Mekke’de 610 (M.S.) yılından sonra Asya, Afrika ve Avrupa kıtasındaki devletler ve toplumlar; Yüce insan Hazreti Muhammed(a.s.a) ‘in peygamberliğini ilan etmesiyle İslam Dini’ni dünyaya tebliğ etmek için Arabistan Yarımadası’nda; adil, paylaşımcı, kardeşlik ilkesine dayalı, insan haklarına saygılı ve eşitlik ilkesine öne çıkaran, inanca, renk, ırk, dil ayrımına son veren bir otorite oluşturdu. Bu otorite dünyayının en güçlü devleti adıyla bilinecek “İslam Deveti’ne” dönüştü.
Bu devletlerin ilki ve sistemli olanı Emevi Devleti’dir. Konumuzun başlığına bir açıklama getirirsek, “Gemileri Yakmak;” Genelde geri dönüşü olmayan bir iş için, şayet başarısızlık olacak ise telafisinin olmayacağı tehlikeli durumlarda kullanılmaktadır. Bu deyim Tarık Bin Ziyad’ın savaş stratejisi sonucu bütün dünya komutanları, siyasetçileri hatta halk tarafından da bu gün bile kullanılır olmuştur. Tarık Bin Ziyad’ın ismi Akdeniz’i Atlas Okyanusu’na bağlayan Cebelitarık Boğazı’na verilmiştir. Kelime anlamı “Tarık’ın Dağı” demektir. Kendisi Beriberi kökenlidir, Emevi komutanı Musa Bin Nusayr, İspanyolların Müslümanlara rahat vermemeleri nedeniyle, Tarık. Bin Ziyad’ı İspanya’nın fethi ile görevlendirilmişti. Bu fetih gerçekleşirse, Müslümanlar ilk defa Avrupa’ya ayak basacaktı. Septe Boğazı geçilince farklı bir toplulukla karşılaşılacaktı. Dikkatli olunmalıydı. Karşılarına nasıl bir topluluğun, ne kadar askerin, hangi şartların çıkacağı belli değildi.

Tarık Bin Ziyad İspanya’ya ilk geçirdiği birlikleri için ticaret gemilerini kullandığından yerli halk ilk birlikleri tüccar kafileleri zannetti ve tedirginlik göstermedi.İspanyollar karşılarında o zamana kadar karşılaşmadıkları Müslümanları görünce şaşırmışlardı. Todemir isimli vekil, bölgenin yöneticisi olan Kral Rodrich’e yazdığı mektupta: “Ülkemize gökten mi indikleri yoksa yerden mi çıktıklarını bilmediğimiz bir kavim geldi.” diyordu.
İspanyollar Müslümanlara karşı ordu toparlamakta pek de gecikmediler. Müslümanlar, İspanya’ya az bir kuvvetle çıkmışlardı. İspanya ordusu yaklaşık 40 bin iken İslam ordusu sonradan gelen yardımcılarla 12 bine ancak ulaşabilmişti.
İslam ordusunu zor bir savaş bekliyordu. Ya muzaffer olacaklardı ya da öldürüleceklerdi. Geri dönüş yoktu. Çünkü bazı kaynaklarda belirtildiğine göre, Tarık Bin Ziyad, karaya çıkar çıkmaz; düşmanın gücü karşısında korkup askerlerinin korkup da vazgeçmemesi için karaya çıkar çıkmaz tüm gemileri yaktıran Tarık Bin Ziyad bu hamlesiyle savaşın seyrini değiştirdi. Askerlerinin geriye dönüş ümidini kırmıştı. "Gemileri yakmak" deyiminin de hikayesini oluşturan bu olay sonrasında yaptığı tarihi konuşmayla askerlerine verdiği motivasyon, onun yüzlerce yıl Müslümanların hakimiyetinde kalacak Endülüs'ü fethetmesini sağladı.Bilinen bir şey var ki gemi sayısı, ordunun tamamını bir iki seferde alamayacak kadar azdı ve bu durumu askerlerin tamamı biliyordu. Onlar, İspanya’ya çıkmakla ölümü göze almışlardı. En büyük sermayeleri canlarıydı ve bu sermayeyi de en iyi şekilde değerlendirmek istiyorlardı. Ya şehit ya gazi olacaklardı ama savaştan kaçan olmayacaklardı.
Tarık Bin Ziyad askerlere yaptığı konuşmada: "Ey kardeşlerim! Görüyorsunuz, arkamızda deniz, önümüzde düşman var. Artık geriye dönüşümüz kalmadı. Düşmana saldırıp bu toprakları almadan başka çaremiz yoktur. Ey askerlerim! Bize ancak doğruluk ve sabır yaraşır. Kısa zamanda, düşmana saldırıp, hedefe varamaz isek, kendimizi telef etmiş ve karşı tarafa cesaret vermiş oluruz. Bunun için muhakkak düşmanı yere sermemiz lazımdır. Biliyorum ölümden korkmazsınız! Fakat ölmek çare değildir. Hedefimiz ölmek değil İslâm'ı yaymaktır. Ey askerlerim! Benim durumum da sizinkinden farklı değildir. Bildirdiğim tehlikeler, aynen benim için de geçerlidir. Kendimi tehlikeden bertaraf edip, sizleri ölüm ile karşı karşıya getirmiş değilim. Sıkıntılara, tehlikelere katlanmadan, rahata kavuşulamaz. Sıkıntılara katlanın ki, sonunda tatlı meyveleri toplayalım. Halifemiz, sizin yiğitliğinizi, kahramanlığınızı bildiği için, bu işle vazifelendirdi. Yapacağınız kahramanlık asırlarca anılacak bütün Müslümanlar’dan hayır dua alacaksınız. Savaşta sizin önünüzde olacağım, bütün gücümle düşmana saldıracağım. Düşman komutanını bizzat kendi elimle öldüreceğim, eğer hedefe varamadan şehit düşer isem, hemen içinizden birini komutan tayin edin, sakın savaştan dönmeyin."
Tarık Bin Ziyad, ordusunun içinde beklentileri farklı olan insanların olabileceğini düşünerek savaşın olabilecek sonuçlarını geniş bir yelpazede anlatmıştı.Savaş başlamak üzereydi. Kral Rodrich tahtına oturmuş ve kendisini askerlere savaş meydanına doğru taşıtıyordu. Tarık Bin Ziyad atına binmiş vaziyette İslam ordusunun önünde ilerliyordu. Komutanların savaşa başlama şekli zaferin kimden yana olacağını haber vermişti bile. Bir yanda askerlerini köle gibi kullanan Rodrich, öbür tarafta ise ordusunun önünde savaşa girmeye ve ölmeye hazır olan Tarık Bin Ziyad vardı.
Tarık Bin Ziyad başlangıçta çok direniş görmeden ilerler. Sonra çok zorlanacaktır. Fas’tan Musa Bin Nusayr’dan takviye kuvvet gelir. Nihayet ordusu, Vizigot Kralı Roderic’in ordusunca karşılanır. Belgelere Guadalate Savaşı olarak geçen ve 8 gün süren bu savaş sonucunda Tarık Bin Ziyad parlak bir bir zafer elde etmiş, Kral Roderic savaşta hayatını kaybetmiştir. üç bin şehit verilmiştir. Müslümanlar yüzlerce yıl kalacakları bir bölgeye ilk adımlarını attılar. Endülüs’te olunacak olan medeniyet karanlıklar içinde yüzen Avrupa’nın da çehresini deriştirecekti. Endülüs medreselerinde ilim tahsil eden ve İslam alimlerinin eserlerini okuyan Avrupalılar ilerde çok gelişmiş bir medeniyet kuracaklardı.
Sözün kısası: Azmin, cesaretin, güven veren liderin, disiplinin, imanın, inancın, ülkünün, birlik ve beraberliğin bedeli elbette zafer olacaktır.