Büyük şehirler büyüdü… Binalar yükseldi, yollar genişledi, kalabalık arttı. Ama insanın içindeki boşluk da aynı oranda büyüdü. Trafik, kira, geçim sıkıntısı, güvensizlik ve yalnızlık… Tüm bunlar insanı yeniden köklerine bakmaya zorluyor. Son yıllarda sıkça sorulan bir soru var: Büyük şehirlerden köylere dönüş başlar mı? Anadolu’da bir söz vardır: “Köy yerinde 250 metre yerin olsun, aç kalmazsın.” Bu söz boşuna söylenmemiştir. Küçük bir bahçe, birkaç tavuk, biraz emek… İnsan en azından temel gıdasını üretebilir. Toprak insana güven verir. Ürettiğini bilmek, kendi alın terini görmek ayrı bir huzurdur. Fakat köy hayatı romantik bir hayal değildir. Emek ister, sabır ister, bilgi ister. Sabah erken kalkmayı, yazın sıcağında çalışmayı, kışın zorluğunu göze almayı gerektirir. Şehirde konfora alışmış biri için bu dönüş kolay değildir. Zamanla şehir hayatı insanlara farklı bir kimlik yükledi. Modernlik anlayışı içinde sadelik geri planda kaldı. Oysa köy; üretimin merkezidir. Şehir tüketir, köy üretir. Bu gerçeği değiştirmek mümkün değildir. Ekonomik dalgalanmalar, artan gıda fiyatları ve hayat pahalılığı insanları yeniden toprağa yönlendirmektedir. Çünkü insan bilir ki köyde üretim vardır. Üretim olan yerde umut vardır. Elbette herkes köye dönmeyecek. Eğitim, sağlık ve iş imkanları büyük şehirlerde yoğunlaşmış durumda. Ancak kısmi dönüşler artabilir. Emekliler, uzaktan çalışanlar ve küçük üretim yapmak isteyenler için köy yeni bir başlangıç olabilir. Belki de mesele tamamen dönmek değil; değerleri hatırlamaktır. Geldiği yeri küçümsememek, toprağı hor görmemek, üretimin kıymetini bilmek… İnsan kökünü unutursa savrulur. Köy sadece bir yer değildir; bir kültürdür, bir dayanışmadır, bir kimliktir. Toprağın değeri her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Belki de asıl dönüş, insanın kalbinde başlayacaktır.