MUSTAFA ÇIRPANLI HOCA’MIZ!... (11 )
MUSTAFA ÇIRPANLI HOCA’MIZ!... (11 )
Merhum, Mustafa Çırpanlı Hoca’mız en verimli çağında, 63 yaşına geldiğinde,- ki, kendisine yaşı sorulduğuunda 63’den sonra nice yıllar geçti,” buyururlardı.Tıpkı, Mürşidi ve Müceddidi, Süleyman Hilmi Silistrevî( k.s.), Efendi Hazret’leri gibi, Süleyman Efendi Hazret’leri de, yaşı sorulduğunda, 63’den sonra nice yıllar geçti,” buyururlardı. Resûl-i Ekrem salla’llâhu aleyhi ve sellem Efendimiz 63 yaşında iken, ebediyyete intikal buyurduğu için, O’ndan fazla aldıkları yaşı, te’eddüben söylemezler, 63’den sonra nice yıllar geçti,” diye ifade buyururlardı.-başına kendisini sarsıcı iki musibet isabet etti.Önce, hayat arkadaşı, herdaim, yanında, arkasında olan, Muhtereme Refikası Müzeyyen Hanım ebediyyete intikal etti.Te’essürünü ve derîn hüznünü, Tedris, tecdid,ihya ve irşad hizmetlerine daha fazla zaman ayırarak giudermeye çalışıyordu.İkinci darbe, 1939’dan i’tibâren, okudu,okuttu, Seyr-i Sülûkini tamamladı, Ulûm-ü Diniyye ve Şer’iyye’nin tamamından, Kelâm, Hadis, Tefsir. Fıkıh ve Usûl-ü Fıkıh, âlât ve â’lâ İlim’lerin tamamından icazet aldı. Sadece Alanya ve Antalya’nın değil, Ortaanadolu ve Akdeniz bölge’lerinin de tabi’î İdarecisi iken, Hocaefendi’nin başına, Alanya ve Antalya’ya torunu yaşında birisi idareci ta’yin edildi. 63 yaşında zâhirî ve bâtınî ilim’lerde kemâle ermiş,bırakınız, bölge idarecilerini, merkezî otorite’nin bile kendisinden istifade etmesi gereken bir devirde, Hocaefendi, uzlete mecbur edildi. Uzlete çekildiğinde, en yakın talebesi ve arkadaşları bile kendisini ziyaret etmekten çekinir oldular. Yanlış anlamalara sebebiyyet vermemek için, ısrarla kendisini ziyaret etmek isteyenleri bile kabûl’den çekinir, hale gelmişti.
İstanbul’u teşrif’lerinde, önceden haber verirseler, Harem Otogar’ında, sonradan haberder olduğumda, Üsküdar Meydanındaki Saray Otel’inde kendilerini karşılardım,Ziyaret Mahallerini beraber ziyaret eder, akşamları, eğer, Kemal Bey Ağabey İstanbul’da ise, mutlaka, Ziyarethane’yi teşrif ederdi.Gece’nin ilerleyen saatlerinde, kendilerini, Üsküdar’daki Saray Otel’ine bırakırdım. Hocaefendi, bu ziyaretlerinde, hiç kimseye yük olmaz, yemeklerini, Üsküdar’daki İkbal Lokantasında yer, geceleri de Saray Otelinde kalırlardı.Uzlete mecbur bırakılmasına rağmen, Merkezî Oteriteye kırgınlığını hiç hissettirmezdi
Hocaefendi, gençliğinden i’tibaren, Diyabetter muztarip idi. Derîn yalnızlık ve uzlet rahatsızlığını iyice artırmıştı, 23 Aralık 1980 Salı günü, kuşluk vaktinde ebediyyete intikal ile rahmeti Rahman’a kavuşmuştu. Hocaefendi’nin ufûlü,bütün yurdumuzda, Gönülcoğrafya’mızda, bil’hassa, Alanya ve Antalya’da derin bir hüzne sebeb olmuştu. Ebedî yolculuğunda kendisini uğurlamak üzere, yakın il ve ilçelerden Alanya’ya bir akın olmuş, Hocaefendi’nin eviyle Cenaze namazının kılınacağı, Kuyularönü Cami’i’nin arası insan seline dönmüştü. Hocaefendi’nin Mübârek Nâ’aşı, Alanya, Bektaş Kabristanlığındaki Aile makber’ine defn’edilmiştir.” Mezar Taşında: “ Hüve’l-Hayyü’l-Bâkî, Alanya Eşrafığndan, Mustafa Çırpanlı velâdeti 1910, vefatı 23.12.1980….yazılı…
23 RALIK 1980 Tarihinde Mustafa Çırpanlı Hoca’mızın, 04.01.1981 Tarihinde, Hazreti Üstazımızın Büyük Kerimesi, Mahzûne ve Mağdûre, Merhum, Kemal Bey Ağabey, Kemal Kacar’ın Muhtereme, Refîka’ları, Hadîce Bedîa Kacar’ın,12 gün ara ile ebediyyete intikal buyurmaları, Câmia’mız, İmam-ı Rabbânî Evlâdı bakımından bir dönüşüm noktasını teşkil eder. Hadîce Bedîa Ablamız, Aile içinde bir denge unsuru, Çırpanlı Hoca’mız ise bütün Câmia’mız için bir denge unsuruydu. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı.Fitneler zuhur etti, yer yer, tefrikalar meydana geldi.
Hocaefendi’nin hayatındaki talih ve şanslarından birisi, Kerimağa gibi bir Vezir’e, Halil’e sahip olmasıydı. Alanya’lı’ların “ Kerimağasi,” Toros’ların aslanı, Yiğit Evlâdı, Kerimağa, Kerim Çağrıcı,sanki, kendisini Hocaefendi’ye vakfetmişti. Hocaefendi’den hiç ayrılmaz, bütün seyahatlarında kendisine refakat ederdi. Hac Farîzasını bile birlikte eda etmişlerdi.İstanbul’u teşriflerinde de yine hep beraber olurdu.Kerimağa, te’vile gitmeden, eğip-büğmeden, “Kitabın ortasından,” konuşurdu, gözünü budaktan esirgemezdi.Merhum, Beyağabey, ilk önce küçük bir Otomobil, Halkını Kablumbağa ta’bir etiği bir Volksvagen almıştı, Ticari durum bakımından, Abla’nın üzerine kayd’edilmişti.Kerimağa böyle küçük bir arabayı Ağabey’e layık görmemişti.İstanbul’a geldiklerinde, Ziyarethane’de, mahallî şive ile, “ Ağabey,Araba diye bir Tosbağı almışsın! Üstelik endeği Tosbağıyı da Abılamızın üzerine kaydertmişsin! Sana ve Abılamıza Mersedes layıktır, Vallahi ben endeği Tosbağıyı yakarın!,” demişti…