KONUK YAZAR: Prof. Dr. Hilmi ÖZDEN
Özellikle Yahudi kaynakları kendi tarihlerini çok derinleştirmek için Hz İbrahim de dâhil Yahudi göstermeye çalışmışlardır. Hâlbuki o dönemde Yahudi isminde bir halk olmadığı gibi bahsi geçen peygamber soyu da bir Türk kavmi olan Sümerlerden gelmektedir. Hz. Yakup'un lakabının İsrail olması ve bugünkü Yahudi devletinin adını bu tarihsel zenginliğe dayandırmak istenmesinden dolayı İsrail olarak kabul edilmesi hakikatle asla uyuşmamaktadır.
Bilindiği gibi Yahudiler, tarihlerini Babil'de esaret altında yaşadıkları bir sırada kaleme almış; kendi aralarındaki siyasî ve dinî sürtüşmelerle kişisel eğilimleri bu tarih yazımcılığında yönlendirici bir rol oynamıştır15. Yahudiler tarihlerini hiç olmadıkları eski devirlere kadar uzatmakla da yetinmemiş, aksine yine hiç yaşamadıkları eski dönemlerde İbranice'nin var olduğunu ileri sürerek, yahuduliliğin milattan önce 13. yüzyılda daha Filistin topraklarına gelmeden önce mevcut bulunduğunu kabul etmişler; Tevrat'ı yazdıkları ibranice'nin Aramiceden türemiş ve Yahudilerin Filistin'e gelişlerinden ancak 700 Yıl Sonra Ahdi Atik dilinin ortaya çıkmış bulunmasına rağmen, ona Biblical Hebrew (Tevrat İbranicesi) adını vermişlerdir. Bizzat Tevrat eski dilin Kenan dili olduğunu itiraf etmesine rağmen birçok araştırmacının bu çarpıtılmış tarihi benimsemiş olması ise ilginçtir16. Tevrat yazarları okuyucunun zihninde öyle bir bulanıklık meydana getirmişlerdir ki sonunda okuyucu sözü edilen yüzyılların İbrahim dönemi mi Yoksa Musa dönemi mi yahut Yeşua veya Yahudi dönemi mi olduğunu karıştırmıştır17.
Ahmet Susa’nın ifadesine göre, Kur'an İbrahim Peygamberin soyundan gelen İsrailoğulları ile daha sonraki Yahudileri birbirinden ayırmış; hoşnutluluğun belirtildiği yerlerde İsrailoğulları, gazap ve öfkenin belirtildiği yerlerde ise Yahudiler tanımlamasını kullanmıştır18. Bununla beraber İsra suresi 4. Ayette “Biz kitapta İsrâiloğulları’na şöyle bildirmiştik: “Yeryüzünde mutlaka iki defa fesat çıkaracak, çok böbürleneceksiniz” (Vekadaynâ ilâ benî isrâ-île fî-lkitâbi letufsidunne fî-l-ardi merrateyni veleta’lunne ‘uluvven kebîrâ(n)) diyerek ihtarda da bulunmuştur.
İsrailoğulları ve Yahudilik tarihi ile ilgili dönemler:
Birinci Dönem:
İsrailoğullarının ilk dönemi, Hz. İbrahim (a.s.) ile başlar; Hz. Yakup'un (a.s.)
vefatıyla, peygamberlik sırasının Hz. Yusuf a (a.s.) geçmesine kadar olan dönemi kapsar. Hz. Yusuf (a.s.) dâhil, bu ilk dönemdeki peygamberlerin Musevilik ve Yahudilikle bir alakaları yoktur. Bunlar Kur'an'ın ifadesiyle İbrahim'in getirdiği Hanif dini üzere hükmetmişlerdir. Hanif dini esasında Musevilik ve İsevilik ile birlikte Peygamberimiz (s.a.v.) zamanına kadar devam etmiştir. Nitekim Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ilk vahyini almasıyla tutulduğu sarsıntı ve korku telaşını yatıştım, “Bu, Musa'ya gelen melektir.” diyen de o dönemdeki Hanif dini mensuplarından Varaka bin Nevfel idi. Dolayısıyla Kur'an'ın; Hz. İbrahim, İsmail, İshak, Yakup (a.s.) ve Esbat (Hz. Yusuf ve Hz. Musa'ya (a.s.) kadar gönderilen tüm irşad ediciler) Yahudi değildi, (Bakara, 140) demesi bu sırra binaendir19. İbrahim peygamberden 700 Yıl Sonra başlayan Musa dönemi ile herhangi bir ilgisi yoktur. Yine İbrahim Peygamber döneminden Yaklaşık 1500 yıl sonra gelen Yahudi dönemiyle de ilgisi yoktur20 .
Kur’ân-ı Kerîm’deki esbât kelimesi ise, Hz. Ya‘kūb’un on iki oğlu ile onların soyunun oluşturduğu on iki kabileyi ifade eder (el-A‘râf 7/160). Hz. Ya‘kūb’un lakabı İsrâil olduğu için (Âl-i İmrân 3/93; Meryem 19/58) onun çocuklarına Benî İsrâil de denilmektedir (el- Bakara 2/40, 47 vb.). Kur’an’da beş defa geçen esbât kelimesi bir yerde İsrâiloğulları’nın on iki kabileye ayrılmasıyla ilgili olarak kullanılmakta (el-A‘râf 7/160), dört yerde de Hz. Ya‘kūb’dan hemen sonra ve onun çocukları tarafından oluşturulan kabileleri ifade etmektedir (el-Bakara 2/136, 140; Âl-i İmrân 3/84; en-Nisâ 4/163)21.
Hz. Musa (a.s.), Hz. Yusuftan (a.s.) 400 yıl sonra gelmiştir. Dolayısıyla Tevrat'ın Hz. İbrahim (a.s.) ve diğer peygamberleri anlatması Kur'an'ın eski peygamberleri zikretmesi gibidir. Fakat ne yazık ki Tevrat'ı yazıya dökenler, kasıtlı bir şekilde Hz. İbrahim, Hz. İshak ve Yakup'u -tabii Hz. İsmail'i dışlayarak- (a.s.) 'Yahudi peygamberler gibi aktarmışlardır. Üstelik de Tevrat Hz. Musa'dan (a.s.) en az 650 yıl sonra Babil Sürgünü dönüşünde yazıya geçirildiği halde... Mamafih eklentiler de o dönemde yapılmıştır. Dolayısıyla bin elli yıllık bir zaman dilimi yok edilerek Hz. İbrahim (a.s.) de Hz. İshak ve Hz. Yakup (a.s.) da Yahudi peygamberler olarak anılmışlardır22.
Yahudiler, Musa’dan sonra onun getirdiği dinden çıkıp putlara tapmaya başladılar ve daha sonra da Tevrat'ın yazılması ile birlikte kendilerine özgü bir tanrı olan ve dünyada Yahudilerden başka hiç kimseyi ilgilendirmeyen Yahveyi icat ettiler.
Çünkü eskiden her kabile veya şehir kendisine bir tanrı edinir ve bunun diğer halkların yahut şehirlerin tapındığı Tanrıdan ayrı olması (nenotheism ) için ona farklı bir isim verirdi.
Büyük bir ihtimalle Yahudiler bu geleneği esaret günlerinde Tevrat'ın yazılması esnasında Babillilerden almışlardır. Çünkü Babil'deki her bir şehrin kendi Tanrısı vardı. Dolayısıyla İbrahim Peygamberin Tevhid (monotheism) çağrısı, insanlık tarihinde Hz. Âdem (A.S)’le başlayan çağrıdır. Hz. İbrahim ve diğer peygamberlerden sonra peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) bu çağrıyı yenilemiştir23.
Yahudiler yeni nesillere öğrettikleri ve tarihleri ile ilgili olarak yayınladıkları kitaplarda “ Yahudi halkı milattan önce 4 bin yıl civarında İbrahim Peygamberin rehberliğinde refideyn vadisinden(Mezopotamya'dan) Filistin'e gelmiştir ve o zamanki sayıları 4000 kişiden fazla değildir demektedir. Bu cümle günümüzde Avrupa ve Amerikan üniversitelerinde okutulmaktadır. Çünkü bu üniversitelerde okutulan tarih kitaplarını yazanlar Yahudi veya Tevrat tutkunu hristiyanlardır24.
Yahudilerin iddiasına göre kendileri 5000 yıl öncesinde Filistin'de vardılar ve Araplar ise ancak İslami fetihlerle birlikte buraya gelmişlerdir. Tarihi çarpıtmanın en bariz örneklerinden biri budur25.
İkinci Dönem:
Hz. Yusuf un (a.s.) çağrısıyla Mısır’a gelip yerleşen Yakupoğullarının (İsrailoğullarının), burada, içine düştükleri çileli ve zahmetli hayattan zilletten kurtarılmaları dönemidir. Hz Musa’nın (a.s.) Firavun’a karşı mücadeleleri, sonra halkın Mısır’dan çıkışı ve Sina'da Tevrat'ın inişi ve yaşanan olayla Museviliğin ortaya çıktığı dönemdir26.
Musa dönemi milattan önce 13. yüzyılda başlar ve Mısır’la bağlantılıdır. Tabii olarak Mısır dili kültürü ve dini ile de bağlantılıdır. Bunun yanında Musa ve taraftarlarının Kenan Diyarında yaşadıkları dönemde Musa devrine girmektedir.
Bunu Musevilerin Mısırlı Musa tabileri olmaktan çıkıp Kenan'lı olma ve Musa şeriatından sapma dönemleri takip eder Dolayısıyla buna Mısır- Kenan dönemi diyebiliriz Bu dönem milattan önce 13 yüzyıldan başlayıp yaklaşık 800 yıl sürmüş ve milattan önce 6. yüzyılda Babil esareti ile son bulmuştur27.
Kenanî putperestliğin ülkede kendini muhafaza ettiği göz önünde bulundurularak hükümdarlar ve müluk-u tavaif (devletin yıkıldığı) döneminin Kenan kültürünün etkisinde geçtiği söylenebilir.
Bu iki dönem sırasında Filistin'de eski Kenan kültüründen başka bir kültürün var olduğu konusunda hiçbir bilgi yoktur.
Çünkü İbranice, kâhinlerin Tevrat'ı Aramiceden iktibas edilen ve Tevrat Aramicesi denilen lehçe ile yazmaya başlamalarından bir süre sonra yani milattan önce 6- 4. yüzyıllar arasında oluşmuştur.
Zaten Museviler Kenan diyarına geldikten sonra yerli halktan ödünç aldıkları Kenancayla konuşmaya başladıkları için, Arami dilinin tüm Yakın doğuda yayılmasından sonra Filistin'deki bakiye halkların kullandığı bozuk bir Aramiceyi benimsemişlerdir.
Yani Yahudilerin kendilerine özgü herhangi bir dilleri yoktu. Yahudi dili anlamındaki İbranice ise Aramiceden iktibas edilmiş bir geç dönem lehçesidir28.
Üçüncü Dönem
Bu dönem “Yahudileşme” dönemidir. Tevhit üzere bir dinin “millî” çıkarlar uğruna değiştirildiği, hakikatlerin hayal ve hurafelerle sıvandığı ve bir daha aslı bilinmeyecek şekilde üstünün kapatıldığı dönemdir. Bu dönem, “Yazıklar olsun o kimselere ki elleriyle Kitap'ı (Tevrat’ı) yazarlar. Sonra da onu az bir karşılığa değişmek için, Allah'ın katındandır, derler. Vay ellerinin yazdıklarından dolayı onların hâline! Vay kazandıklarından dolayı onların hâline!” (Bakara, 79.) ayetin işaret ettiği tahrifatın yapıldığı dönemdir.
Kur'an, onların yaptıklarını şöyle tanımlıyor: "Onlardan (Yahudilerden) öyle bir grup da var ki Kitap'ta olmadığı hâlde Kitap'tan sanasınız diye (okudukları) kitap'tanmış gibi dillerini eğip bükerler ve, 'Bu, Allah katındadır. derler. Hâlbuki o, Allah katından değildir. Bile bile Allaha karşı yalan söylerler.” (Ali İmran, 79) Bu dönem Hz. Musa'dan (a.s.) sonra başlayıp ta Ninovalı’ların (M.Ö. 725), Babillilerin (M.Ö. 598) ve (çok sonra da Romalıların) peş peşe gelen saldırılarıyla tarumar oldukları ama hem Kitap'a hem Allah'a iftira etmekten geri durmadıkları, her fırsatta peygamberlerini öldürdükleri dönemdir29.
Yahudi dönemi milattan önce 6. yüzyılda Babil esaretinin sona erişinden itibaren başlar. Bu dönem, dili, kültürü ve dini itibariyle gerçek anlamda bir Yahudi dönemidir ve Yahudiliğin başlangıcını temsil eder. Çünkü şimdiki Yahudi dini Babil esaret günlerinde kâhinlerin Tevrat'ı yazmaları ile başlamış, İbranice( Tevrat İbranicesi) denilen dilleri ise esaretten sonra oluşmuştur. Bugün elimizde bulunan Tevrat, Yahudi çağından 800 yıl önce Mısır diliyle Musa'ya gönderilen Tevrat değildir30.
Üçüncü dönemde gerçekleşen belli başlı olaylar şunlardır: -İsrailoğullarının Hz. Musa'dan (a.s.) sonra Sina Çölü'nde geçirdikleri yıllar, -Halkın ekseriyetinin yeniden putperestliğe döndüğü dönemler, -Nebi Yeşu dönemi, -Nebi Samuel dönemi.
Bu dönemin hadiseleri arasında Samuel zamanında Talut'un ve ardından Davut'un krallıkları, Calut’la mücadeleleri ve Calut'a karşı zafer kazanıldıktan sonra Talut ile Davut arasındaki kavga vardır. Davut'un Amelika'ya sığınıp onlarla birlikte Talut'a karşı iş birliği yapması, dört beş kez kendi halkına karşı savaşması, daha sonra Tâlut'un ve çocuklarının Amelikalılar tarafından öldürülmesi, Beni İsrail'in yeniden bir keşmekeşliğe sürüklenmesi ardından Davut'un ülkesine dönüp devleti kurması sayılabilmektedir31.
İlk Yahudi devletinin (İsrail'in) kısa bir süre içinde (Hz. Süleyman'dan (a.s.) hemen sonra) parçalanması ve Yahuda ve İsrael diye ikiye bölünüp birbiriyle sürekli savaşmaları, putperestliğin yaygınlık kazanması ve fuhuş, riba, pislik ve her türlü kötülüğün gemi azıya alması, bu hallere karşı çıkan birçok nebinin öldürülmesi ve nihayet Nebi Yeremya'nın dilinden Yahudi kavminin ıslaha çağrılması, kendilerini ıslah etmedikleri takdirde, gelmekte olan “yakın bir bela” ile uyarılmalarıdır Yeramya'dan 10-15 yıl sonra Nebukadnezar gelecek ve İsrael'i haritadan silecek, Süleyman Tapınağı'nı yıkacaktır. Nüfusun büyük bir kısmını da zincire vurup Babil'e götürecektir! İşte bu olaylar Kur'an'ın inzalinden önce geçtiği için, bu hal Kur'an'da “Ve kâne va'den mefulâ” ( Bu olmuş ve bitmiş bir iştir) ayetiyle zikredilir! İsra suresinin: ayette özetlediği bu süreç yaklaşık 500 yıllık bir dönemdir32. Yahudiler, tarihte oynadıkları rol itibariyle İbrahim Peygamber ve Yakup’un soyundan gelen İsrailoğulları değildir.
Yahudi Tarihinin Başlangıcının Hz. İbrahim'in Göçüyle Bağlantısı Var Mıdır?
Bazı yazarlar, Hz. İbrahim'in Irak'tan muhaceretiyle Hz. Musa cemaatinin Mısır'dan çıkışını birbiriyle karıştırdıkları yetmiyormuş gibi, bir de tutup Yahudi tarihinin başlangıcını Hz. İbrahim'in Irak'tan muhaceretine bağlamaktadır. Bu tarihi gerçeklerle hiç de örtüşmeyen bir iddiadır. Çünkü öncelikle Yahudi adlandırması, Yahudi kelimesinin alındığı Yahuda devletinin varlığından sonra ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla Yahudi tarihinin başlangıcı, Hz. Musa taraftarlarının MÖ. XIII. Yüzyılda tarih sahnesine çıktığı “Huruc/Exodus” tarihinden başka bir yere bağlanamaz. Kaldı ki, tarihi olayların kronolojisini gözden geçirdiğimizde İbrahim peygamberin gerek çağdaşlık, gerek prensip veya inanç, gerekse dil ve ırk yönünden Yahudiler'le hiçbir ilişkisi yoktur. Bir kere İbrahim peygamber, Yakın Doğu topraklarının tamamını içine alan geniş bir alanda yaşamıştır. Burası onun atalarının asli yurdudur. Suriye, Irak, Filistin ve Mısır da buna dâhildir. Dolayısıyla yazarların mantıklarını kullanarak ve konunun hakkını vererek, İbrahim peygamberle Yahudiler'in dönemini birbirine karıştırmamak için tarihi kronolojiyi göz önünde bulundurmaları gerekir.
Bazı tarih profesörleri, Yahudi tarihinin Irak'tan muhaceretiyle birlikte başladığını belirten görüşlere hâlâ bel bağlamaktadırlar. Mesela coğrafya ve tarihi araştırmalar konusunda çok değerli bir çalışmanın sahibi Prof. Dr. Muhammed Reşid el-fil, “Yahudi tarihi”, İbrahim'in Keldani yurdundan batıdaki Kenan eline muhaceretiyle başlar" dernektedir33. Bu görüş, elbette ki kasıtlı veya kasıtsız olarak bu tür yanlış görüşleri işleyen birçok kitaptan alınmıştır. Meşhur Alman politikacı yazarlardan Garuba'nın kitapları bu tür çalışmalardandır. Bu yazar, eserinde İbrahim peygamberden Yahudi kralı olarak söz eder34. Dr. Garuba'nın, kronolojiyi göz önünde bulundurmadan İbrahim peygamber çağını Yahudi çağıyla ilişkilendiren diğer Hristiyanlar gibi Tevrat'tan etkilendiği apaçık ortadadır. Arap yazarlar, Yahudiler ve Yahudiliğin var oluşunu İbrahim peygamber çağına bağlama konusunda - en azından eserlerinin başlıklarıyla- yabancılan taklit etmektedirler. Örneğin Dr.Rıyad el-Barüdî, kitabının adını "İbrahim peygamberden günümüze uluslararası Yahudilik" adını vermiştir. Burada araştırmacı bir kişinin yazara şu soruyu yöneltme hakkı vardır: İbrahim peygamber döneminde Yahudilik mi vardı? Onun döneminde bir Yahudilikten söz edilebilir mi? Yahudi adlandırması Yahuda Devleti (MÖ. 931-586) ve bölgesine izafe edilmektedir ve bildiğimiz kadarıyla Yahudi adı ancak Yahuda Devleti zamanında kullanılmaya başlamıştır. Dolayısıyla geç dönem bir adlandırmadır ve M.Ö XVII. Yüzyılda yaşayan Yakup ve oğlu Yahuda ile herhangi bir ilgisi yoktur. Belki de Yahudi, tıpkı İsrail gibi Filistin’de Kenanilerden kalma bir şehir adıdır35.
16 A. g. e., s. 21.
17 A. g. e., s. 23.
18 A. g. e., s. 30.
19 Mehmet Ali Bulut, a. g. e., s. 152.
20 Ahmet Susa, a. g. e., s. 30-31.
21 M. Süreyya Şahin, Esbât, TDV İslâm Ansiklopedisi, 1995, İstanbul, 11. Cilt, s. 363.
22 Mehmet Ali Bulut, a. g. e., s. 152-153.
23 Ahmet Susa, a. g. e., s. 32.
24 A. g. e., s. 33.
25 A. g. e., s. 33.
26 Mehmet Ali Bulut, a. g. e. , s. 153.
27 Ahmet Susa, a. g. e., s. 33.
28 Ahmet Susa., a. g. e., s. 34.
29 Mehmet Ali Bulut, a. g. e., s. 154-155.
30 Ahmet Susa, a. g. e., s. 34.
31 Mehmet Ali Bulut, a. g. e., s. 155.
32 Mehmet Ali Bulut, a. g. e., s. 155-156.
33 Ahmet Susa, a.g. e., s.352., El- Yahud ve ilm el-ecnas, s. 82.
34 A.g. e., s.352., El-Irak fi müzekkerât ed-diplomasiyyin el-ecânib, Prof. Necde Fethi Saffet çevirisi, 1969, s. 124.
35 A.g. e., s.352.,
