzdur. Her şeyi şimdi, derhal istiyoruz. İnsanlar bir çocuğu 9 ay bekliyorlar ancak bana gelip filanca yerde iki saat dersi aldım ve artık oyuncuyum diyebiliyorlar. Oyunculuk dünyanın en zor mesleği zira rasyonel, nesnel bir tarafı yok! Bunları anlatmak epey zamanımı alıyor.

HER ÇOCUK HER YETİŞKİN, BİR COĞRAFYA!

Öğretirken, karşınızdakiler gençler de olsa öğreniyorsunuzdur. Çocuk, genç, yetişkin, şimdiye kadar onlardan öğrendiklerinizin neler olduğunu düşünüyorsunuz?

Her bir çocuk, ergen, yetişkin kendisine ait coğrafya, kültür ve hikayesi ile geliyor. Onları dinlemek inanılmaz zenginleştirici. İlham verici oluyorlar.

ACININ OLMADIĞI YERDE MÜKAFAT YOK!

'Ben karar insanıyım. Bir şeye 'Tamam' dedim mi, Stakhanov gibi çalışırım' diyorsunuz. Bu yaklaşımın sizin için avantajları ve dezavantajları neler?

Ben çalışarak kendisini gerçekleştirmiş biri olarak görüyorum. Stakhanov bitmeyen tükenmeyen enerjisiyle görev başında bir kahraman olarak öldü. Her öğrencime sorarım, oyuncu olmayı ne kadar istiyorsun? İstediğini zanneden adaylar çok daha fazladır ne yazık ki. Acının olmadığı yerde mükafat yoktur. Her insan çevresindeki beş kişinin ortalamasıdır. İşinizi tutkuyla yaparsanız avantajdan başka bir şey sahibi olamazsınız.

PRONOSTİKLERİN DIŞINDA İLERLEYEREK BAŞARMAK İÇİN AĞIR BEDELLER ÖDEDİM!

'Çok çalışmak bana sınırsız cesaret veriyor.' cümleniz... Hayattaki en cesur kararınız neydi? Ve bu kararın yaşamınıza inşaa ettiği en önemli olgular ya da durumlar ne - neler oldu?

Hiç kuşkusuz özgür olmaya karar vermiş olmak. Anne, babanızla ters düşmek çok zor bir süreç. Ben pronostiklerin dışında ilerleyerek başarmak için ağır bedeller ödedim. Tutkumun, inancımın verdiği cesaretle, 14 - 15 yaşında defalarca otostop çekerek yüzlerce kilometre mesafeleri katettim, provalara katılabilmek için. O ergen yaşlarda fabrikalarda çalıştım, tatil günlerinde aileme destek olmak için.

ARJANTİN HİKAYEM HENÜZ BİTMEDİ!

10 yıl önce Arjantin'de 7 ay süren dans yarışması maceranız oldu ve akabinde tiyatro oyununda rol aldınız. Bugünden 10 yıl önce yaşadığınız sürece bakarsak, sanata ve hayata dair neler dökülür cümlelerinizden?

2015 - 2018 yılları arasında tek kelimeyle bir peri masalı yaşadım. Bir gün 10 yaşında fakir bir çocuk, odasının duvarında, komşu çocuğun verdiği bir Diego Maradona posterine baktığını düşünün. O çocuğun, kahramanı olan futbolcuya bakarak 'Bir gün gelecek, seninle tanışacağım' demesini düşünün. 35 sene sonra o vaadini yerine getiren çocuk benim! Bu dünyada kaç kişi tüm zamanların en iyi futbolcusu tarafından misafir edilmiştir? Arjantin ile hikayem henüz bitmedi.

MUTSUZLUĞA GÖĞÜS GEREBİLİYORSANIZ FARKINDASINIZDIR!

Sizin değerinizi, farkınızı Arjantin’de yabancılar anladı, Türkiye’dekiler fark edemedi. “Farkındalık hastalıktır” diyor Dostoyevski. Oysa farkındalığı yakalayamayanlar değil midir hayatı yakalayamayanlar? Tıpkı bakıp da göremeyenler gibi.

Kesinlikle! Hugo ‘Farkındalık hastalığa doğru bir yolculuktur’ diyor hatta tam anlamıyla. Farkındalık sorgulamak, anladıkça mutsuzluğa göğüs gerebilmek demek. Farkındalık bir cesaret serüveni. Ezberini bozmayan bir fundamentalist örneğin, çok mutlu çünkü içinde bulunduğu dünya onun için tasarlanmış bir fanus. Davranış biçimi, duruşu ve ağzından çıkacak her bir cümle başkaları tarafından dikte edilmiş.

Yaşamınıza baktığınızda en önemli kırılma noktası neydi?

Ağır bir covid ve üst üste iki ameliyat döneminden sonra memleketim Giresun Tepeköy'de, bir seneyi aşkın bir süre inzivaya çekildim. Ailem, sevdiklerim ve kendimle baş başa kalmaya ihtiyacım vardı. Doğa, yemyeşil bir cennet parçasında, mikro-dünyamın saat tik - taklarını yavaşlatmam, tekrar ayağa kalkmam ve isteklerimi, hayallerimi, hedeflerimi arzulamak için olmazsa olmaz bir geçiş süreci oldu. Bana çok faydalı oldu. Çok şeyi resetlemek isteyen herkese tavsiye ederim.

3. DÜNYA SAVAŞI ÇIKARSA BU İNSANOĞLUNUN SON SAVAŞI OLUR!

Savaşlar, olumsuzluklar, geçirilen ve geçirdiğimiz zor dönemler... Dünyanın gidişatı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu kadarını söyleyeyim, bir 3. Dünya Savaşı çıkarsa bu insanoğlunun son savaşı olur.