Makam sahibi olmak, sanıldığı gibi ayrıcalık değil, sorumluluktur. O koltuklar rahat etmek için değil, hizmet etmek için vardır. Ne yazık ki bazı insanlar makamın ağırlığını taşımak yerine makamın cazibesine kapılır. İşte o zaman sorun başlar. Çünkü makam büyüdükçe insanın da büyüdüğünü zannedenler, bir süre sonra aynaya değil, koltuğuna bakmaya başlar.

Bir insanın karakterini anlamak için bazen uzun yıllar tanımaya gerek yoktur. Elindeki yetkiyi nasıl kullandığına bakmak yeterlidir. Dün aynı çevrede bulunduğunuz, aynı sohbetleri paylaştığınız, aynı masada çay içtiğiniz insanlar; bir makama geldikten sonra ulaşılmaz hale geliyorsa ortada ciddi bir karakter sınavı vardır.

Daha acısı ise, bu değişimin fark edilmemesidir.

Bir makam sahibinin telefonu sürekli meşgul olabilir. Yoğunluğu olabilir. Toplantıları olabilir. Bunlar anlaşılabilir durumlardır. Ancak defalarca aranmasına rağmen telefonu açmamak, geri dönüş yapmamak ve iletişim kurmaktan kaçınmak yoğunlukla değil, tercihle açıklanır. Çünkü nezaket zaman değil, karakter meselesidir.

Mesele telefon açıp açmamak da değildir aslında. Mesele, insanlara verilen değerdir. Makama gelince eski dostları, eski arkadaşları, eski yol arkadaşlarını görmezden gelmek; kişinin bulunduğu mevkiyi ne kadar yanlış anladığının göstergesidir. Çünkü makamlar insanı büyük yapmaz, sadece gerçekte ne olduğunu daha görünür hale getirir.

Tarih boyunca nice insanlar makam sahibi oldu. Kimileri görevleri bittikten sonra da saygıyla anıldı. Kimileri ise koltuklarından kalkar kalkmaz unutuldu. Aradaki fark yetkide değil, insanlıkta saklıydı.

Şeyh Edebali'nin asırlar öncesinden verdiği öğüt bugün de kulaklarda çınlıyor: "Nereden geldiğini unutma ki nereye gideceğini unutmayasın."

Ne kadar yüksek makamlara çıkılırsa çıkılsın, insan geçmişini unutmamalıdır. Çünkü insanı bulunduğu noktaya taşıyan şey sadece kendi emeği değildir. Dostluklar, ilişkiler, destekler ve yılların biriktirdiği güven de bu yolculuğun parçasıdır. Bunları yok saymak, aslında kendi hikâyesini inkâr etmektir.

Bugün birçok makam sahibinin düştüğü en büyük hata, koltuğun kendilerine ait olduğunu sanmalarıdır. Oysa makamlar emanettir. Bugün vardır, yarın yoktur. Kalıcı olan ise geride bırakılan izdir. İnsanlar sizin hangi makamda oturduğunuzu değil, o makamdayken nasıl bir insan olduğunuzu hatırlar.

Telefonunu açmayanlar, geri dönüş yapmayanlar, ulaşılmaz olmayı itibar zannedenler şunu bilmelidir: İnsanları bekletmek güç göstergesi değildir. Tam tersine, makamın kişiliğin önüne geçtiğinin işaretidir.

Günün sonunda koltuklar boşalır, unvanlar silinir, tabelalar değişir. Geriye sadece insanların hafızasında bıraktığınız iz kalır. O iz ya vefa olur ya da kibir.

Tercih, makamın değil; makamı taşıyan insanındır.