156 ülkenin Filistin’in bağımsızlığı tanımış olması, Filistin açısından çok önemli bir kazanımdır. 156 ülkenin desteğini arkasına alan Filistin, Güvenlik Konseyi veto barajını henüz test etmediği için, pratikte “gözlemci ülke” statüsünü kazanmış oldu.
Filistin’in bağımsızlığının tanınması elbette sevindirici bir gelişme. Fakat, bir dizi soruyu da beraberinde getirdiğinden, sevindirici olduğu kadar da düşündürücü bir gelişmedir. Sormamak mümkün mü: BUGÜNE KADAR NEREDEYDİNİZ?

21 Eylül günü, BM Genel Kurul Salonu’nda düzenlenen “Filistin Sorununa Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün hayata geçirilmesi” konulu yüksek düzeyli uluslararası konferansta, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve BM’ye üye 156 ülkenin devlet başkanı, yaptıkları konuşmalarda, Filistin’in bağımsızlığını tanıdıklarını dile getirdiler.
BM çatısı altında gerçekleştirilen “Filistin Sorununa Çözüm Bulunması” konulu konferansta söz alan devlet başkanlarının hemen hepsi “Filistin’de iki devletli bir çözümün hayata geçirilmesini istiyorlardı.
İsrail, paramiliter bir örgüt olarak tanımlanan Hamas’ın 7 Ekim 2023 günü gerçekleştirdiği ve Tel Aviv’i hedef alan “Aksa Tufanı” saldırısını gerekçe göstererek, Gazze’yi haritadan silme operasyonunu başlatmıştı. “Aksa Tufanı”nın Hamas’a hiç bir şey kazandırmayacağını değerlendiren uzmanlar, bu olayı, “Ortadoğu’nun 11 Eylül’ü” olarak tanımlamışlardı.
Tarihi, ekonomik ve teolojik bağlar dolayısıyla ABD’nin desteğini arkasına almayı başaran İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze’de insanlık tarihinin en acımasız katliamını gerçekleştirdi. İsrail’in Gazze’yi haritadan silmeye yönelik saldırıları günümüze kadar devam etti, ediyor. Onbinlerce masum insan hayatını kaybetti ya da evini yurdunu terketmek zorunda kaldı.
İnsanlık, büyük bir nefret ve öfke duymasına rağmen, bu katliamı seyretmek zorunda bırakıldı.

NİHAYET BARDAK TAŞTI
Nihayet bardak taştı; Filistin sorununa çözüm bulmak ve iki devletli çözümü hayata geçirebilmek amacıyla BM çatısı altında toplanan devlet başkanları, hem isyanlarını dile getirdiler hem de Filistin devletinin bağımsızlığını tanıdıklarını ilan ettiler.
BM Genel Kurulu’nda konuşmalar yapılırken Filistin’i tanıma mesajları peşpeşe gelmeye başladı; oturum sonuna kadar Filistin’in bağımsızlığını tanıyan ülkelerin sayısı 156’ya ulaşmıştı. Filistin’in bağımsızlığının tanınması elbette sevindirici bir gelişme. Fakat, bir dizi soruyu da beraberinde getirdiğinden, sevindirici olduğu kadar da düşündürücü bir gelişmedir. Sormamak mümkün mü: BUGÜNE KADAR NEREDEYDİNİZ?
Filistin’in bağımsızlığını tanımak için, Gazze’nin haritadan silinmesini mi beklediniz?
Filistin’in bağımsızlığını tanımak için, çoluk çocuk ayırımı yapmadan uygulanan katliamla Gazze’nin insandan arındırılmasını mı beklediniz?
Gıda taşıyan konvoyların ulaşmasına izin verilmeyen Gazze’de onbinlerce çocuğun açlıktan ölmelerini mi beklediniz?
Havadan atılan un çuvallarına koşan çaresiz insanların İsrail askerleri tarafından avlanmasını mı beklediniz?
Nesillerini kurutmak amacıyla belli organlarından vurulan çocukların ve gençlerin kıvranarak can vermelerini mi beklediniz?
Siz, I. Dünya Savaşı öncesinde Ortadoğu’yu gizli anlaşmalarla paylaşanlar, İsrail’in arka bahçeleriniz saydığınız topraklara saldırmasını mı beklediniz?
Daha da önemlisi.. 21 Eylül günü BM Güvenlik Konseyi Salonunda toplanarak, Filistin’in bağımsızlığını tanıdığınızı ilan etmekle, Ortadoğu’da Gazze merkezli yaşanmakta olan katliamın durduğuna ya da duracağına inanıyor musunuz?
Hepsinden önemlisi; Filistin’in bağımsızlığını tanıdığınızı ilan ettiğinizde, Filistin gerçekten bağımsız olacak mı?

“DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel çapta yaşanan hukuksuzlukları tenkit ederken, “Dünya 5’ten büyüktür” demekle ne anlatmak istiyordu?
Sıraladığımız sorulardan da anlaşıldığı gibi, uluslararası hukuk, diplomasi, güç dengesi ve fiili durumlar içiçe geçmiş durumda.
156 ülkenin bağımsızlığını tanımalarından dolayı Filistin BM’nin bağımsız bir ülkesi olamıyor. 5 Büyükler’in hepsinin onayını almadığı sürece Filistin BM’de ancak “gözlemci üye” olabiliyor.
“Filistin Sorununa Çözüm Bulunması ve İki Devletli Çözümün hayata geçirilmesi” konulu yüksek düzeyli uluslararası konferans sonrasında elde edilen sonucu şöyle ifade edebiliriz: “156 ülke Filistin’in bağımsızlığını kabul etti.” Şimdi bu sonucun geçerli olabilmesi için 5 Büyükler tarafından onaylanması gerekiyor.
Peki, bu konuda umutlu olabilir miyiz; “Dünya 5’ten büyüktür” diyebileceğimiz bir sonuç elde edecek miyiz?
5 Büyükler’den birinin devlet başkanı Trump, “Birileri Filistin’in bağımsızlığını tanımaktan heyecan duyuyorlar, fakat Filistin’in bağımsızlığının tanınması Hamas’ın ödüllendirilmesidir” diyor. Bu ifadesinden Trump’ın Filistin’in bağımsızlığını tanıma konusunda pek de hevesli olmadığı anlaşılıyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da Trump’ın bu duruşundan memnun olmamış olacak ki, “Biz güçlünün haklı olduğu değil, haklının güçlü olduğu bir düzen kurulana kadar, ‘dünya 5’ten büyüktür’ diyeceğiz” diyor.

İSRAİL NE DİYOR?
156 ülkenin Filistin’in bağımsızlığını tanımakla oluşan tablo karşısında İsrailin Gazze’yi haritadan silme operasyonunu durduracağını sanmıyoruz. İsrail ordusunun şahin kanadı ve özellikle Savunma Bakanı Yisrael Katz, Batı Şeria’nın da ilhak edilmesi gerektiğini savunuyorlar.
ABD’nin, daha doğrusu, birinci başkanlık döneminden beri, ABD Başkanı Trump’ın açık desteğini arkasına alan İsrail Başbakanı Netanyahu, birkaç gün önce yaptığı bir konuşmada, “Ürdün’ün batısında asla bir Filistin devleti kurulmayacak” demişti.
ABD, j. Biden döneminde de İsrail’e destek vermişti, ama Gazze’de olduğu gibi bir katliam yapmasına izin vermemişti. Gazze’de bir tatil beldesi inşa etmeyi, Doğu Akdeniz’de İsrail sahillerinde yapay adacıklar oluşturarak meraklılarına iyi fiyatla pazarlamayı, Gazze açıklarındaki doğalgaz rezervlerine uzanmayı planlayan “Emlakçı Başkan” Trump, Netanyahu’nun Gazze’de gerçekleştirdiği insanlık tarihinin en acımasız katliamını görmezden geliyor.
FİLİSTİN BM’YE TAM ÜYE OLABİLİR Mİ?
BM sisteminde bir devletin tam üye olabilmesi için öncelikle Güvenlik Konseyi’nin önerisi, 5 Büyükler’den hiçbirinin veto hakkını kullanmaması ve Genel Kurul’da 2/3 çoğunlukla kabul edilmesi gerekir. Aksi takdirde, 156 ülkenin Filistin’in bağımsızlığını tanıması sembolik ve politik açıdan önemli olsa da, Filistin tam üye olamaz ve BM’de oy kullanma, karar alma hakkı kazanmış sayılamaz.
2012 yılında, BM Genel Kurulu’nda, 138 devletin “evet” oyuyla Filistin’e BM Gözlemci Devlet (non-member observer state) statüsü verilmişti, fakat daha sonra Filistin’in yaptığı tam üyelik başvuruları veto edilmişti.
Dolayısıyla, Gazze’nin haritadan silinmesini, onbinlerce masum insanın hayatlarını kaybetmesini dizi film tadında izleyen 156 ülkenin Filistin’in bağımsızlığını tanıma kararı büyük diplomatik etki yaratır, ama Filistin’in tam üye olabilmesi için Güvenlik Konseyi’ndeki veto barajını aşma hakkı kazandırmaz.
BM tarafından tanınma, bir devletin varlığını uluslararası toplumda meşrulaştırma aracıdır; ancak sınırlar, egemenlik fiili kontrol ve iç otorite gibi unsurlar da önem taşır. Gazze harabeye dönmüş durumda, İsrail Savunma Bakanı Katz Batı Şeria’yı İsrail toprağı olarak görüyor. Hamas Gazze’de, El Fetih Batı Şeria’da varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bu tablo, Filistin’in “tam egemen devlet” olarak görülmesini engelliyor.
ABD İLE İNGİLTERE VE FRANSA’NIN FİLİSTİN’E BAKIŞ AÇILARI FARKLI
Bütün bunların yanı sıra, ABD gibi veto hakkına sahip ülkelerin, diplomatik izolasyon, yaptırımlar, dış baskı araçlarını kullanma gibi imkanları da var. Filistin’in bağımsızlığı konusunda ABD ile İngiltere ve Fransa arasında yaşanmakta olan mücadele yalnızca Filistin’in değil, Ortadoğu haritasının şekillenmesinde de belirleyici rol oynayacaktır.
Çin ile imzaladığı bütün teknolojik anlaşmaları iptal etmesi karşılığında İsrail’in, Gazze’yi haritadan silmesine ve burada insanlık tarihinin en acımasız katliamını gerçekleştirmesine göz yuman ABD derin devletinin hedefleriyle, “Emlakçı Başkan” Trump’ın Gazze ve Suriye’nin yeniden inşa edilmesine ilişkin hayallerinin ne derece uyuştuğu da ayrı bir inceleme ve irdeleme konusudur.
Görüldüğü gibi Filistin’in bağımsızlığının tanınması konusu, yalnızca Filistin’le sınırlı bir konu değildir. Filistin toprakları üzerinde bir İsrail devletinin kurulmasında İngiltere’nin önemli rolü olmuştu. Arthur James Belfour, 2 Kasım 1917’de Siyonist liderlerden Lord Rothschild’e yazdığı mektupta, Filistin topraklarında bir Yahudi devletinin kurulmasında İngiltere’nin yardımcı olacağını bildirmişti.


İSRAİL’İN KATLİAMLARI YENİ DEĞİL
Bu mektup sonrasında Filistin’e Yahudi göçü başlamıştı. Bu arada Yahudiler satın aldıkları topraklarda kurdukları yerleşim birimlerini korumak amacıyla Haganah ve Palmah gibi örgütler kurmuşlardı. İngilizlerin Osmanlı egemenliğine son vermesiyle, İtilaf Devletleri’nin önermesi ve Milletler Cemiyeti’nin onaylamasıyla (Haziran 1922) Filistin’de İngiliz Manda Yönetimi kurulmuş ve İsrail devletinin kuruluşuna (14 Mayıs 1948) kadar varlığını sürdürmüştü.
I. Dünya Savaşı sonrasında Filistinlilerle Yahudiler çatışmaya başladılar. Batılılardan büyük ölçüde silah desteğini alan Yahudiler, İsrail devletinin kurulması sonrasında saldırılarını artırdılar ve Tantura, Deir Yasin katliamlarını gerçekleştirdiler.
İsrail’in kurulması sonrasında Filistinlilerle Araplar arasında yaşanan çatışmalarda çoğunlukla İsrail galip geldi.
Fransa’nın Filistin sevdası, Osmanlı’nın Ortadoğu’daki topraklarını paylaşmak amacıyla, 1916’da İngiltere ile imzaladığı Sykes-Picot Anlaşmasına ve 1923 ile 1946 arasında Suriye ve Lübnan’ın Fransız Manda Yönetimi’nde kalmasından kaynaklanıyor.
Yani, Ortadoğu haritası yeniden şekillenirken İngiltere de, Fransa da eski arka bahçeleri saydıkları coğrafyalarda bayrak göstermeye, pay kapmaya çalışıyorlar. Son zamanlarda İngiltere ve Fransa’da yaşanan gelişmeleri, Trump’ın Fransa’yı ve İngiltere’yi ziyaretinde sergilediği kovboy tavırlarını bu tarih penceresinden bakarak değerlendirmek gerekir.
HAMAS VE EL FETİH BİRARAYA GELİR Mİ?
Gazze’de güçlü olan Hamas ile Batı Şeria’da güçlü olan El Fetih arasındaki bölünmüşlüğü, anlaşmazlığı aşmak oldukça zor. Uzlaşma hükümeti, seçim, federatif yapı gibi bazı modeller torik olarak mümkün görünüyor, ama bunca yaşanmışlıklar sonrasında uygulanması oldukça zordur.
Sonuç olarak; 156 ülkenin Filistin’in bağımsızlığı tanımış olması, Filistin açısından çok önemli bir kazanımdır. 156 ülkenin desteğini arkasına alan Filistin, Güvenlik Konseyi veto barajını henüz test etmediği için, pratikte “gözlemci ülke” statüsünü kazanmış oldu.
“Gözlemci üye” statüsü Filistin’in tam üye olma şansını sıfırlamaz; 156 ülke tarafından tanınma, diplomatik baskıların önlenmesinde, meşruiyet kazanımında, uluslararası ilişkilerde önemli bir silah olarak kullanılabilir. Fakat gerçek egemenlik, sınırların belirlenmesi, yönetim birliğinin sağlanması ve BM Güvenlik Konseyi’nde tam üyelik statüsünün kazanılması uzun ve zorlu bir mücadele gerektiriyor.