Bir yolculuk düşünün… Sıradan gibi başlayan ama her virajında karakter sınavına dönüşen bir hikâye bu. İşte A Milli Takım’ın 2026 Dünya Kupası’na uzanan serüveni tam olarak böyle yazıldı.

Gürcistan deplasmanındaki 3-2’lik galibiyet, umutla atılan ilk adımdı. Ancak Konya’da İspanya karşısında alınan 6-0’lık ağır yenilgi, bu yolculuğun en sert kırılma anı oldu. O gece yalnızca bir maç kaybedilmedi; takımın kendine bakışı değişti. Ya dağılacak, ya da yeniden doğacaktık.

Cevap sahada verildi. Sofya’da Bulgaristan’a karşı gelen 6-1’lik galibiyet, bir reaksiyon değil adeta bir manifesto oldu. Ardından gelen Gürcistan ve Bulgaristan galibiyetleri, bu takımın artık sadece kazanmayı değil, nasıl kazanacağını da öğrendiğini gösterdi. İspanya ile deplasmanda alınan 2-2’lik beraberlik ise bu kimliğin en güçlü kanıtıydı.

Bu değişimin mimarı ise tartışmasız Vincenzo Montella oldu. Onun dokunuşu, sadece taktik değil bir zihniyet dönüşümüydü. Artık sahada ne yaptığını bilen, birlikte hareket eden bir takım var. Bireysel yetenekler birer parça olmaktan çıkıp bütünün gücüne dönüştü.

Hakan Çalhanoğlu’nun oyun aklı, Arda Güler’in yaratıcılığı, Kenan Yıldız’ın cesareti ve Kerem Aktürkoğlu’nun bitiriciliği artık tek başına değil, aynı hikâyenin parçaları olarak anlam kazanıyor.

Play-off süreci ise bu hikâyenin olgunluk sınavıydı. Romanya’yı tek golle geçtik, ardından Kosova deplasmanında yine aynı disiplinle sonuca gittik. İki maç, iki galibiyet ve en önemlisi kalemizde gol görmedik…

Bu kadro geçmişin gölgesinde değil. 2002’yi yaşayan değil, dinleyen bir nesil bu. Bu yüzden daha cesur, daha özgür ve daha aç. Kaybetmekten korkmayan, kazanmayı isteyen bir takım var sahada.

Şimdi önümüzde daha büyük bir sahne var. 2026 Dünya Kupası… ABD, Avustralya ve Paraguay ile aynı gruptayız. Zor mu? Tabi ki zor. En azından çok kolay değil Ama imkânsız da değil. Bu takımın en büyük gücü; disiplin, hız ve birlikte oynama alışkanlığı.

Gerçekçi olmak gerekirse, bu gruptan çıkabilecek güçteyiz. Özellikle ABD maçı kader belirleyici olacak. Sonrası mı? O da yine bizim yazacağımız bir hikâye.

Çünkü artık büyük sahneden çekinmeyen bir takımımız var. Aksine, o sahnede kendini bulan bir ekip. Kim bilir belki de 24 yıl sonra yeniden, dünya kupası tarihine adımızı daha güçlü bir şekilde yazdırma zamanı gelmiştir.

Haydi Bizim Çocuklar, gidin ve ilk etabını başarıyla geçtiğiniz hikâyenizin son bölümünü de Amerika’da yazmaya devam edin. Tüm ülke sizi yürekten destekleyip alkışlıyor. bu hikâyenin son perdesindeki zaferinizi bekliyor.

Hoşçakalın…